Maskeli Sözler , Karışık Turşular !
Bu yazıyı paylaş:
İnsan ruhunun dehlizlerinde, hakikat ile yalanın birbirine sarmaşık gibi dolandığı, aynadaki aksine bile yabancılaşmış öyle insanlar vardır ki; onların dilleri bir vaha vaat ederken ayakları uçuruma doğru geri geri gider.
Bir söyledikleri diğerini tutmayan, dün ak dediklerine bugün karayı yakıştıran bu kişilerin dünyasında tutarlılık, çoktan terk edilmiş bir limandır.
Bu savruluşu bir zihin bulanıklığıyla mı yoksa ince ince hesaplanmış bir riyakârlıkla mı yaparlar, orası tam bir muamma. Ancak bildiğimiz bir şey var ki, bu kişilerin ipiyle kuyuya inilmez; indik diyelim, kuyunun tam ortasında “ben aslında kuyu sevmem” diyerek ipi bırakıverirler. Atalarımız, insan sarraflığındaki o eşsiz dehasıyla, bu zıtlık tipleri, olumsuz profilleri tek bir levha ile mühürlemişler, onlara:
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
demişlerdir.
İnsan hem diyet yapıp hem de turşu bidonuna ekmek doğrar mı? Doğruyorlar işte.
Hele şu dünya siyasetine bir bakın; tam bir lahana turşusu festivali izliyor gibiyiz. Bugün “barış” diye kürsüleri inletenlerin, yarın öbür gün gizli kapılar ardında bambaşka pazarlıklar yaptığına, saldırılar yaptığına ya da tehditler gönderdiğine şahit oluyoruz.
Dün “kardeşim” diye kucakladıklarına, bugün çıkarları gereği “tanımıyorum” çekmekte üstlerine yok.
Siyasetçilerde bu “dün dündür” mantığını o kadar sık görüyoruz ki, artık şaşırmayı bile unuttuk. Sokaktaki komşumuzun, eşimizin dostumuzun bazen dili sürçse ya da küçük tutarsızlıklar yapsa “insandır, şaşmıştır” diyerek belki affedebiliriz; neticede hatasız kul olmaz. Ama koskoca dünyayı yönetenlerin, toplumların kaderiyle oynayanların bu perhiz ve turşu arasındaki keskin çelişkileri bizi hep düşündürüyor ve güven dağlarımıza kar yağdırıyor. Onların vaatleri, üzerine yazı yazılmış birer buz kalıbı gibi güneş doğup menfaatler çatıştığında hemen eriyip gidiyor.
Oysa hayatın karmaşasından ve o iki taraflı, çok maskeli konuşmaların yorgunluğundan sıyrılmak gerekir. İnsanın en büyük erdemi, neyse o olması; diliyle kalbinin aynı ritimde atmasıdır.
Tek taraflı ama tutarlı konuşmak, eğilip bükülmeden “evet”e evet, “hayır”a hayır diyebilmek ne büyük bir fazilettir. Bir insanın kelimeleri arasındaki uçurum ne kadar derinleşirse, oradan yükselecek olan sadakat sesi de o denli sahte kalmaya mahkûmdur. Sözü bir, özü bir olan insan, fırtınalı denizlerdeki deniz feneri gibidir; sarsılmaz, şaşırtmaz ve asla yarı yolda bırakmaz. Tutarlılık, bir insanın karakterine giyebileceği en şık, en ütülü ve en asil kıyafettir.
Sevgi ve saygıyla