Zihinsel Sağlık için Dostça Uyarı

11 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bugünkü yazımın konusunu, üzerinde pek kafa yorulmayan ama gerçekten çok önemli ve değişik bir sağlık sorunu olarak seçtim.

Zihinsel sağlık, sadece “hasta olmamak” demek değildir. Tıpkı fiziksel sağlığımız gibi, zihinsel sağlığımız da duygusal, psikolojik ve sosyal iyi oluş halimizi ifade eder. Hayatın getirdiği streslerle başa çıkabilmek, üretken ve verimli çalışabilmek, topluluğumuza katkıda bulunabilmek ve ilişkilerimizde tatmin bulabilmektir. Bu, her zaman mutlu olmak demek de değildir; duygularımızın farkında olmak ve onlarla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmek demektir. Hüzünlenmek, kötü bir olay karşısında üzülmek, hatta ağlamak çok doğaldır. Depresyon ise apayrı bir şey, normal üzüntüden farklı bir durumdur.

Çok sevdiğim bir arkadaşım gençlik yıllarında bir doktora gitmişti. Şikayetlerini anlattı, doktor “Psiko-nevrotik depresif reaksiyon” teşhisi koymuştu. O yıllar ne anlama geldiğini pek kavrayamamıştık ama ifadenin şiirsel güzelliği, hastalığın adının beynimize hap gibi girmesini sağlamıştı. Ve o tarifle de arkadaşımıza hitap eder tavra girmiştik, hep beraber de gülüşürdük. Tabi bu cıvıklık, işin ciddiyetinin farkında olmamamızdan ileri geliyordu. Ama olgunlaştıkça “kazın ayağının öyle olmadığını” idrak eder hale geldik. Meğerse, uzun süreli; çoğunlukla iki haftadan fazla devam eden, günlük hayatımızı, enerjimizi, uykumuzu, iştahımızı ve düşünce şeklimizi ciddi şekilde etkileyen kalıcı bir çökkünlük ve ilgi/zevk kaybı haliymiş. Depresyon “keyifsizlik” değilmiş. Depresyon bir zayıflık, bir seçim ya da “kafaya takma” hali de değilmiş. Bu, beyin kimyasallarındaki değişikliklerden ve birçok farklı faktörden kaynaklanan gerçek bir sağlık sorunuymuş. Tıpkı yüksek tansiyon veya diyabet gibi, tedavi edilmesi gereken bir durummuş.

Depresyona kapılmamak, bu duruma yakalanmamak veya etkilerini en aza indirmek için uygulanabilecek, günlük hayata adapte edilebilir basit tavsiyeleri o vesileyle öğrenmiştik:

• Hareket ederek vücudu beslemek gerekiyormuş. Küçük adımlar atmalıymışız, haftada birkaç kez, yarım saat bile olsa hızlı yürüyüş yapmalıymışız. Egzersizin doğal bir ruh halini yükseltici gücü olduğunu o zaman öğrendik. • Dengeli beslenmeyi ihmal etmemeliymişiz. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan olabildiğince uzak durmalı, bolca su içmeli, sebze/meyve tüketmeliymişiz. • Uyku düzenine dikkat etmeliymişiz. Her gün yaklaşık aynı saatte yatıp kalkmaya çalışmalıymışız. Kaliteli uyku, zihinsel sağlığın temel taşıymış.

“Zihinsel Hijyen” ifadesini de ilk defa orada duydum. “Hayır” demeyi öğrenmeliymişiz. Üstümüze çok yük almamalıymışız. En enteresanı da mükemmeliyetçilikten uzak durmakmış.

Ben bu konuyu esprili şekilde bir başka arkadaşıma aktarıp gülüşmeler sağlamak isterken, o zamana uygun eklemeler getirdi: “Sen sosyal medyaya fazlaca bağlısın, önce biraz sosyal medyaya ara vermelisin,” demez mi, şaştım kaldım! Doktorcuğumun beni şaşırtan diğer nasihatlarını da sıraladı: “Bak,” dedi, “başkalarının ‘mükemmel’ hayatlarını gördüğünde kendini onlarla kıyaslamaktan kaçın. Bazen birkaç saat, bazen bir gün dijital detoks yap. Şükret ve anı yaşa. Her gün küçük de olsa iyi giden 3 şeyi not al. Bu uygulama alışkanlığı beynini olumluya odaklanmaya eğitir.”

Benim sadece neşelenmek için açtığım konu, hiç tahmin edemediğim biçimde önemli ve bilmediğim önerilerle sürdü. “Sosyal ilişkilerini canlı tut, buna önem ver,” dedi.

Peki, bu karanlık günlerin kapısını çalmasını nasıl engelleriz, ya da çaldığında sesini nasıl kısarız? İnan bana, büyük sihirler gerekmez. Tek ihtiyacımız olan, kendimize karşı nazik olmaktır. Sabahları, o battaniyenin sıcak davetine direnmek zor gelse de, kalkıp pencereyi açmak, yüzüne vuran ilk güneş ışığının hediyesini kabul etmek, atılacak ilk küçük adımdır. Telefonu bir kenara bırakıp, gerçek bir nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırla. Gevşek bir toprağa dikilen fidan gibi, sen de kendini günlük ritüellerinle beslemelisin. Her gün aynı saatte uyumak, basit ve taze gıdalarla vücuduna saygı göstermek, zihnine sunduğun en büyük destektir. Unutma, iyi bakılan bir beden, iyi bakılan bir zihnin en iyi yardımcısıdır.

Eğer çevrende, eskisi gibi neşeli olmayan, gözlerinin feri sönmüş bir dostun varsa, ona akıl vermekten, yargılamaktan, ya da “şükretmeyi bil” demekten kaçın. Çünkü o anlattığın güzellikleri görme enerjisi onda yoktur. Yapılacak en insancıl şey, sessizce yanında durmaktır. Ona, “Sana yardım etmeme gerek yok, ama ben buradayım ve seni dinlemeye hazırım,” de. Belki bir kahve ısmarlayıp, tüm sessizliğin içinde, sadece orada bulunmak, omuzlarına dayandığı bir duvar olmaktır görevimiz. Onu yargılamadan dinlemek, belki de anlatırken kendi çözümünü bulmasını sağlamaktır. Eğer gücünün yetmediğini hissediyorsa, “Bu, senin tek başına taşıman gereken bir yük değil,” de ve bir uzmandan destek almanın, tıpkı kırık bir kol için doktora gitmek gibi doğal ve gerekli olduğunu fısılda.

Unutma sevgili dost, zihinsel sağlık bir hedef değil, devam eden bir yolculuktur. Tıpkı yürüyüşe çıktığımızda bazen yorulup duraksamamız gerektiği gibi, bazen duraklarız. Önemli olan, o durakta sonsuza dek kalmamaktır. Ne kendine ne de çevrendekilere, her zaman güçlü olmak zorunda oldukları baskısını yap. İnsan olmak, zaman zaman düşmek ve sonra yeniden doğrulmak demektir. Ve bu doğrulma anında, bir el uzatan dostunun olduğunu bilmek, en büyük şifadır.

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!