Sevgililer Günü
Bu yazıyı paylaş:
Takvimlerin kırmızıya boyandığı malum günlerden birini daha geride bıraktık. Anneler, babalar, öğretmenler, hatta eczacılar ve avukatlar derken; nihayet sıra kalbi pıtır pıtır atanlara, yani sevgililere geldi. Kabul edelim; bu özel günler sadece piyasalara can suyu olup ekonomiyi şahlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda körelmeye yüz tutmuş beşeri ilişkilerimizi de şöyle bir parlatıyor, “hatırlama” duygusunu bize yeniden hatırlatıyor.
Tabi yaş kemale erince insan sormadan edemiyor: “Neden bir Nineler ve Dedeler Günü yok?” Yaşlı başlı insanlarımız bunu yüksek sesle dile getirmeseler de, içten içe “Bizim neyimiz eksik?” diye düşünüyorlar kuşkusuz.
Bu yıl da Sevgililer Günü tüm hızıyla idrak edildi. Kimi soğuğa, yağışa, fırtınaya aldırış etmeden valizini kapıp tatile kaçtı, kimi yazlığın yolunu tuttu; bir şekilde sevgiler tazelendi, laf aramızda önemli merkezlerdeki büyük oteller de full oldu, bağlılıklar mühürlendi. Medya ise her zamanki gibi sokaktaydı, günün renklerini mikrofonlarına hapsetti. Ancak asıl hayat, o mikrofonlara verilen cevaplarda gizliydi…
Muhabir, tonton bir amcaya yaklaşıp soruyor:
— Amca, Sevgililer Günü için ne söyleyeceksin?
Amca boynunu büküyor:
— Kızım ne söyleyeyim, benim sevgilim yok ki!
— Neden amca?
— Hanım çok kıskanç, ne sağa baktırıyor, ne sola; aksi halde çok kızıyor!
Bir başka muhabir ise sanki bu gün sadece asırlık çınarlarmış gibi, iki büklüm bir ninenin yanına yanaşıyor:
— Ay teyzeciğim, Sevgililer Günün kutlu olsun!
Nine şaşkın:
— O ne kızım?
— Teyzeciğim; aşk yaşayanların, evli olanların eşlerine bağlılığını gösterdiği gün. Bir nevi bayram yani.
Ninenin cevabı hem hüzünlü hem gerçek:
— Ha anladım… Bizimki yeni öldü kızım.
— Ee, peki şimdi ne yapacaksınız?
— Ne yapayım, torunlara börek açacağım!
Ama en enteresanı bir başka yaşlıdan geliyor. Spiker bayan soruyor:
— Evli misiniz?
— Evet, 15 yıldır evliyim.
— Sevgililer Gününüzü nasıl değerlendireceksiniz?
— Valla her zamanki gibi.
— Nasıl yani?
— Bi saat seveceğiz, okşayacağız.
— Aaaaa o kadar uzun, yormuyor mu?
— Yoruyor tabi, 15 sene geçmiş; 50 dakika yalvarıyorsun!
Sevgililer Günü’nün ve hayatın gerçeği bu; bazen birine bağlılığın en büyük ispatı, onun emaneti olan torunlara açılan o incecik börek hamurunda gizlidir.
Genç kuşağa geçtiğimizde ise tablo tamamen “çağın hızına” uygun. Genç bir kıza uzatılıyor mikrofon:
— Valla sevgilimle yeni kavga ettik, ayrıldık. Yenisini bulunca inşallah gelecek sene kutlayacağım!
diyor, sanki bir sonraki bahar indirimini bekler gibi…
Günün asıl “jönü” ise finali yapıyor. Yakışıklı bir delikanlıya soruyorlar:
— Sevgililer Günü için bir programınız var mı?
— Programım yok.
— Neden peki?
— Hepsi “bugün benimle olacaksın” diyor, yetişemem!
Aslında bu özel günler, sadece alışveriş listelerinden ya da hediye paketlerinden ibaret değil. Hızla akıp giden modern çağın hengamesinde, birbirimizin yüzüne bakmayı unuttuğumuz o tozlu raflardan duygularımızı indirip parlatmak için birer bahane. Kimine göre ticari bir kurgu, kimine göre ise ruhlara verilen bir can suyu…
Ruhların Moral Deposu: İnsan doğası gereği hatırlanmak ve önemsenmek ister. Sıradan bir Salı gününü “özel” kılan o küçük jest, bireyin ruhunda aidiyet duygusunu pekiştirir. “Hâlâ buradayım ve seni görüyorum” demenin en simgesel yoludur bu günler.
İlişkilerin “Reset” Düğmesi: Gündelik hayatın dertleri, faturalar ve iş koşturmacası arasında ilişkiler bazen pas tutar. İşte bu kutlamalar, ilişkiler için birer “bakım günü” gibidir. Kırgınlıkların üzerine çekilen ince bir sünger ya da uzaklaşmış gönülleri birbirine yaklaştıran sıcak bir köprü vazifesi görür.
Gelenekten Geleceğe Sevgi: Ninenin torununa börek açmasıyla gencin yeni sevgili hayali arasındaki o uçurum, aslında sevginin nasıl evrildiğini de gösterir. Eskiden sadakat sessiz bir hizmetteyken, şimdilerde daha dışa dönük ve hareketli. Ancak değişmeyen tek şey, insanın o bitmek bilmeyen sevgiye olan ihtiyacıdır.
İngiltere’de doğup 51 yaşında Amerika’da ölen devrimci İngiliz rock grubu Rock and Roll’un eş lideri John Lennon, anılarını anlatırken “Ben çocukken annem bana hep hayatın anahtarının mutluluk olduğunu anlatırdı” dermiş.
Lennon bir anlatımında okulda “Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” diye sorduklarını belirterek şöyle devam ediyor:
“Ben de ‘mutlu’ yazdım. Bana ‘ödevi anlamamışsın’ dediler. Ben de onlara ‘siz hayatı anlamamışsınız’ dedim.”
Çok söylemleri arasında, işte tam da Sevgililer Günü’nde hatırlatılacak güzel bir ifadesi de var:
“Önemli olan kimi sevdiğin, nerede sevdiğin, neden sevdiğin, ne zaman ya da nasıl sevdiğin değil. Önemli olan sadece sevmek.”
Ne kadar doğru…
Sonuç olarak; ister tatile çıkılsın, ister evde saklanılsın, isterse o meşhur börekler açılsın… yorucu söyleşiler de olursa olsun, önemli olan, takvimin o küçük karesine sığdırılan sevgiden ziyade, o sevgiyi yılın geri kalan 364 gününe nasıl yaydığımızdır.
Hatırlayan, hatırlanan ve her daim sevgiyle kalan herkese selam olsun. Sevginin her türlüsünün hatırlandığı, ekonomiden ziyade gönüllerin kazandığı nice güzel günlere!
Sevgi ve saygıyla.