Eskiden Sükut-u Hayal Dediğimiz Düş Kırıklığı

219 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsan çoğu kez beklentiler içinde olabiliyor. Yüzde yüz gerçekleşebileceğini sandığı bir isteği olumsuzlukla sonuçlanınca sükut-u hayale uğruyor yani düş kırıklığına… Beklentilerinin boşa çıkması hâli, her ne kadar pişmanlık duygusuna benzese de, iki tanımda farklılıklar olduğu bilinir.

Pişmanlık, bir insanın geçmişteki davranışlarından hoşnut olmama duygusu olarak ifade edilirken, hayal kırıklığının kişinin kendi davranışından ziyade, kendi kontrolü dışında gelişen bir sonuçla ilgili olması hâli olarak tarif edilmektedir.

Hayal kırıklığı insanın başına bir anda düşmüyor; usul usul, sinsice yaklaşıyor. Önce içimizde bir beklenti filizleniyor, sonra ona bir isim veriyoruz, ardından da sanki gerçekleşmesi şartmış gibi davranmaya başlıyoruz. İşte tam orada kırılma başlıyor… Çünkü beklenti, gerçekleşmediğinde sadece bir düşünceyi değil, ona bağladığımız duyguları, umudu ve hatta kendimize dair inancı da alıp götürüyor.

İnsanı en çok sarsan şey, olan bitenden ziyade, olmasını umduklarının olmamasıdır. Bir insanın sessizliği, bir sözün tutulmaması, bir bakışın eskisi gibi olmaması… Bunların hiçbiri tek başına yıkıcı değildir. Yıkıcı olan, bizim onlara yüklediğimiz anlamdır. Çünkü bizler çoğu zaman gerçeği değil, hayalini kurduğumuz ihtimali severiz. Ve ihtimaller yıkıldığında, gerçek olduğundan daha sert çarpar.

Bir keresinde yaşlı bir adam kadim dostuma şöyle demiş:

“İnsan, başkalarından değil; kendinden kırılır.”

Uzun süre önce bir sohbette bana nakledilen bu ifadenin ne demek olduğunu anlamamıştım. Sonra da unutup gittim. İşte bugün bu konuyu kaleme alınca hatırladım. Ne kadar doğruymuş.

Hayal kırıklığı yaşadığımızda karşımızdakine kızarız, hayata sitem ederiz ama asıl incinen, görmezden geldiğimiz işaretlere rağmen inanmaya devam eden tarafımızdır. Bile bile susmuş, bile bile umutlanmış, bile bile beklemiş olan kendimiz.

Hayal kırıklığı biraz da içsel bir yüzleşmedir. Bize sınırlarımızı hatırlatır. Her isteğin karşılık bulmayacağını, her iyi niyetin doğru adreste olmadığını öğretir. Bu yüzden can yakar ama öğreticidir. İnsanı sarsar çünkü konforunu bozar. “Ben yanılmam” dediğimiz yerde yanıldığımızı, “bu sefer farklı” dediğimiz yerde aynı yere düştüğümüzü gösterir.

Ama şunu da kabul etmek gerekir: Hayal kırıklığı yaşamayan insan, gerçekten yaşamış sayılmaz. Çünkü umut etmeyen kırılmaz. Kalbini ortaya koymayan, risk almaz. Belki de bu yüzden hayal kırıklığı, cesaretin yan etkisidir. Her kırılış biraz olgunlaştırır insanı; beklentilerini törpüler, seçici yapar, bazen de sessizleştirir.

Zamanla anlıyoruz ki her hayal kırıklığı bir kayıp değil, bir ayıklanmadır. Kim kalmalı, ne kalmalı, neye artık emek vermemeli… Hayat bunları uzun uzun anlatmaz; bir an yaşatır, gerisini sana bırakır. Ve insan, her sarsıntıdan sonra biraz daha az inanır ama biraz daha çok anlar.

Belki de en doğru cümle şudur: Hayal kırıklığı, kalbin fazlalıklarını alır. Geriye daha gerçek, daha sade ve daha güçlü bir insan bırakır. Çünkü insan her seferinde yeniden öğrenir herkese her hayali yakıştıramayacağını.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 4.9 / 5 (194 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!