Makbul olan Referans : Dürüstlük

12 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Zekâ, insanın karanlık ormanlarda dahi yolunu bulmasını sağlayan bir ışık; kalp ise o ışığı taşıyan elin sıcaklığıdır. Ama bütün bu görkeme rağmen, içinde dürüstlük yoksa hiçbirinin anlamı kalmaz. Dürüstlük, insanın kendine ve başkasına karşı en çıplak, en savunmasız hâlidir; yalanın bulutlanmış göğünde parıldayan tek hakikattir. Amerikalı yatırımcı ve hayırsever Warren Buffett diyor ki: “Bir insanda üç şey arayın: zekâ, kalp ve dürüstlük. Sonuncusu yoksa, ilk ikisiyle de uğraşmayın.” Bu söz, belki bir ahlak kuralı gibi durur, fakat aslında bir ömürlük sınavı işaret eder: Bizi insan yapan şeyin zekâmızın keskinliği ya da kalbimizin büyüklüğü değil, ikisini taşıyan omurganın sağlamlığı, yani dürüstlüğümüz olduğuna dair bir sınav.

Nice zeki insanlar gördük, bilgiyi büyü gibi kullanıp başkalarını manipüle etmeye çalışan; nice geniş yürekli insanlar gördük, kalbin sıcaklığını menfaate kurban eden. Ama dürüstlüğü yitirmiş olanların ne zekâsı işe yarar ne kalbi ses verir. Kendimize bakınca da aynı meydan okuma çıkar karşımıza: İçimizdeki sesi susturmadığımız sürece, içtenliğimiz bir ömür boyu yoldaşımız olur. Ben hep bunu hissettim; aklım erdiğinden beri, insanın özüne ait en kıymetli cevherin parlak sözlerde değil, sessiz ama tutarlı bir doğrulukta saklı olduğuna inandım.

İşte tam da bu yüzden, insanın kıymetini ölçen en gerçek terazi zekâ ya da yetenek değildir; her ikisini taşıyabilen içsel omurganın sağlamlığıdır. Ve o omurga, ancak dürüstlüğün taşlarıyla örülmüşse hayatın bütün ağırlığına karşı durabilir. Bu yüzden bazı insanların varlığı bizi dinlendirir; bazı sözler içimize su serper; bazı bakışlarda kendimizi güvende hissederiz. Onların büyüsü zekâlarından değil, kalplerinin sıcaklığından da değil, taşıdıkları hakikat yükünden gelir. Bu yük ağır gibi görünse de aslında insanı hafifleten tek şeydir. Çünkü hakikati taşıyan, kendiyle kavga etmez; kendiyle kavga etmeyen, başkasıyla da savaşmaz.

Ve sonunda, insanın bütün bir ömrü belki de tek bir soruya sıkışır: “Doğru olanı, kolay olana tercih edebildim mi?” Zekân ne kadar parlak olursa olsun, kalbin ne kadar taşsa da bu soruya verilen cevaptır seni var eden. Yıllar sonra dönüp ardına baktığında, izlerin kumda değil, taşta duruyorsa; birilerinin hafızasına iyi bir insan olarak kazındıysan; seni anlatan cümleler başarılarından önce güveninle başlıyorsa işte o zaman hayatın gerçek anlamını kavramışsındır. Çünkü dürüstlük, insanın geleceğe bıraktığı en sessiz ama en kalıcı mirastır. Ve ne ironiktir ki, miras bırakan hiçbir zaman “Ben dürüstüm” demez; onun yerine hayatı fısıldar bu gerçeği. Seni de en çok bu fısıltı büyütür, bu fısıltı yüceltir, bu fısıltı yaşatır.

İnsanı ayakta tutan şey ne zekâsının parlaklığı ne kalbinin çarpıntısıdır; hepsi bir gün yorulur, solar, yön değiştirir. Ama dürüstlük… O, insanın içinde bir kaya gibi durur; fırtınada devrilmeyen, güneşte gölge veren, gecede yön gösteren bir kaya. Kişi ne kadar yol yürürse yürüsün, kimlerle karşılaşırsa karşılaşsın, hangi sesler onu çağırırsa çağırsın, kendi hakikatinin önünden geçip gidemez. Çünkü içimizde taşıdığımız doğruluk, bizi biz yapan en sessiz ama en güçlü yankıdır. Ve bir gün hayatın bütün hesapları kapandığında, geriye yalnızca şu kalır: “İyi bir insan mıydım?” İşte o gün, cevabın içini acıtmıyorsa, ömrün boşa geçmemiş demektir. Zekâ da kalp de ancak o zaman güzelleşir; insan, ancak o zaman gerçekten insan olur.

Dürüst insanlara yürekten selamlar!

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!