Güç mü ? Vicdan mı ? İnsanlık Nerede ?

284 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Dünya bazen sessizliğin içinden konuşur. Haritalar yerli yerinde dururken, takvimler ilerlerken ve gündelik hayat tüm sıradanlığıyla akarken, derinlerde bir yerde görünmez fay hatları hareketlenir. İnsanlık, çoğu zaman bunun farkına ancak sarsıntı başladığında varır. Oysa geçmiş bize şunu öğretmişti: Büyük güçlerin varlığı, paradoksal biçimde, büyük savaşların önündeki en caydırıcı unsurdu. Korku, barışın sigortasıydı. İki uç, iki kutup, iki dev… Ve o devlerin birbirine bakarken titrediği bir dünya.

Bir zamanlar dünyanın iki ucunda duran iki süper güç, küresel barış ortamının güvenlik sibobu olarak görülürdü. Bunlardan biri Türkiye’nin hemen yanı başındaki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, diğeri ise Birleşik Amerika Devletleri idi. Bu iki kutup, sık sık liderler üzerinden tehditkâr söz düellolarına girerdi; ancak ne gariptir ki bu sert söylemler hiçbir zaman gerçek bir eyleme dönüşmezdi. Çünkü herkes biliyordu: Atılacak ilk adım, son adım olabilirdi.

Ne zaman ki Sovyetler Birliği dağıldı, dünyanın bazı ülkelerinin sırtını dayadığı gücün, tabiri caizse, bir balon olduğu da ortaya çıktı. Güç dengesi bozulduğunda, sadece haritalar değil, vicdanlar da yetim kaldı. Bugün Rusya, Ukrayna savaşı üzerinden hâlâ “ben buradayım” demeye çalışıyor. Bir yandan diplomasi masalarında ABD ile iyi niyet mesajları verilirken, diğer yandan sahada sert bir gerçeklik inşa ediliyor. Bu, modern dünyanın çelişkisi: Gülümseyen yüzler ve patlayan bombalar aynı karede.

Zamanımızda teknoloji başını alıp giderken, insanlık aklını aynı hızla ilerletemiyor. Bir yanda yapay zekâ, uzay çalışmaları ve dijital devrim; diğer yanda çocukların üstüne yağan füzeler, şehirlerin yutulduğu ateş çemberleri… Dünya, oyuncakları büyüyen ama sorumluluğu küçülen bir çocuğa benziyor. Silahlar daha “akıllı”, insanlar ise daha hoyrat.

Ve yine dünyanın iki ucunda, dengeyi sağlayacağı umulan iki güç sahnede. Bir tarafta, bu kadar açık konuşma cesaretini gösterebilen Çin. Diğer tarafta ise İsrail’in dostu olarak İran’a saldıran, Venezuela Devlet Başkanı’nı eşiyle birlikte yataktan aldırabilecek güce sahip olmakla övünen, dünyaya “bunu ancak ben yaparım” mesajı veren, kulağını çeken, gözdağı isteyen güçlü bir Amerika. Güç gösterisi artık sadece sahada değil, anlatıda da yapılıyor.

İşte tam bu noktada, Çin’in dünyaya yaptığı son sesleniş yankılanıyor. Sert, soğuk, net ve tartışmasız. Çin ve Küreselleşme Merkezi Başkan Yardımcısı Victor Gao’nun sosyal medyada yoğun şekilde paylaşılan ve dünya kamuoyunda büyük yankı uyandıran konuşmasını, hiçbir yorum eklemeden, aynen sunuyorum:

“Eğer savaş istiyorsanız, savaş bulacaksınız.

Eğer Çin’i yok etmek istiyorsanız, siz yok olursunuz.

Eğer Çin’e nükleer savaş dayatırsanız, nükleer savaşla yeryüzünden silinirsiniz, çok nettir.

Çin ilk kurşunu sıkmayacaktır. Ancak Çin, ikinci kurşunun sıkılmasına izin vermeyecektir.

Eğer 3 Eylül’de Pekin’de yapılan ‘Zafer Günü’ geçit törenini izlediyseniz… Çin’in orada sergilediği silahlardan biri de çoklu savaş başlığına sahip bir füze, biz ona sadece ‘61’ diyoruz… Çünkü içinde 60 nükleer savaş başlığı taşıyabiliyor. Artı bir de hidrojen bombası var.

Şimdi size soruyorum: Bugünün dünyasında hangi ülkede hidrojen bombası var?

Çin hidrojen bombasına sahip tek ülkedir! Ve bu kıtalararası balistik füze yirmi dakikadan kısa sürede dünyanın her köşesine ulaşabilir. Ve dünyanın herhangi bir köşesindeki herhangi bir hedefi yok edebilir.”

Bu sözler bir tehditten çok, insanlığa tutulmuş sert bir aynadır. Gücün zirvesinde söylenen bu cümleler, aslında ne kadar kırılgan bir çağda yaşadığımızı hatırlatır. Nükleer başlıkların sayısı arttıkça, insan hayatının değeri azalıyor mu? Caydırıcılık mı bu, yoksa toplu bir intiharın teknik tarifleri mi?

Ne oluyor, ne olur, zaman gösterecek. Ama zamanın da bir sabrı var. Dünya artık sadece büyüklerin bilek güreşine sahne olmasın. Çocuklar siren sesleriyle uyanmasın, şehirler haritalardan silinmesin, gökyüzü sadece bulutları taşısın. Bırakın dünya biraz nefes alsın. Çünkü barış, güçsüzlerin duası değil; güçlülerin vicdan borcudur.

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 4.8 / 5 (253 oy)
Yorumlar (1)

Yorum Yap

İbrahim Kaplan11.01.2026

Haluk abi ellerine sağlık, çok güzel bir yorum olmuş. Seninde dediğin gibi Bu Koskoca Dünya, bir kaç delinin eline kaldı. Bir ülkenin başında olan ve güya o ülkeyi yöneteme erkini elinde bulunduran bir insan ; daha zayıf durumda olan bir başka ülkenin liderini hemde eşi ile birlikte, gecenin bir yarısında kaçırıp, üstelik bir de Eski Roma’da olduğu gibi , gözleri bağlı ve elleri kelepçeli sokak sokak dolaştırılmasına ön ayak olabilir mi? Haydi birisi öyle yapıyor diyelim, diğer güya güçlü ülkelerin Liderlerinden ; yav kardeşim sen ne yapıyorsun, bu yapılanlar var olan Dünya düzenine hiç yakışıyor mu ? Sen ne yapıyorsun diyemez mi. Vah ki ne vah, Güzelim Dünyamızın düşürüldüğü hale bak.