Omuzlardaki Görünmez Yük

18 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Gecenin en derin, en sağır anlarında, sokak lambalarının bile uykuyu seçtiği o demlerde, insan denen mucizenin omuzlarına yüklenmiş görünmez bir yük vardır. Herkesin kalbinin kuytusunda, kimseye anlatılamayan bir ağırlık… Bu yük, ne maddi ne de somut; o, ruhun kederden, kayıp ihtimalinden, hayal kırıklığından ve varoluşun karmaşık düğümlerinden örülmüş çetrefilli mirasıdır. Bazen bir sessizlik olur bu yük, yıllanmış bir hasretin adı, bazen de yutkunulamayan bir feryat.

Öyle ki, her nefeste o ağırlığın farkında olmak, modern insanın en yalnız ve en kadim bilincidir. İşte bu yüzden, yüzlerimizdeki tebessümler ne kadar parlak olursa olsun, hepimiz omuzlarımızdaki görünmez heybenin farkındayız ve biliyoruz ki: Derdin yükü ağırdır, herkes kendi yükünü taşır ve ağırlığını da idrak eder.

Bu idrak, bir kabullenişin başlangıcıdır.

Başkasının acısını anlamaya çalışmak, bir dağın eteklerinden o dağın zirvesini tahmin etmeye benzer; ne kadar tasvir etseniz de, zirvedeki rüzgârın şiddetini ve o tırmanışın yorgunluğunu asla bilemezsiniz. Herkesin yürüdüğü patika, yalnızca ona aittir; ayak izleri, düşüşleri ve her bir adımın bedeli kişisel bir tarihtir. Başkasının sırtındaki heybede ne olduğunu bilmeyiz; belki bir pişmanlık yığını, verilememiş kararların gölgesi, belki zamana yenik düşmüş umut kırıntıları, belki de henüz olgunlaşmamış, taşınması zor bir geleceğin tohumları.

Dert dediğimiz şey; bazen kaçırılmış bir zamandır, bazen bir vicdan muhasebesi, bazen de sadece “neden ben?” sorusunun cevapsız yankısıdır. İnsan, kendi derdinin eczacısı, kendi yükünün de hamalıdır.

Bu durum, ne bir bencilliğin ilanıdır ne de kaderden kaçışın imkânsızlığı. Tam tersine, bu, bireysel olgunluğun ve sorumluluğun en saf ifadesidir. Yükümüzü taşıyarak, kimseye muhtaç olmadan ayakta durmayı öğreniriz.

Öğreniriz lakin bazen de çaresiz yıkılırız…

Omuzlarımızdaki sızı, bizi daha güçlü kılan, düşsek bile kalkma becerisini kazandıran bir çeşit antrenmandır.

Bize sunulan her acı, ruhumuzun derinliklerinde bir demirci edasıyla karakterimizi döver, şekillendirir. Bu yüzden derdi olan insan, derdini idrak eden insan, aslında en bilge insandır.

Unutulmamalıdır ki, bir başkasının yükünü hafifletmek için uzatılan el, o yükü tamamen ortadan kaldırmaz; sadece o anlık pbir soluklanma sağlar. Asıl dayanışma, omuzlarımızdaki yükü görmezden gelmek değil, birbirimizin yükünü saygıyla selamlamaktır. “Biliyorum, zor bir yoldan geçiyorsun, ama biliyorum ki bu yükü taşıyacak güce de sahipsin,” demektir. Çünkü nihayetinde, hayat denen bu uzun yolculukta, omuzlarımızdaki ağırlıklar azalmayacak, sadece onları taşımaya daha fazla alışacağız. Ve bu alışkanlık, bizi biz yapan, bize özgü kılan sessiz ve derin hikâyemizdir.

Bırakın, herkes kendi yüküyle yüzleşsin, kendi ağırlığını idrak etsin. Ancak o zaman, omuzlarımızı bir anlığına serbest bıraktığımızda duyduğumuz o kısacık huzurun kıymetini gerçek anlamda bilebiliriz. Çünkü en ağır yük, idrak edilmemiş olan, kabul edilmemiş olandır. Kendi yükünün farkında olmak, özgürlüğün ilk adımıdır.

Ben yükümü şiirime yükledim.

Bu şiir, insanın kendi yüküyle barışma hikâyesidir. Her acının ardında bir direnç, her sessizliğin içinde bir haykırış saklıdır. “Yüküm Ağır Benim, Dostlar” — hem bir itiraf hem de ayakta kalmanın en sessiz duasıdır.

Bakalım ne dersiniz? :

Yüküm Ağır Benim, Dostlar!

Dertliyim dostlar, bir garip hâlim var bugün, Omuzlarımda bir gök kubbenin sızısı. Her köşe başında bükülür boynum, Sırtımda dünden kalma, yarından bir sızı.

Ne bir söz yeter, ne de bir ağıt yetiyor, Gönül evimde fırtınalar esiyor. Görünmez iplerle bağlanmış her bir heves, Her adım, bilinmez bir sona bir serzeniş.

Bilirsiniz, kimseler sormaz derin nefes, Oysa her nefeste bir ömrü taşır bu ten işte. Sormayın neyin derdi, hangi boranın izi, Bu yük benimdir, kimse almaz bir zerresini.

Bir yanım suskun, dağlara küsmüş çoban, Bir yanım feryat, içimde bin yıllık yanış. Kendi kuyumun dibinde bekleyen yılan, Bütün yüküm, bütün bilincimle barış.

Yüküm ağır benim, dostlar, ağır; Ama bu yük, beni ayakta tutan son bağdır.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (5 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!