Olumlu Düşüncenin Saklı Geometrisi

231 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Hayatın karmaşası içinde bazen bir fırtınanın ortasında kalmış, rotasını kaybetmiş bir gemi gibi hissederiz; oysa pek azımız dümendeki elin, yani kendi zihnimizin, dalgaların boyunu değiştiremese de geminin o dalgaları nasıl aşacağını belirleyen asıl güç olduğunu fark eder. Olumlu düşünce, sanılanın aksine hayatın grilerini görmezden gelmek değildir; o, en zifiri karanlıkta bile gözbebeklerimizi ışığa odaklanmaya zorlayan bir irade terbiyesi ve ruhsal bir mühendislik harikasıdır. Doğru kullanıldığında, sadece boş bir temenni olmaktan çıkıp, somut gerçekliğimizi şekillendiren sessiz ama devasa bir güce dönüşür.

Bu gücü doğru kullanmak, hayatın getirdiği zorlukları reddetmek değil, bu zorlukların karşısına hangi mühimmatla çıkacağınızı seçmektir. Eski bir Kızılderili hikâyesi anlatılır; yaşlı bir bilge torununa insanın içinde iki kurt olduğundan bahseder. Biri öfke, kıskançlık ve karamsarlıktır; diğeri ise umut, sevgi ve iyimserlik. Çocuk sorar: “Hangi kurt kazanacak?” Bilge cevap verir: “Hangisini beslersen o.” İşte olumlu düşünce, içimizdeki o aydınlık kurdu besleme kararlılığıdır. Zihin, kendisine sürekli fısıldanan “yapamam”, “imkânsız” veya “hep beni bulur” gibi zehirli cümleleri birer emir telakki eder ve buna uygun bir savunma hattı kurar. Ancak biz bu dili değiştirip, odağımızı “nasıl yapabilirim?” veya “bu deneyim bana ne öğretiyor?” noktasına kaydırdığımızda, beynimizdeki nöronlar adeta yeni bir inşaata başlar.

Düşüncenin gücü üzerine kafa yoran Marcus Aurelius’un dediği gibi:

“Hayatımız, düşüncelerimizin eseridir.”

Eğer düşünceleriniz birer tohumsa, yaşadığınız hayat bu tohumların yeşerdiği bahçedir. Diken ekip gül biçmeyi beklemek ne kadar beyhude ise, karamsarlık ekip huzur bulmayı beklemek de o kadar imkânsızdır. Olumlu düşünce bir büyü değildir; o, bakış açımızı dar bir tünelden çıkarıp geniş bir ovaya taşıyan, çözümü sorunun önüne koyan bir strateji yönetimidir. Thomas Edison’un binlerce başarısız deneyden sonra “Hata yapmadım, sadece çalışmayan binlerce yol buldum” demesi, olumlu düşüncenin bir hayalperestlik değil, sarsılmaz bir dayanıklılık olduğunun en büyük kanıtıdır. Kendi iç sesimizin tonunu ayarladığımızda, dışarıdan gelen gürültülerin etkisinin azaldığını ve imkânsız görünen kapıların aralandığını görmek, bu sessiz devrimin en büyük mükâfatıdır.

Bu yolculukta kendinize bir laboratuvar titizliğiyle yaklaşmalısınız. Zihninizden geçen her düşünceyi birer misafir gibi ağırlayın ama sadece size güç verenleri başköşeye oturtun. Unutmayın ki, suyun üzerindeki gemiyi batıran etrafındaki su değil, içine dolan sudur. Dış dünyada ne olup bittiğinden ziyade, o olayları zihninizin süzgecinden nasıl geçirdiğiniz kaderinizi belirler. Mevlânâ’nın dediği gibi:

“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin, gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.”

Bu söz, basit bir kafiye değil, evrenin işleyişine dair derin bir fizik kuralıdır.

Her sabah uyandığınızda aslında elinize görünmez bir fırça alıyorsunuz ve o günkü dünyanızı boyamaya başlıyorsunuz. Elinizdeki o fırçayı karamsarlığın koyu renklerine daldırmadan önce, zihninizin içindeki o muazzam potansiyeli bir kez daha hatırlamalısınız. Hayat size her zaman nazik davranmayabilir, ancak siz kendinize karşı nazik olma ve düşüncelerinizi birer engel değil, birer basamak olarak kullanma gücüne her zaman sahipsiniz. Umarım yüreğinizdeki o iyimser ışık, karşılaştığınız her karanlığı aydınlatacak kadar güçlenir ve zihniniz size her zaman en güzel manzaraları sunan sadık bir dost olur. Kendinize, en az sevdiğiniz birine gösterdiğiniz o şefkati göstermeyi ve zihninizi bir çiçek bahçesi gibi özenle sulamayı lütfen ihmal etmeyin.

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 4.7 / 5 (202 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!