En Ağır Yük
Bu yazıyı paylaş:
Mühendis, kaptan, uzun yıllar Avustralya’da yaşamış, bir kadim dost Kadri Şendikmen, uzunca bir mesaj atmış içine de çok katmanlı, derin bir ifade yerleştirmiş.
“En ağır valiz mazidir, taşıma duygular asla eceliyle ölmez mutlaka bir katili vardır.”
Oturdum düşündüm!
Bu cümle, insanın omuzlarına görünmeyen bir yükü hatırlatır. Bavul değildir taşıdığımız; anılardır. Fotoğraflar değil içimizi ağırlaştıran; yarım kalmış cümlelerdir. Mazidir en ağır valiz… Çünkü içinde “keşke”ler vardır. Çünkü içinde söylenmemiş sözler, yarım bırakılmış vedalar, geç kalınmış özürler vardır.
Mazi, yalnızca geçmiş zaman değildir. Takvim yapraklarının geride kalması değildir sadece. Mazi; insanın içinde sakladığı, hâlâ sıcaklığını koruyan anılardır. Üzerinden yıllar geçse de kalbin aynı yerini sızlatan bir hatıradır.
Geçmişi değiştiremeyiz; ama onu nasıl taşıyacağımıza karar verebiliriz. Sorun geçmişin varlığı değil, ona yüklediğimiz anlamdır. Çünkü geçmiş; yaşanmış ve bitmiş olandır. Fakat biz, onu zihnimizde tekrar tekrar yaşayarak diri tutarız.
İşte valiz burada ağırlaşır.
Niçin? Çünkü geçmiş somut değildir ama etkisi gerçektir. Bir anı, bir bakış, bir kırgınlık; yıllarca insanın içinde taşınabilir. Oysa insan, bugünü yaşamak için yaratılmıştır. Geçmişe saplandıkça, bugünü eksiltir.
Bir kırgınlığı yıllarca taşımak, omuzda görünmeyen bir yük gibidir. Affedememek, unutamamak, kabullenememek… Hepsi valize bir taş daha koymaktır. Zaman geçer ama yük hafiflemez; çünkü bırakmayı bilmeyiz.
Bir duygu, kendi kendine yok olmaz. Sevgi, ihmal edilirse söner. Saygı, kırılırsa biter. Güven, ihanete uğrarsa ölür. Ama dikkat edersen, hiçbir duygu “kendiliğinden” ölmez. Hep bir sebep vardır.
Duyguların katili çoğu zaman: İlgisizliktir, gururdur, iletişimsizliktir, zamanında söylenmeyen bir “özür”dür, ya da söylenmeyen bir “seni seviyorum”dur.
Bir ilişki bir anda bitmez. İçten içe eksilerek, yaralanarak, susarak ölür. Ve çoğu zaman insanlar, öldürdükleri duygunun yasını tutar.
Asıl soru şudur: Geçmişi taşımalı mıyız? Hatırlamak başka, yük etmek başkadır. İnsan geçmişinden ders almalı; ama onu omzunda taşımamalıdır. Çünkü geçmiş bir öğretmendir, gardiyan değil. Bizi hapsetmemeli, büyütmelidir.
Bırakmak unutmak değildir. Bırakmak, artık onun canını yakmasına izin vermemektir. Affetmek, karşı tarafı özgür bırakmak değil; kendini serbest bırakmaktır.
Neticede şunu söyleyebiliriz: En ağır valiz mazidir… Ama o valizi taşıyıp taşımamak bizim elimizdedir. Duygular eceliyle ölmez; ama onları yaşatmak ya da öldürmek bizim davranışlarımızla şekillenir.
Belki de hayatın en büyük olgunluğu şudur: Geçmişi inkâr etmeden, ama ona mahkûm olmadan yürüyebilmektir. Çünkü insan, geriye bakarak değil; ileriye yürüyerek hafifler.
Sevgi ve saygıyla.