Kişiliğin Üç Yüzü: Görünen, Gizlenen, Sanılan

9 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bazı sözler vardır, zamana direnmez; zamanı kendine esir eder. Yıllar geçse de anlamı solmaz, tersine, her çağda yeniden doğar. Fransız eleştirmen, gazeteci ve yazar Alphonse Karr, bu türden sözlerin sahibidir. “Herkesin üç kişiliği vardır: Ortaya çıkardığı, sahip olduğu ve sahip olduğuna inandığı.” derken, aslında insanın en derin bilmecesini ‘Ben kimim?’ sorusunu tek cümlede dile getirmiştir.

Bu söz, bir aynalar koridorunda yürümeye benzer; her köşe başında kendimizin başka bir yansımasıyla karşılaşırız. Kimi zaman hoşumuza gider, kimi zaman ürkütür. Çünkü insanın en büyük yüzleşmesi, kendisiyle olandır.

İnsan, doğduğu andan itibaren görünmek ister. Toplumun gözüne hoş görünmek, ailesinin gururu olmak, çevresinde takdir görmek ister. İşte ilk kişilik burada şekillenir: Ortaya çıkardığımız kişilik. Bu, başkalarının önünde giydiğimiz bir elbisedir. Duruşumuz, ses tonumuz, tebessümümüz, hatta suskunluğumuz bile bu görünürlüğe hizmet eder. Fakat bu kişilik, çoğu zaman sahnenin ışıkları sönünce dağılır. Gerçek benlik, yalnızlıkla baş başa kaldığımızda sessizce ortaya çıkar. İşte o zaman ikinci kişiliğimiz, yani sahip olduğumuz kişilik devreye girer. Bu kişilik, bizim vicdanımızla, korkularımızla, kırgınlıklarımızla örülüdür. Onu kimse tam olarak bilemez; çünkü biz bile bazen onunla yüzleşmeye cesaret edemeyiz.

Ne var ki insan, yalnızca kendisiyle değil, kendi hayaliyle de yaşar. Üçüncü kişiliği, yani sahip olduğuna inandığı kişiliği inşa ederken, çoğu zaman en büyük yanılgıya düşer. Kendini olduğundan daha cesur, daha dürüst, daha iyi zanneder. Belki de bu yanılgı, yaşamanın devam etmesini sağlayan tatlı bir yalandır. Gerçeği tüm çıplaklığıyla görmek herkesin harcı değildir. Kişi bazen kendini kandırarak ayakta kalır.

Bir zamanlar büyük düşünür Montaigne şöyle demişti: “İnsan kendini tanımaya kalktığında, insanlığın en zor işine girişir.” Çünkü insan, kendini tanıdıkça aslında bilmediği yanlarını keşfeder. Alphonse Karr’ın sözü, bu yüzden yalnızca bir tespit değil, aynı zamanda bir uyarıdır: Kendini sandığın kişiyle, gerçekten olduğun kişi arasında uçurum varsa, orada huzur barınmaz.

Bir anekdot anlatılır: Ünlü bir ressam, kendi portresini yapar. Günlerce uğraşır, sonunda tabloyu tamamlar. Bir dostu tabloyu görünce şaşkınlıkla sorar:

— “Bu sensin ama yüzün neden bu kadar karanlık?”

Ressam gülümser:

— “Çünkü kendimi ilk kez aynada değil, içimde gördüm.”

İşte kişiliğin özü burada yatar. İnsan, kendini gerçekten tanımaya başladığında, ışığın değil, gölgenin içinden geçer. Gölgesiyle barışmayan bir ruh, ne kadar parlak görünürse görünsün, içinde eksik kalır.

Kişilik, doğuştan gelen bir armağan değil, yaşam boyu şekillenen bir eserdir. İnsan, seçimleriyle yontar kendini. Bir gün affetmeyi seçer, bir gün susmayı, bir gün direnip bir gün vazgeçmeyi. Her tercih, içimizdeki kişiliğin taşına bir iz bırakır. O taş, yıllar geçtikçe bir heykel gibi şekillenir. Ama o heykelin nasıl görüneceğini belirleyen şey, insanların bizi nasıl gördüğü değil; bizim kim olduğumuzu nasıl bildiğimizdir.

Bir bilgeye “İnsanı en çok ne yorar?” diye sormuşlar.

“Kendini inkâr etmek,” demiş.

Gerçek kişiliğini inkâr eden, sürekli rol yapan, başkalarının beğenisine göre yaşayan insan, en sonunda kendi iç sesini duyamaz hâle gelir. Dışarıdan alkışlar duyulur, ama içeride derin bir sessizlik yankılanır.

Karr’ın sözü, sadece bir aforizma değil, her birimize tutulan bir aynadır. Belki de en doğru soru şudur:

Benim gördüğüm ‘ben’ mi, yoksa görmek istediğim ‘ben’ mi?

Cevabı bulmak için cesur olmak gerekir. Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, çoğu zaman başkalarıyla savaşmaktan daha zordur. Ama o yüzleşmeyi yaşayan, artık sahte benliklerin tutsağı olmaktan kurtulur. O zaman kişilik, yalnızca bir kimlik değil; insanın var olma onuru hâline gelir.

Ve işte o noktada, insanın üç kişiliği bir araya gelir; maske düşer, sahne kararır, geriye sadece “ben” kalır — ne fazla, ne eksik.

İÇİMDEKİ BİLİNMEYEN

Bir ben var içimde, Kimselerin bilmediği, Ne aynada görünür, Ne söze döküldüğü gibi.

Bir ben var içimde, Kimi zaman susar, Kimi zaman haykırır, Ama hep gerçeği arar.

Maskeler düşer bir bir, Kalan, çıplak bir ruh olur. Ve insan anlar ki sonunda: Kişilik — görünmek değil, Var olmak cesaretidir.

Ö.HN

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!