Vesveselenmeyin!
Bu yazıyı paylaş:
Öyle insanlar vardır ki, hayatı dışarıdan yaşamak yerine içinde yaşarlar. Her kelimeyi, her bakışı, her ihtimali defalarca çevirirler zihinlerinde. Henüz olmamış şeylerin yükünü omuzlarına alır, olmayacak ihtimallerle yorgun düşerler. Düşünceleri dinlenmezler; gece de konuşur, gündüz de. Bir ses vardır içlerinde, durmadan fısıldar. Çoğu zaman iyi niyetlidir bu ses, korumak ister insanı. Ama dozu kaçtığında, insanın en yakın dostu olmaktan çıkıp en yorucu yol arkadaşına dönüşür.
Bu hâl, insanı hayattan koparmaz belki ama hayata mesafeli kılar. Güzel bir an yaşanırken bile “ya sonra?” diye sorulur. Mutlu olunacakken temkin, umut edilecekken şüphe öne geçer. İnsan, başına gelmeyen dertlerin yasını tutar fark etmeden. Oysa düşünceler, gerçeğin kendisi değildir; sadece birer misafirdir zihnimizde. Onlara her zaman en baş köşeyi vermek gerekmez. Bazıları ayakta bekleyebilir, bazıları hiç içeri alınmayabilir.
Bazen insanın kendine yapabileceği en büyük iyilik, düşüncelerine aynı mesafede durmayı öğrenmektir. Kötüyü çağırmamak için değil, iyiyi kaçırmamak için. Zihin sürekli karanlık ihtimalleri sıraladığında, hayat sessizce güzelliklerini sergilemeye devam eder. Görmek isteyen göz için küçük bir tebessüm, sakin bir an, içten bir söz yeterlidir. İnsan her düşüncesine inanmak zorunda değildir; bazılarını sadece fark edip geçmesine izin verebilir.
Belki de asıl mesele, kendimize karşı daha yumuşak olmaktır. Yorulduğumuzu kabul etmek, her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabullenmek… Düşüncelerimiz bazen bizi korkutabilir ama biz, düşüncelerimizden ibaret değiliz. İçimizde onları susturacak bir dinginlik, yönünü değiştirecek bir umut mutlaka vardır. Biraz sabır, biraz şefkat ve biraz da iyiye alan açmak… İnsan bazen sadece bunu yaptığında bile, hayat beklenmedik bir şekilde hafifler.
İşte bu bitmeyen iç konuşmaya çoğu zaman vesvese denir. Vesvese, insanın zihninde durmaksızın dolaşan, aynı soruları tekrar tekrar sorduran bir hâlidir. Net cevaplar aramaz; aksine belirsizlikten beslenir. Küçük bir ihtimali büyütür, sıradan bir durumu ağır bir yüke dönüştürür. İnsanı olmayan sorunlarla meşgul ederken, olan güzellikleri gölgede bırakır. Sessizce gelir, masum bir düşünce gibi başlar ama zamanla insanın enerjisini emen bir alışkanlığa dönüşür.
Vesvesenin en zor yanı, insanı kendisiyle baş başa bırakmamasıdır. Kişi yalnız kaldığını sanır ama aslında zihni kalabalıktır. Her ihtimal konuşur, her senaryo söz alır. Bu kalabalıkta insan, kendi sesini duymakta zorlanır. Oysa insanın içindeki asıl ses, korkutan değil; sakinleştiren, toparlayan sestir. Vesvese bunu bastırır, acele ettirir, insanı hep bir adım sonrasından korkar hâle getirir.
Ama vesvese, sanıldığı kadar güçlü değildir. Gücünü, insanın ona verdiği dikkatten alır. Her düşünce ciddiye alındığında kök salar; her korku dinlendiğinde biraz daha büyür. Oysa bazen yapılması gereken tek şey, o düşünceye dönüp “şu an burada mıyım, yoksa sadece kafamda mı?” diye sormaktır. Hayat, çoğu zaman zihnin anlattığından daha sakindir.
İnsan vesvesesiz bir zihinle değil, vesveseyle baş etmeyi öğrenmiş bir kalple yol alır. Düşünceler gelir, gider; önemli olan hangilerinin kalmasına izin verdiğimizdir. Hayatı ağırlaştıran ihtimaller yerine, içimizi ferahlatan ihtimallere yönelmek bir tercihtir.
İyiye alan açıldığında, kötünün sesi kendiliğinden kısılır. Umut bilinçli bir tercihe dönüştüğünde, korku eski etkisini kaybeder. Ve insan, zihninin içinde değil, hayatın tam ortasında durmaya başladığında; nefes aldığını, hafiflediğini, kendine geri döndüğünü fark eder. Kendimize karşı daha anlayışlı olduğumuzda, zihnimiz de yavaş yavaş sakinleşir. Her şeyi düşünmek zorunda değiliz; her düşünceye inanmak da gerekmez. Bazen akışa güvenmek, bugünün hakkını vermek ve yarına iyi niyet bırakmak yeterlidir. Dileğim odur ki; insanın içini daraltan vesveseler azalsın, kalbi hafifleten düşünceler çoğalsın ve herkes, kendi iç sesinin en sakin hâliyle yaşamayı öğrenebilsin.
Sevgi ve saygıyla.