Bir Zerafet Yolculuğu

239 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bilir misiniz, eski bir kapının gıcırdayan sesinde, sofraya düşen ilk zeytinin bereketinde ya da akşam üzeri sokağa yayılan o dingin sessizlikte aslında hep aynı arayış gizlidir: İnsan kalabilmek. Zamanın hızla akıp gittiği, her şeyin tüketildiği ve duyguların bile mekanikleştiği bu çağda, ruhumuzu dinlendirecek o bilgeliğe en çok Ramazan’ın bu huzurlu ikliminde ihtiyaç duyuyoruz.

Bizim topraklarımızın mayasında, kavgayı değil barışı, öfkeyi değil şefkati öğütleyen koca bir çınar vardır: Yunus Emre’nin o duru Türkçesiyle kaleme aldığı eşsiz dizeleri insanın kalbine bir mücevher gibi yerleşmiştir. Onun asırlar öncesinden günümüze süzülen şu dizeleri, toplumsal karanlıklarımızı aydınlatan birer ışık hüzmesidir:

Çiçeklerle hoş geçin, Balı incitme gönül. Bir küçük meyve için, Dalı incitme gönül. Mevla verince azma, Geri alınca kızma, Tüten ocağı bozma, Külü incitme gönül. Dokunur gayretine, Karışma hikmetine, Sahibi hürmetine, Kulu incitme gönül. Sevmekten geri kalma, Yapan ol yıkan olma, Sevene diken olma, Gülü incitme gönül.

Bu mısralar, sadece bir şiir değil; toplumsal hafızamızda paslanmaya yüz tutmuş nezaketin ve bir arada yaşama sanatının en saf manifestosudur. Bir çiçeğin önünde eğilmekten, balı süzülen peteğin emeğine saygı duymaktan bahseder Yunus; çünkü bilir ki doğaya ve canlıya gösterilmeyen özen, eninde sonunda insanın kendi özüne dönecek bir kuraklıktır. Modern dünyanın bitmek bilmeyen hırsı, bize çoğu zaman “daha fazlası” için dalı kırmayı mubah görse de, asıl erdem o bir lokma meyve için ağacın canını yakmamakta saklıdır. Bu tutum, toplumsal hayatımızda zayıfı korumak, emeğe hürmet etmek ve her varlığın bir varoluş sebebi olduğunu idrak etmektir. Bir dalı incitmekten sakınan el, bir insan kalbini kırmaktan da öylece sakınır.

Ramazan ayı, tam da bu idrakin pekiştiği, elimizdekinin kıymetini bilip sahip olmadıklarımız için isyan etmek yerine şükrün serinliğine sığındığımız bir duraktır. Varlıkla şımarmamak, darlıkla küsmemek; ateşin küle, evin ocağa olan vefası gibi hayata karşı sarsılmaz bir sadakat beslemek gerekir. Zira her gelen bir imtihan, her giden ise bir tecrübedir. İnsan ilişkilerindeki en büyük sınavımız ise “kulu incitmemek” üzerine kuruludur. Her insanın içinde taşıdığı o gizli evrene, o evrenin asıl sahibine duyulan hürmetle yaklaşmak; yargılamadan önce anlamaya çalışmak bizi toplumsal bir çatışmadan çekip çıkarıp huzura erdirir.

Sevginin emek istediği bu yolda, yıkan değil yapan olmak, bir gönüle diken değil su olmak bizi insan kılan en asil görevdir. Başkasının bahçesine zarar vermeden kendi gülümüzü koklayabilmek, toplumsal barışın en zarif anahtarıdır. Yıkmak anlıktır, inşa etmek ise bir ömür; biz her zaman tuğla üstüne tuğla koyan, gönül saraylarını tamir edenlerden olmalıyız.

Şimdi bu mübarek günlerin ruhuyla, birbirimizin eksiklerini örtmeye, yaralarını sarmaya niyet edelim. Unutmayalım ki kalp, camdan daha narindir; bir kez çatladığında eski tınısını vermesi uzun yıllar alabilir. Sözlerimizin birer merhem olduğu, bakışlarımızın kimseyi gölgede bırakmadığı, nefretin yerine şefkati koyabildiğimiz bir yaşam dileyelim. Karşımızdakine sadece bir “insan” olduğu için kıymet vermek, onun haklarını kendi haklarımız kadar kutsal saymak bizi biz yapan en güçlü bağdır. Gönül kırmadan, incitmeden ve incinmeden geçip gidebilmek bu dünyadan; bırakacağımız en güzel miras, kokusu üzerimizde kalan bir gül zarafeti olsun.

İncitmeden ve incinmeden geçecek huzur dolu nice Ramazan ayları dilerken, dualarınız, ibadetleriniz kabul ve makbul olsun dileğimi sunuyorum.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (193 oy)
Yorumlar (1)

Yorum Yap

Mehtap Tuna22.02.2026

Incinmemek icin, incitmemek gerekiyor tabi ...Ne zor...Kırmamak icin kelimeleri ozenle seçmek,...bazen sabırlı olamiyor,sonrada üzülüyoruz...