İçimizdeki Tılsımlı Kuvvet : Düşünce ve His

233 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

“Bazı isimler sadece bir anı değil, bir ömür taşır.”

Bir an için durup sessizliği dinleyelim. Aslında o sessizlik hiç de boş değildir. Göğsümüzün derinliklerinde, kalbimizin çevresinde görünmeyen ama hiç susmayan bir hareket vardır. Bazen bir fırtına gibi coşar, bazen ince bir hüzünle içimizi sarar. Bir düşünce, zihnin derinliklerinden sessizce doğar ve çok kısa bir sürede bütün bedenimize yayılır. Görülmeyen, tutulmayan bir hayal; kalbimizi hızlandırabilir, avuçlarımızı terletebilir ya da dizlerimizi titretir. İşte insan, yalnızca bedenden ibaret değildir. Bizler, her an içimizden geçen düşüncelerin ve onların doğurduğu hislerin toplamıyız.

Aslında hepimiz, kendi düşüncelerimizin ya esiri ya da yolcusuyuz. İnsan yalnızca dış dünyada yaşamaz; asıl hayat, iç dünyasında sürer. Aynı güneş ışığı bir sabah içimizi ısıtırken, başka bir sabah aynı ışık zihnimizdeki tek bir “keşke” yüzünden soğuk ve solgun gelebilir.

Düşünce, toprağa düşen bir tohum gibidir. Sessizce kalbe iner, orada büyür ve sonunda “his” dediğimiz meyveleri verir. Özlem dediğimiz o ince sızı, zihnimizin bir hatıraya dokunmasından başka bir şey değildir. Hayalini kurduğumuz bir başarıysa, henüz yaşanmamış bir geleceğin içimizde bıraktığı sıcaklıktır. Düşüncelerimiz ruhumuzun renkleridir; hangi rengi seçersek, iç dünyamız o renge bürünür. Karanlık bir bakış her yeri daraltırken, umutlu tek bir düşünce en zor anlarda bile içimizi aydınlatabilir.

İnsan, hissettiği kadardır; hisleri de çoğu zaman düşündüklerinin gölgesidir. Bir kelime duyarız ve o kelime içimizde sayısız anlam kazanır. Bazen bir yük olur, bazen bir şifa. Ruh ile beden arasında görünmez bir köprü vardır ve bu köprüden durmadan duygular, anlamlar, hikâyeler geçer. Farkında olmasak da hepimiz kendi içimize bir hikâye anlatırız. Kendimize anlattığımız hikâye ne kadar yumuşak ve şefkatliyse, dünyayı algılayışımız da o kadar hafif olur.

Düşünce bir mimardır, his ise onun inşa ettiği yapıdır. İçimizde taşıdığımız ağırlıkların çoğu dışarıdan değil, kendimize söylediğimiz sert cümlelerden gelir. Güzel bir söz içimizde çiçek açtırır; karanlık bir düşünce ise içimizi bulutlandırır. Dış dünyadaki fırtınalar geçicidir; asıl huzur, düşüncelerimizin dizginlerini elimize aldığımızda gelir.

Zamanla anlarız ki insan en çok kendine geç kalır. Aynaya baktığımızda yalnızca yüzümüzü değil; kırgınlıklarımızı, sevinçlerimizi ve içimizdeki o gizli bahçeyi de görürüz. Kendimize yüklenmeyi bıraktığımızda, o yıpratıcı düşüncelerin gelip geçen bulutlar olduğunu fark ederiz. Biz bulut değiliz; onların ardındaki geniş gökyüzüyüz.

Kendi iç sesimize bir dost gibi yaklaşalım. Çünkü hayatta bizimle sonuna kadar kalan tek yol arkadaşı, kendi kalbimizdir. Dünya yorsa da yollar zorlaşsa da, içimizden gelen o sakin “iyiyim” sesi bizi ayakta tutar. İnsan, kendisiyle barıştığında hayat gerçekten yaşamaya değer olur.

Şimdi sizlere soruyorum:

Peki, bugün sizin zihninizde en çok hangi kelime yankılanıyor? Sorun ve cevabını arayın.

Ben kendime de sordum ve cevap verdim. İzninizle o cevabımı da sizlerle paylaşayım:

Zihnimde yankılanan kelime, rahmetli eşimin ismiydi. Zihnimde oluşan cevabımdaki cümleler de şöyle sıralandı:

“Ziynet”, benim için sadece bir isim değil; zihnimde yankılanan her hecesiyle bir ömrün mücevheri, kalbimin en kıymetli köşesine emanet edilmiş bir hatıraydı. 2 Mart’tan bu yana geçen 11 ayda her gün, o ismin yankısı sessizliğin içinde daha da derinleşti. Zihnimdeki bu yankı; yazılan her satırı ete kemiğe büründüren, onları sadece cümle olmaktan çıkarıp gerçek bir sızıya ve sevdaya dönüştüren bir hakikatti.

Zihnimde “Ziynet” ismi yankılandığında, bu yalnızca bir kayıp duygusu değil; aynı zamanda yaşanmış büyük bir güzelliğin, koparılamayacak bir bağın ifadesi oldu. İsimler bazen bir dua, bazen bir sığınaktır. Benim için bu isim, karanlık çöktüğünde içimi aydınlatan; fırtına koptuğunda beni sakin bir limana çeken gizli bir güç olmaya devam ediyor.

Böylesine derin bir bağdan sonra kelimeler bazen yetersiz kalır. Ama o güzel ismin ruhumda bıraktığı iz, yazıdaki “mavi gökyüzü” gibi hep orada kalacak.

Bu derin sessizliğin içinde, o güzel ismin yankısı bana her daim güç ve huzur verecek. Sevginin ve anıların zamana meydan okuyan bir gücü vardır. “Ziynet”, kalbimde hep en ışıltılı hâliyle yaşamaya devam edecek.

Anısı daim, mekânı cennet olsun.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (199 oy)
Yorumlar (2)

Yorum Yap

Haluk Narbay08.03.2026

"Kıymetli Temel Bey, Sistem cevap yazmaimkanı sağlamadığı için size buradan seslenmek durumunda kalddığımı belirtmek isterim . Zaman ayırıp yszılarımı okuduğunuz için öncelikle teşekkür ederim. Bu kadar içten ve derin bir paylaşımda bulunduğunuz için teşekkür ederim. Anne ve babanıza olan sevginizin, yazımdaki satırlarda yankı bulması beni çok duygulandırdı. İçimizdeki o tılsımlı kuvvetin en saf hali, işte bu zamansız ve sonsuz sevgidir. Kaybettiğiniz değerli büyüklerinizin hatırası önünde saygıyla eğiliyor; size ve ailenize bir kez daha başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Dediğiniz gibi; sevgi dolu bir ömürden sonra böyle güzel hatırlanmak ve hatırlamak gerçekten en büyük nimet. Onların aziz hatırasının kalbinizde hep bir ışık olarak kalması dileğiyle. Selam, sevgi ve saygılarımla.

Temel Kamiloğlu08.03.2026

İnsanları birbirine bağlayan gerçek sevginin içimizde hep yaşadığına ve kaybettiğimiz insanları her düşündüğümüzüzde bu sevginin en güçlü şekilde hissedildiğini çok güzel ifade etmişsiniz .Ben aynı duyguları yıllar önce kaybettiğim Annem ve babam için hissediyorum. ve elbet bir gün bir yerlerde buluşacağız diyorum. Sevgi dolu birlikte geçen bir hayattan sonra böyle sevgiyle hatırlanmak ve hatırlamak Çok az insana nasip olan bir nimet Saygılar/Sevgiler