Hakikatin Durduramadığı Sular !

261 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Sesin yankısını kaybettiği, kalabalıkların gürültüsünde hakikatin fısıltıya dönüştüğü, maddenin manayı boğduğu zorlu bir çağın tanıklarıyız.

Heybemizde bir mühür, dilimizde bir vasiyet gibi taşıdığımız meşhur bir ifadeyi düşündüm:

“Hak deyince akan sular durur.”

İnsan, bu cümlenin karşılığını dünyada aramaktan yoruluyor.

Ben bu yaşıma geldim, lafı hep duydum lakin o suların durduğuna bir türlü şahitlik edemedim. Ne suların dindiği var ne de haksızın hırsının dindiği… İnsan bu yaşa gelip de hayatın gailesini sırtlanınca bazen kendi idrakinden şüphe ediyor; duyduğum mu yanlıştı, yoksa ben mi yanlış bir algılama içindeyim? Oysa bu söz, fiziksel bir tabiat olayını değil, kainatın ve insan kalbinin nirengi noktasını işaret ediyor.

Hak, varlığın özüdür; o anıldığında durmayan sular aslında kendi yatağını kaybetmiş, mecrasından taşmış, yakıp yıkan birer seldir. Eğer hak dendiğinde bir yerde sular durmuyorsa, orada ne nehirden ne de adaletten eser kalmıştır; orada sadece vicdanın çölleştiği, merhametin çekildiği bir kuraklık hüküm sürmektedir.

Hak diyenler, bu dünyada gırtlağını değil, sözünün kalitesini yükselten vakur ruhlardır… Hak diyen için adalet, her şeyi olması gereken yere koymaktır. Onlar bilir ki hak, sadece kendi hakkını savunmak değil, kendisinden zayıf olanın, suskun olanın ve hatta tabiatın hakkını kendi canı gibi aziz bilmektir. Hak diyenin lügatinde bencilce bir “ben” kavgası yoktur; evrensel bir “denge” arayışı vardır. Şeyh Edebali’nin “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturu, hak diyenlerin pusulasıdır. Onlar, sular durmasa da o suyun durulması için ömrünü feda eden, rüzgâra karşı yürümeyi göze alan adalet savaşçılarıdır.

Ancak öte yanda, sofrasına başkasının alın terini katık eden, başkasının gözyaşından ikbal devşiren hak yiyenler vardır. Onlar, doymak bilmeyen bir iştahın, bitmek tükenmek bilmeyen bir mülkiyet hırsının esiridirler. “Kul hakkı, üzerinde güneşin doğduğu her şeyden daha ağırdır” ikazına kulaklarını tıkamışlardır. Birinin emeğine el uzatmak, aslında kendi insanlığından bir parçayı koparıp sonsuz bir karanlığa atmaktır.

Hak yiyenler, kazandıklarını sandıkları her lokmada aslında biraz daha eksilirler. Zira haksız kazançla örülen bir hayat, temeli çürük bir binanın üzerinde yükselen yaldızlı bir saraya benzer; en hafif bir hakikat rüzgârında yerle yeksan olmaya mahkumdur. Onlar suların durmasını istemezler; çünkü bulandırdıkları sularda avlanmayı maharet sayarlar.

En tehlikeli ve karanlık olanları ise, hiçbir kutsalı olmayan hak tanımayanlardır. Bunlar, adaleti sadece kendi çıkarlarının koruyucusu bir kalkan, yasayı ise zayıfı ezmek için kullanılan bir kırbaç gibi görürler. Hak tanımamak, evrenin sessiz ama sarsılmaz yasasına, o “ilahi teraziye” açıkça meydan okumaktır. Bu cüretin altında yatan nedenler bellidir: Geçici bir güç sarhoşluğu, dünyayı sadece kendi mülkü sanan bir kibir ve “hesapsız bir hayat” yanılgısı. Oysa unutmamak gerekir ki; “Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur.” Hak tanımayanların gürültüsü bugün dağı taşı tutsa da, tarih onların sessizce ve utançla silinişine tanıklık eden mezarlarla doludur. Yunus Emre’nin dediği gibi; “Zulüm ile gidenin sonu vaveyla olur.”

Netice itibariyle; “Hak deyince akan suların durması”, zalimin bir anda insafa gelmesi demek değildir. Bu, hakkın bizatihi kendisinin zamanı ve mekânı durduran o mutlak ve ezeli ağırlığıdır. Bizim gözümüzle gördüğümüz akış devam etse de, hakikat katında o su çoktan durmuş, hüküm çoktan verilmiştir. Bugün durmayan sular, yarın büyük bir adaletin bendine çarpacak ve her şeyi aslına rücu ettirecektir. Çünkü hak, er ya da geç kendi yatağını bulur. Mühim olan, o büyük duruş gerçekleştiğinde bizim hangi safta olduğumuz, elimizin kime değdiği ve heybemizde hangi ahı taşıdığımızdır. Hak ile kalmak, sular dursa da durmasa da en büyük kazançtır.

Gönlünüzdeki o adalet duygusunun ve hakikat arayışının hiç eksilmemesi dileğiyle.

Sevgi ve saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (222 oy)
Yorumlar (2)

Yorum Yap

Ö. Haluk NARBAY23.02.2026

Sayın. Doc. Dr. İBRAHİM KAPLAN EMOT HST. BAŞHEKİMİ Değerli hocam teveccühünüze çok Teşekkür ediyorum. Metni beğendiğinize de sevindim. Sizin yorumunuz benim kalemimin karalamaları yanında gerçekten muhteşem. Tıp dünyasının bir duayeni olarak engin kültürünüzün ışığından bendeniz bir nebze feyz alabilirsem bahtiyar olurum. Cenab ı Allah’ın lütfu Mütevazi varlığımız , sevencenliğiniz Ayrıca ilham alınacak müstesna bir örnek en içten sevgi ve saygılar

İbrahim Kaplan20.02.2026

Haluk bey benim çok değerli ağabeyciğim günaydın.ALLAH KALEMİNDEN DAMLAYAN MÜREKKEBİ HİÇ BİR ZAMAN EKSİLTMESİN. NE KADAR GÜZEL BİR YORUM YAPMIŞSIN ÖYLE. YAZDIĞINIZ YORUMU OKURKEN; KENDİMİ ÇOŞKUN ÇAYLAR GİBİ ÇAĞLAYAN ABU HAYAT IRMAĞININ İÇİNDE BULDUM .O IRMAK Kİ BİNLERCE ŞAİRE İLHAM VERMİŞ .KOCA TASAVVUF ŞAİRİMİZ YUNUS EMRE’NİN DEDİĞİ GİBİ; ŞOL CENNET’IN IRMAKLARI AKAR ALLAH DEYU DEYU. ÇIKMIŞ İSLAM BÜLBÜLLERİ , ÖTER ALLAH DEYU DEYU . BEYİTİNDE KENDİNİ DİLE GETİRMİŞTİR. ÇOK DEĞERLİ HOCAM; SİZDEN ÖĞRENECEĞİMİZ DAHA ÇOK GÜZEL YORUMLAR OLACAĞINI BİLİYORUM . İYİ Kİ VARSINIZ. ALLAH SİZİ BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN. SANA SAĞLIKLI UZUN ÖMÜRLER VERSİN İNŞALLAH. BU VESİLEYLE SİZLERE HAYIRLI RAMAZANLAR DİLİYORUM. GÖRÜŞMEK DİLEĞİYLE.HOŞÇAKALIN.SAĞLIKLA KALIN.