İnsan Tasnifi
Bu yazıyı paylaş:
İnsan bazen ömrün takvim yapraklarıyla değil, zihnine düşen bir kıvılcımla büyüdüğünü hissediyor. Hani o meşhur deyimle “Bir yaşıma daha girdim!” deriz ya; sanılmasın ki bu nida, 18 Ocak’ta geride bıraktığım yaşımın ardından yeni bir menzile adım atışımın habercisidir. Hayır, peşinen söylemeliyim ki bu kez mesele sadece rakamlardan ibaret değil. Bu şaşkınlık, kırk dört yıllık kısa ömrüne koca bir dünyayı sığdırıp veda eden, Rus gerçekçiliğinin dev ismi Anton Pavloviç Çehov’un zihnime bıraktığı bir mirastan kaynaklanıyor.
Modern öykünün ve tiyatronun bu eşsiz mimarı, bugün kalemimi kağıtla buluşturmama vesile olurken bana sarsıcı bir gerçeği fısıldadı. Onun insan ruhunu bir cerrah titizliğiyle tahlil eden o meşhur tasnifini duyduğum an, hayatın karmaşası zihnimde birdenbire berraklaştı.
Çehov, insanları üç sınıfa ayırırken aslında hayatın özünü tarif etmiş:
Bazı insanlar vardır, ekmek gibidirler; varlıkları azizdir, her gün aranır, her gün ihtiyaç duyulur onlara. Eksiklikleri sofradaki en büyük boşluk, ruhun en derin açlığıdır. Onlar hayatın tuzu, suyun bereketi gibidirler; varlıkları varlığımıza şifa, yoklukları ise büyük bir mahrumiyettir.
Bazıları ise ilaç gibidir; ancak ihtiyaç hâsıl olduğunda, bir yara açıldığında ya da bir sızı baş gösterdiğinde kapıları çalınır. Onlar kurtarıcıdır ama sadece fırtınalı anların limanıdırlar; güneş açınca bir sonraki sarsıntıya kadar unutulurlar.
Ve bir de üçüncü grup vardır ki, Allah tüm dostları onlardan korusun; onlar mikrop gibidirler. Sizin onları aramanıza hiç hacet kalmaz, onlar sormadan, çağırmadan, davet beklemeden gelip sizi bulurlar. İçten içe kemiren, enerjinizi tüketen ve sessizce hayatınızın merkezine yerleşen bu karakterler, aslında en büyük sınavımızdır.
Bu benzetmenin derinliğine daldıkça, çevremizdeki her bir yüzün bu şablona nasıl da hatasız oturduğunu görmek hem hayret verici hem de ürpertici.
Kimi zaman hayatımıza sızan bir “mikrobun” tahribatıyla sarsılıyor, kimi zaman “ilaç” gibi gelen bir dostun tesellisiyle ayağa kalkıyoruz. Ama asıl mesele, hayatın keşmekeşinde o “ekmek” gibi olan saf ve temiz insanları bulup onlara sımsıkı sarılabilmekte.
Çehov’un bu keskin gözlemi, sadece başkalarını değil, kendi yerimizi de sorgulatıyor insana: Acaba biz başkalarının hayatında hangi kategorideyiz?
Bugün bu satırları yazarken, Çehov’un bilgeliğiyle sadece bir yaş daha yaşlandığımı değil, hayatın karmaşık labirentinde bir kat daha uyandığımı ve netleştiğimi hissediyorum. Şimdi bu şablonu alıp gönül süzgecimden geçirirken, hayatımdan geçenleri ve kalanları bir kez daha sessizce selamlıyorum.
Sevgi ve saygıyla.