Savaşın Gölgesinde
Bu yazıyı paylaş:
1 Eylül 1939… İnsanlık tarihinin en karanlık sabahlarından biri. Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan ve altı yıl boyunca bütün dünyayı ateşe atan İkinci Dünya Savaşı, milyonlarca insanın hayatını söndürerek 2 Eylül 1945’te sona erdi.
Ben o günlerde henüz yedi ay on dört günlük bir bebektim. Savaş başladığında dünyayı anlamaya bile fırsat bulamamış bir bebek… Ama savaş bitene kadar geçen yıllar, bir çocuğun zihnine sığmayacak kadar ağır hatıralarla doldu.
İnsan hafızası bazen çok küçük yaşlarda bile korkuyu unutmuyor. Aradan onlarca yıl geçse de, bazı görüntüler zihnin en derin köşesinde hiç silinmeden kalıyor.
Savaşın doğrudan cephelerde yaşandığını düşünür çoğu insan. Oysa savaş bazen bombalar düşmeden de evlerin içine girer. Perdelerin arasından sızan bir ışık kadar sessiz, ama çocuk kalplerini titretecek kadar güçlü bir korkuyla…
Benim 4-5 yaşlarımdaki çocukluğumun ilk görüntülerinden biri, o gri gaz maskeleridir. Kamu görevlilerine dağıtılmıştı. Yüze geçirilen, gri lastikten yapılmış, kocaman iki cam gözlü, ağız kısmı baca gibi dışarı uzanan maskeler… Bir yetişkinin yüzünde o maskeyi gördüğümde içimi tarif edemediğim bir korku kaplardı. Sanki insan yüzü kayboluyor, yerine başka bir varlık geliyordu.
Sonra evler…
Perdelerimiz siyah storlarla kaplanmıştı. Dışarıya tek bir ışık sızmaması gerekiyordu. Elektrik yakılmazdı. Onun yerine küçük gaz lambaları kullanılırdı. Adına “idare” denirdi. Çünkü fazla ışık vermezdi; ışık sızmasın diye…
Çocuk aklımla anlamazdım ama hissederdim: Bir şeylerden saklanıyorduk. Görünmememiz gerekiyordu. Sanki karanlık bizi koruyan bir örtüydü.
Ama bir akşam…
Hâlâ kulaklarımda o ses.
Kapımız birden güm güm vuruldu.
Annem, babam, anneannem telaşla kapıya koştular. Kapıda polisler vardı. O an içimi öyle bir korku kapladı ki… Çocuk kalbi bazen en kötü ihtimali hemen hisseder.
Dışarıya ışık sızmış.
Babamı alıp götürdüler.
O an dünyam yıkıldı. Hüngür hüngür ağladığımı hatırlıyorum. Küçücük aklımla babamı bir daha göremeyeceğimi sandım.
Sonra öğrendik ki yalnızca ifadesi alınmış ve serbest bırakılmış. Ama ben bunu öğrenemeden anneannemin kucağında ağlaya ağlaya uyuyakalmışım.
Savaş işte bazen böyle bir şeydir. Bomba düşmeden de insanların kalbine korku düşürür.
Aradan yıllar geçti. Biz büyüdük. Dünya değişti. Teknoloji gelişti. İnsanlık Ay’a gitti, bilgisayarlar icat edildi, iletişim çağını yaşadık.
Ama savaş bitmedi.
Bosna’da insanlar birbirini öldürdü. Irak’ta şehirler yıkıldı. Filistin’de çocuklar bombalar altında büyüyor, soykırım yapılıyor… Rusya ile Ukrayna arasında silahlar susmuyor. Ortadoğu’da yeni cepheler açılıyor. Hindistan ile Pakistan’ın gerginliği, Afganistan’ın bitmeyen acıları, Lübnan’ın yaraları… ABD-İsrail ortaklığı etrafındaki İran kapışması, füzeler, bombalar, uçaklar…
Dünya sanki hâlâ aynı sorunun etrafında dönüyor:
İnsanlık gerçekten barışı öğrenebildi mi?
Bir tarafta silahlar için, kan dökmek için trilyonlarca dolar harcanıyor. Öte tarafta Afrika’da bir deri bir kemik kalmış insanlar bir parça ekmek bulamıyor.
Bu nasıl bir çağdır? Bu nasıl bir vicdandır?
Ben savaşın başladığı yıllarda doğmuş bir insanım. Ve şimdi hayatımın sonbaharında yine savaşların gölgesini görüyorum.
İnsan düşünmeden edemiyor: Bebeklerin korkuyla büyümesi gerçekten kader mi?
Bizim zamanımızda ne televizyon vardı ne internet. Radyo bile her evde yoktu. Ama savaşın korkusunu yine de hissediyorduk. Bugün ise insanlar savaşları canlı yayınlarda izliyor. Bombalar düşerken görüntüler ekranlara geliyor. Çocukların çığlıkları dünyanın her yerine ulaşıyor.
Ve buna rağmen dünya hâlâ susuyor.
Belki de insanlığın kendine sorması gereken en büyük soru şudur: Bu kadar acıdan sonra hâlâ neden savaş var?
Artık bir yerlerde birilerinin durup şunu söylemesi gerekiyor:
Silahlar insanlığı korumaz, insanlığı ancak vicdan kurtarır.
Çünkü savaşların kazananı yoktur. Savaşın tek sonucu; korkuyla büyüyen çocuklar, evsiz kalan aileler ve insanlığın biraz daha eksilen vicdanıdır.
Ve belki de artık insanlık, geçmişin acılarından bir ders çıkarıp şu basit gerçeği kabul etmelidir:
Dünya, çocukların korkuyla uyuduğu bir yer olmamalı.
Geliniz; silahların gürültüsünü değil, insanlığın sesini yükseltelim. Geliniz; savaşın karanlığını değil, barışın ışığını büyütelim.
Çünkü eğer bir gün gerçekten medeni bir dünya kurulacaksa, o dünya tankların gölgesinde değil, çocukların gülüşünde kurulmalıdır!
“Gülünüz çocuklar, eğleniniz çocuklar, korkusuz büyüyünüz çocuklar!” nidalarının dünyayı çınlatması dileğiyle…
Sevgi ve saygıyla.