Kaçırılmış Mutluluklar
Bu yazıyı paylaş:
“Yaşanması mümkünken yaşanamayan her mutluluk, insanın içinde susmayan bir ihtimaldir.”
İnsan, en çok neye yanar bilir misiniz? Kaybettiklerine değil; hiç sahip olamadıklarına da değil… En çok, avuçlarının içine kadar gelmişken tutamadığı, kapısına kadar dayanmışken açamadığı mutluluklara yanar. Bir tren istasyondan kalkar; ardından el sallarsınız. O tren belki bir daha hiç gelmez. İşte insan ruhu, o giden trenin sesini ömrü boyunca içinde taşır.
“İnsanı en fazla üzen şey hayal kırıklıkları değil, yaşanması mümkünken yaşayamadığı mutluluklardır.” — Fyodor Dostoyevski
Çünkü hayal kırıklığı bir yıkımdır; ama kaçırılmış mutluluk, bitmeyen bir ihtimaldir.
İnsanın kaderi bazen cesaretinin sınırında yazılır. Söylenmeyen bir söz, uzatılmayan bir el, ertelenen bir itiraf… Küçücük bir tereddüt, koskoca bir ömrün yönünü değiştirebilir. Bir adım atılmadığı için yaşanmayan aşklar, bir “kal” denmediği için çekip giden insanlar vardır. Ve zaman, o anların etrafına ağır bir pişmanlık örer. Çünkü insan, gerçekleşmeyen ihtimallerle yaşamayı öğrenemez; onları içinde taşır, büyütür, çoğaltır.
Rivayet ederler ki bir adam, sevdiği kadına duygularını söylemek için her gün aynı sokağın başına kadar gider, ama kapıyı çalmaya cesaret edemezmiş. “Yarın söylerim” dermiş. O yarınlar bir gün tükenmiş; kadın başka bir şehre gitmiş. Adam ömrü boyunca onunla yaşamadığı hayatın yasını tutmuş. Oysa acı olan kadının gidişi değilmiş; acı olan, kapının hiç çalınmamış olmasıymış. İnsan bazen kaybettiğine değil, denemediğine ağlar.
Hayal kırıklıkları keskindir; bir bıçak gibi saplanır ve zamanla kabuk bağlar. Fakat yaşanmamış mutluluklar, bir hayalet gibi insanın peşinden gelir. “Ya olsaydı?” sorusu, zihnin en ıssız odasında yankılanır durur. İnsan geceleri başını yastığa koyduğunda, ihtimallerin gölgesi tavana vurur. Belki başka bir şehirde, başka bir evde, başka bir hayat mümkün olabilirdi. İşte o “mümkün” kelimesi, ruhu en çok yaralayan kelimedir.
Çünkü mutluluk bazen büyük olaylarda değil, küçük cesaretlerde gizlidir. Bir trene binmekte, bir mektup yazmakta, bir özrü geciktirmemekte… İnsan çoğu zaman hayatın kendisine haksızlık ettiğini düşünür; oysa hayat, çoğu kapıyı aralık bırakır. O kapıdan geçip geçmemek bizim irademizdir. Kaçırılmış bir fırsat, yıllar sonra hatırlandığında hâlâ tazedir. Çünkü yaşanmamış olan, yaşanmış gibi eskimez.
“Pişmanlık, cesaretsizliğin gölgesidir.”
Gerçekten de insan, denediği için değil; denemediği için üzülür. Kaybetmek bile bir hatıradır; ama hiç başlamamış bir hikâye, içte tamamlanmamış bir cümle gibi kalır. Ve insan ruhu, yarım kalmış cümleleri sevmez.
Belki de bu yüzden hayat, bizden kusursuz kararlar değil, cesur kararlar ister. Yanılmak, düşmek, hatta incinmek… Bunların hepsi yaşanmışlıktır ve insanı olgunlaştırır. Ama hiç yaşamamak, hiç denememek; işte bu, ruhu çoraklaştırır. Çünkü insan, yaşadığı acılardan değil; yaşayamadığı sevinçlerden yorulur.
Sonunda geriye ne kalır? Birkaç fotoğraf, birkaç anı ve içimizde yankılanan ihtimaller… İnsan, kaderine değil; çoğu zaman kendi suskunluğuna yenilir. O yüzden belki de en büyük bilgelik şudur: Mutluluk kapıyı çaldığında, tereddüt etmemek. Çünkü bazı trenler gerçekten bir daha gelmez.
Sevgi ve saygıyla.