Mevsimlerin Hatırlattığı

314 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Dışarıda gök gürültüsü, yağmur ve soğuk varken, ben sıcak ortamda koltuğuma yaslanmış, sakin sakin televizyon seyrederken, içimden bir dürtü geçti; öyle bir ahkâm kes ki, yankısı insanın iç duvarlarında yedi şiddetinde bir deprem gibi hissedilsin dedi.

“Hoppala, hayrola?” dedim kendi kendime. İşin mi yok senin, durduk yerde beden niye böyle bir tepki alsın? diye de söylendim…

Önce kızdım, bu bir emir gibi geldi. Emir olunca demiri kesermiş, ama ben emir verilmesini sevmem…

Kafamdan silmeye çalıştım, beceremedim; beni mahkum etmişti sanki. Sebebi: İnsan bazen en büyük sarsıntıyı sessizliğin ortasında yaşarmış. Bir süre sustum. Sonra düşündüm. Düşünce, ikna etmeyi sever; sakinleşince onunla uzlaşmayı öğrendim. “Bir denemekte yarar var,” dedim. Zira bazı cümleler söylenmezse, insanın içi uzun süre moloz altında kalır.

Ve işte o dürtünün ortaya çıkardığı ahkâmım öz şu oldu:

Mevsimler, insan yaşamının dönemlerini yansıtır.

İddialı bir cümle… Öyleyse gerekçesiz bırakmak olmaz. Çünkü her güçlü cümle, arkasında yaşanmışlık ister.

İlkbahar, çocukluktur. Toprağın ne yapacağını tam bilmeden yeşermesi gibi çocuk da dünyaya sorularla gelir. Her şeye dokunmak ister, her şey ona mucize gibi görünür. Düşse bile acıyı değil, kalkmayı hatırlar. Bir çiçeği koparırken üzülmez; çünkü vedayı henüz öğrenmemiştir. İlkbahar gibi çocukluk da acelecidir, coşkuludur, biraz da dağınık. Ama masumdur. “Çocukken zaman uzundu,” deriz; çünkü umut, saatin tik taklarını yavaşlatır.

Yaz, gençliktir. Güneş tepede, kan hızlı akar. Cesaret bazen aklın önüne geçer. Gençlik, “olmaz” denilene omuz atma mevsimidir. İnsan en çok bu dönemde yanılır ama en çok da bu dönemde kendini tanır. Bir bilge, “Gençlik cesaretiyle yaşlılık aklı aynı bedende buluşsaydı, dünya çoktan değişirdi,” demiştir. Yaz tam da budur: yakıcı, öğretici ve iz bırakan. Tenimizdeki güneş yanıkları gibi, ruhumuzda da hatıralar bırakır.

Sonbahar, olgunluk ve emeklilik yıllarıdır. Artık yapraklar dökülür ama bu bir kayıp değil, hafiflemedir. İnsan neyi tutup neyi bırakacağını öğrenir. Koşmaz, yürür; bağırmaz, dinler. Hasat vaktidir bu mevsim. Hayatın verdiği ve alamadığı her şey bir terazide tartılır. Sonbahar insanı daha az konuşur ama daha çok şey söyler. Çünkü bilir ki, bazı sözler sessizken daha ağırdır.

Kış ise yaşlılıktır. Soğuk diye hor görülen ama en çok hikâye barındıran mevsim… Herkes kışı sever mi bilmem ama kış, bilgelikle gelir. Dışarısı sessizleşirken insanın içi konuşur. Anılar soba başına toplanır. Bir fincan çay, bir bakış, bir cümle yeter. Kış, hayatın “acelem yok” deme halidir. Ve belki de en dürüst zamanıdır; çünkü süs yoktur, yaprak yoktur, sadece öz kalır.

Derler ki, “İnsan her yaşta aynıdır, değişen sadece mevsimlerdir.” Oysa ben şuna inanırım: Mevsimler değiştikçe insan da değişir; ama her mevsim, bir öncekine borçludur. İlkbahar olmasaydı yaz yanmazdı, yaz olmasaydı sonbahar olgunlaşmazdı, sonbahar olmasaydı kış anlatacak hikâye bulamazdı.

Dileğim odur ki, hangi mevsimde olursak olalım; vaktini inkâr etmeyelim. İlkbaharı erken terk etmeyelim, yazı hoyratça yakmayalım, sonbaharı hüzne boğmayalım, kışı da yalnızlığa mahkum etmeyelim. Mevsimlerimiz yerli yerinde, geçişlerimiz yumuşak, hatıralarımız bereketli olsun. Hayat, her mevsimiyle bize iyi davransın; biz de ona…

Değerli okuyucularım, gönlünüze bereket. Mevsimleriniz de, etkinlikleriniz de hep iyi geçsin.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 4.8 / 5 (292 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!