Keşke !
Bu yazıyı paylaş:
Zamanın amansız akışı içinde insan, daima iki kıyı arasında gidip gelen bir yolcu gibidir: Yaşadığı anın gerçekliği ve yaşanmamış ihtimallerin hayali. “Keşke” kelimesi, işte bu iki kıyı arasındaki uçuruma bırakılan derin bir iç çekiş, ruhun geçmişe gönderdiği beyhude bir telafi çabasıdır.
İnsanın doğasında var olan mükemmellik arayışı ve elindekinden ziyade yitirdiğine odaklanma meyli, bu kelimeyi dilimize pelesenk eder. Çoğu zaman bir kararın ağırlığı altında ezilmekten korktuğumuz için ya da sonucun getirdiği hayal kırıklığıyla baş edemediğimizde, sihirli bir değnek gibi geçmişi değiştireceğini umarak sığınırız bu limana. Oysa keşke, bitmiş bir hikâyeye sonradan eklenmeye çalışılan ama asla metne dahil olamayan ölü bir dipnottur.
Ben bu kısacık kelimenin adeta esiriyim. Sıkça, ya “Eyvah!” diye sızlanırım, ya da “Keşke!” diye kendimi avuturum. Çocuklarım için de bu pişmanlığım ve boşluğa seslenişim hoş bir takılma ve eğlence olur. “Baba, yine keşke diyecek bir olay yakaladın!” diyerek gülerler.
Keşkelerin bu denli çok olması, aslında insanın kendi içindeki bitmek bilmeyen muhasebesinden kaynaklanır. Fırsatların kaçtığına dair duyulan o sızı, temelde “daha iyisi mümkündü” yanılgısının bir meyvesidir. İnsan, bugünkü aklıyla geçmişteki tecrübesizliğini yargılarken, o günkü şartların ve duyguların hakikatini ıskalar. Bu kısır döngüden kurtulmanın yolu ise “iyi ki” diyebilme cesaretini göstermekten geçer.
Keşke dememek için atılacak en büyük adım, sorumluluk almaktan korkmamaktır. Ertelediğimiz her duygu, sustuğumuz her kelime ve korkup geri adım attığımız her fırsat, gelecekte birer pişmanlık anıtı olarak karşımıza dikilir. Kalbin sesini mantığın süzgecinden geçirirken, süzgecin deliklerini çok dar tutmamalı; hayatı, yaşanmamışlıkların tortusuyla değil, yaşanmışlıkların iziyle doldurmalıyız.
Hatalar yapıldığında, fırsatlar elden kaçtığında veya telafisi güç yollar yüründüğünde, durup nefes almak gerekir. Eğer bir pişmanlık noktasındaysak ve bu durum başkalarını da ilgilendiriyorsa, tavrımız bir yıkım değil, bir onarım olmalıdır. Kimseyi incitmeden, suçlamadan, önce kendi içimizdeki o kırgın çocukla barışarak söze başlamalıyız. “Hatalıydım” diyebilmek, “keşke” demenin zincirlerini kıran en onurlu eylemdir. Karşımızdakine yüklenmek yerine, kendi eksikliğimizi bir olgunluk nişanı gibi göğsümüzde taşıyarak, samimiyetin iyileştirici gücüne inanmalıyız. Zira hayat, geriye bakarak anlaşılan ama ileriye bakarak yaşanması gereken bir serüvendir.
Sonuçta keşkeler, bizi biz yapan hataların gölgesidir. Önemli olan o gölgede hapsolmak değil, gölgenin kaynağı olan ışığa, yani “şimdi”ye yüzümüzü dönebilmektir. Geçmişin tozlu raflarında kaybolmak yerine, eldeki kırık parçalardan yeni bir bütün inşa etmeyi öğrenmeliyiz. Çünkü her “keşke”, aslında içinde gizli bir “bundan sonra” dersi barındırır. Eğer bu dersi okumayı bilirsek, pişmanlıklar bizi aşağı çeken birer taş değil, ruhumuzu yukarı taşıyan birer basamak hâline gelir.
“Hayat, geriye bakarak anlaşılan ama ileriye bakarak yaşanması gereken bir serüven. Kaçan fırsatların gölgesinde kalmak yerine, o tecrübelerle bugünü aydınlatmak bizim elimizde. Peki, hiç düşündünüz mü? Sizin hayatınızda ‘keşke’lerin yerini alan en güçlü ‘iyi ki’ hangisi?”
Keşkesi az yaşantınız olsun.
Sevgi ve saygıyla.