Kafka Niçin Suçlamış?
Bu yazıyı paylaş:
Almanca konuşan Bohemyalı, roman ve hikâye yazarı, 20. yüzyıl edebiyatının en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilen Franz Kafka’nın bir sözü ister istemez gözüme takıldı.
Kafka, “Kirli camdan bakıp, her şeyi ve herkesi kirli sanıyorsunuz” demiş. Bu söz, ilk bakışta kısa ve basit gibi görünüyor. Belki de bir suçlama ifadesi kabul edilip kızdırabilir de. Ama biraz durup düşününce insanın içine doğru açılan uzun bir koridor ortaya çıkıyor. Çünkü bu cümle başkalarını değil, doğrudan bizleri işaret ediyor. Dünyaya baktığımız pencerenin aslında dışarıda değil, içimizde olduğunu hatırlatıyor. İnsan çoğu zaman gerçekten gördüğünü sandığı şeyleri değil, içinde taşıdıklarını görüyor. Cam kirliyse, manzara ne kadar güzel olursa olsun bakılan şey doğal olarak bulanık görünür.
Kafka bu sözü söyleme ihtiyacını belki de insanların adaletsiz yargılarına, aceleci düşüncelerine ve sürekli başkalarını suçlama eğilimine bakarak duymuştur. İnsan, çoğu kez, kendi içindeki karmaşayla yüzleşmek yerine, dışarıyı suçlamayı daha kolay bulmaktadır. Sebebi, kendi korkularını, öfkesini, hayal kırıklıklarını fark etmesinin zorluğudur; ama bunları başkalarının üzerine yapıştırmak kolaydır. Böylece kişi hem kendini korur hem de rahatlar. Oysa bu rahatlık geçicidir ve gerçeği değiştirmez.
Gerçekten de çoğu zaman böyle değil midir? İçimiz huzursuzken dünya bize daha sert görünür. Kırgınken en masum sözleri bile tehdit gibi algılarız. Kendimize güvenmediğimizde, başkalarını küçümsemeye başlarız. Aslında kirli olan camdır ama biz lekeleri dışarıda ararız. İnsan kendi içini temizlemeden dünyayı temiz sanamaz. Bu yüzden aynı olay, iki farklı insanın gözünde bambaşka anlamlar taşır. Biri umut görürken diğeri karanlık görür; çünkü baktıkları pencere aynı değildir.
Kafka’nın sözü bir suçlama değildir, daha çok sessiz bir uyarıdır. “Dur ve önce camına bak” der gibidir. Çünkü insanın dünyayla kurduğu ilişki, kendi iç dünyasının bir yansımasıdır. İçeride ne varsa dışarıda onu görürüz. Bu düşünce rahatsız edici olabilir; çünkü sorumluluğu bize verir. Ama aynı zamanda umut vericidir de. Eğer cam kirlenebiliyorsa, temizlenebilir de.
Belki de bu sözün gücü buradan gelir. İnsanlara ne yapmaları gerektiğini bağırarak söylemez. Sadece küçük bir cümleyle aynayı önümüze koyar. Bakıp bakmamak bize kalır. Camı silmek emek ister, cesaret ister. Ama silindiğinde dünya değişir mi? Hayır. Değişen biz oluruz. Ve bazen bu, her şeyin değişmesi demektir.
Belki de bu yüzden insan, hayatı boyunca en çok kendi camından sorumludur. Ne gördüğümüzden önce, neyle baktığımız önemlidir. Camı ihmal edersek, zamanla toz birikir; kırgınlıklar, önyargılar, yorgunluklar ince bir tabaka gibi görüşümüzü kaplar. Sonra da dünyayı suçlarız: İnsanlar kötü deriz, hayat adaletsiz deriz, umut kalmadı deriz. Oysa bazen tek gereken, durup camı silmektir. Kalbimizi arındırmak, düşüncelerimizi sadeleştirmek, öfkeyi ve korkuyu fark edip yerlerine anlayışı koymaktır. Cam temizse manzara da temiz görünür. Her şey kusursuz olmaz belki ama daha adil, daha yumuşak, daha yaşanır olur. Bu yüzden, dünyaya bakmadan önce camına bak; onu temiz tut. Çünkü sen nasıl bakarsan, hayat da sana öyle görünür.
Sevgi ve saygıyla