Şayet !

267 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsan bazen sabah evden çıkmadan önce durup aynaya bakmalı. Yüzüne değil, içine bakmalı. Çünkü gün dediğimiz şey; trafikle, işlerle, gürültüyle değil, çoğu zaman küçük ihlallerle, fark edilmeden yapılan hatalarla, dilimize ve ellerimize erken davranan acelelerle kirlenir. Oysa bazı cümleler vardır ki, insanın omzuna hafifçe dokunur ve “dur” der. Japonların “şayet” ile başlayan dört uyarısı da tam olarak böyledir. Ne bağırır, ne tehdit eder; sadece hatırlatır. Ama doğru hatırlatır.

“Şayet sana ait değilse alma.”

Bu cümle sadece başkasının malına uzanan eli durdurmaz; başkasının hakkına, emeğine, fikrine, sırasına, zamanına uzanan niyeti de dizginler. İnsan çoğu zaman bir şeyi alırken, onun kendisine ait olmadığını bilerek almaz; haklı gerekçeler üretir. “Kimse fark etmez”, “zaten bana da lazım”, “o kadar da önemli değil” der. Oysa alınan şey bazen bir eşya değil, bir güven duygusudur. Bir insanın iç huzurudur. Toplum dediğimiz şey, birbirine dokunmadan duran sınırların toplamıdır ve o sınırlar ihlal edildikçe büyük çatlaklar oluşur. Sahip olunmayanı almamak, sadece ahlaki bir duruş değil; birlikte yaşamanın sessiz sözleşmesidir.

“Şayet doğru değilse yapma.”

Bu uyarı, niyetle eylem arasına konulmuş ince bir terazidir. Her yapılabilen şey doğru değildir; her mümkün olan, meşru değildir. İnsan bazen “kimseye zararı yok” diyerek yanlışı normalleştirir. Oysa yanlışın en büyük zararı, önce yapanın içinde başlar. Küçük ödünler, büyük alışkanlıklara dönüşür. Bir kez doğru olmadığı halde yapılan şey, ikinci kez daha kolay yapılır. Ve sonra insan, yanlışın içinde yaşamaya alışır. Doğru olmayanı yapmamak, karakter dediğimiz şeyin omurgasını ayakta tutar.

“Şayet gerçek değilse söyleme.”

Belki de çağımızın en çok ihtiyacı olan uyarı budur. Çünkü söz, artık çok hızlı yayılıyor; ama çok az süzülüyor. İnsanlar duyduklarını, doğruluğunu araştırmadan aktarıyor. Bir söylenti, bir ima, bir eksik bilgi; kulaktan kulağa dolaşırken koca hayatları yaralayabiliyor. Gerçek olmayan bir söz, bazen bir insanın itibarını, bazen bir toplumun huzurunu alıp götürüyor. Susarak önlenebilecek felaketler, konuşma hevesiyle büyüyor. Gerçek olmayanı söylememek, sadece yalan söylememek değildir; aynı zamanda dedikodudan, iftiradan, ucuz heyecandan da uzak durmaktır.

“Şayet bilmiyorsan, sus.”

Bu cümle, insanın egosuna yöneltilmiş en nazik ama en sert aynadır. Bilmemek bir eksiklik değildir; bilmediği halde konuşmak eksikliktir. İnsan her konuda fikri olmak zorunda değildir. Her tartışmada taraf tutmak, her konuda hüküm vermek zorunda değildir. Bazen susmak; saygıdır, bazen bilgelik, bazen de kendini korumaktır. Bilmeden konuşulan sözler, çoğu zaman bilenleri yorar, bilmeyeni de daha cahil kılar. Susmak, boşluk değil; yerinde kullanıldığında derinliktir.

Bu dört uyarının bir evin kapı arkasına asıldığını düşünmek bile insanın içini sakinleştiriyor. Her sabah çıkarken, anahtarı çevirmeden önce bu cümlelerle göz göze gelmek… Günün aceleciliğine küçük bir mola vermek…

Belki de bu yüzden bu öğütler birer nasihat değil, adeta bir reçete gibidir. Kalbe iyi gelenin hayata da iyi gelmesi gibi, bu dört “şayet” de insan ilişkilerine iyi gelir, topluma iyi gelir, şehirlere iyi gelir.

Hatta biraz daha ileri gidip, bu sözlerin büyük panolarla kalabalık kent meydanlarına dikildiğini hayal edelim. Işıklı reklamların, tüketim çağrılarının arasında; sade, sessiz ama güçlü cümleler… Belki kimse yüksek sesle okumaz ama herkes içinden bir an durur. İşte o bir an, nice büyük çekişmenin, nice gereksiz kavganın, nice onarılmaz kırgınlığın önüne geçebilir.

Çünkü dünya çoğu zaman büyük kötülüklerle değil, küçük ihlallerle yorulur. Belki de bu yüzden, akıp giden paylaşımların, hızlı yorumların, düşünmeden basılan tuşların arasında bu dört “şayet”e bir anlık yer açmak iyi bir başlangıç olabilir.

Herkesin her şeyi söylemek zorunda olmadığı, bilmediğinde susmanın eksiklik sayılmadığı, doğru olmayanın yapılmadığı, ait olmayanın alınmadığı bir dil… Kimseye parmak sallamadan, kimseyi dışlamadan; sadece kendimizden başlayarak. Belki o zaman kalbe iyi gelen bu cümleler, hayata da biraz daha iyi gelmeye başlar.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (244 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!