Men Dakka Dukka
Bu yazıyı paylaş:
İnsanlık tarihi boyunca toplumlar, hayatın içinde tekrar tekrar karşılaşılan hakikatleri kısa ve çarpıcı sözlere dökerek kuşaktan kuşağa aktarmıştır. Çünkü uzun nasihatler çoğu zaman unutulur; fakat yerinde söylenen bir özdeyiş zihne çivi gibi çakılır.
Arapçadan dilimize geçen, çoğunluğun bildiği ve aynen kullandığı “Men Dakka Dukka” sözü de bu türden sözlerdendir. Kelime anlamıyla “Kim kapıyı çalarsa, onun kapısı da çalınır” demektir. Bizim dilimizdeki “Eden bulur”, “Ne ekersen onu biçersin” ya da “Kapı çalanın kapısı çalınır” gibi sözlerle aynı damardan beslenir. Kısa, sert ve yerinde kullanıldığında adeta bir hüküm gibi şapadak düşer sohbetin ortasına.
Bu sözün doğduğu düşünce aslında insanlığın çok eski bir sezgisidir. İnsan, yaptığı hiçbir davranışın boşlukta kaybolmadığını fark etmiştir. İyiliğin de kötülüğün de bir şekilde dönüp dolaşıp sahibine uğradığını gözlemlemiştir. Birine haksızlık edenin bir gün başka bir haksızlığa uğradığını, iyilik edenin ise beklemediği bir anda iyilikle karşılaştığını görmek, bu düşünceyi toplumların ortak hafızasına kazımıştır. Böylece hayatın görünmeyen dengesi birkaç kelimeyle anlatılmıştır: “Men Dakka Dukka”.
Bu sözün benimsenmesinin sebebi yalnızca bir gözlem değildir; aynı zamanda bir uyarıdır. İnsan bazen gücüne, makamına, fırsatına güvenerek başkasının kapısını sertçe çalabileceğini sanır. Oysa hayat uzun bir koridordur ve çalınan her kapının sesi bu koridorda yankılanır. Bugün birinin huzurunu bozan, yarın kendi huzurunun kapısında aynı sesle karşılaşabilir. Bu yüzden söz, aslında insanın kendi davranışına dönüp bakmasını isteyen bir aynadır.
Elbette bu söz matematiksel bir kesinlik taşımaz. Hayatın akışı her zaman birebir karşılıklar üretmeyebilir. Bazen iyilik yapanın karşılığı hemen gelmez, bazen de kötülük eden uzun süre görünürde bir bedel ödemez. Fakat yine de insanın iç dünyasında ve toplumun vicdanında işleyen bir denge vardır. Çünkü kötülük yapan insan önce kendi iç huzurunu kaybeder; güven duygusu zedelenir, çevresi daralır, kalbi ağırlaşır. İyilik yapan ise çoğu zaman görünmeyen bir servete sahip olur: saygı, güven ve gönül rahatlığı belli şekilde gelişir.
Bu yüzden “Men Dakka Dukka” yalnızca bir intikam cümlesi değildir. Aslında daha derin bir ahlak çağrısıdır. İnsanlara, “Kapıları çalarken düşün” der. Çünkü her kapı bir gün yolun sonunda yine sana açılacaktır. Hayatın en ince derslerinden biri de budur: İnsan çoğu zaman başkalarına yaptığı muamelenin içinde kendi geleceğini hazırlar.
Belki de bu yüzden bu söz yüzyıllardır unutulmamıştır. Çünkü herkes, hayatının bir yerinde bu yankıyı duyar. Kimi zaman bir iyiliğin beklenmedik dönüşünde, kimi zaman da bir hatanın sessiz bedelinde… Ve o an insan anlar ki hayatın kapıları yalnızca dışarıya açılmaz; bazen çaldığımız kapı, aslında kendi kapımızdır.
Bugün dünyanın bir başka köşesinde, henüz hayatın başındaki çocukların üzerine bombalar düşerken insanın aklına ister istemez bu eski söz geliyor. Gazze’de, İran’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde; okul sıralarında oturması gereken masum çocukların hayatını söndüren her el, aslında insanlığın kapısını hoyratça çalmaktadır. Tarih bize defalarca göstermiştir ki zulmün sesi hiçbir zaman boşlukta kaybolmaz. Gün gelir o ses yankılanır ve döner dolaşır sahibini bulur. İşte bu yüzden, yüzyılların içinden gelen o kısa söz bugün hâlâ aynı ağırlıkla fısıldar:
Men Dakka Dukka… Kapıları nasıl çalarsanız, bir gün aynı ses sizin kapınızda da duyulur.
Sevgi ve saygıyla.