Yaşam Irmağın Üzerindeki Yaprak Gibidir
Bu yazıyı paylaş:
Bugün Hayyam’ın hem kader–irade gerilimine dokunan, hem de herkesin kendi hayatından bir iz bulabileceği kadar evrensel bir benzetmesini konu olarak seçtim… Hayyam’ın aşağıda detaylı açıklamayla sunduğum benzetmesindeki, ırmak, yaprak, akış ve sıkışıp kalma imgelerinin; insanın kontrol duygusunun, tesadüfler, seçimler ve zaman karşısındaki kırılganlığını sade ama sarsıcı biçimde yer aldığını ifade etmektedir. Umarım, herkes bu düşünce kavramında kendine has bir iz bulabilecektir. Okudukça keyif alınacağını umuyorum.
İnsan bazen durup kendi hayatına uzaktan bakmak ister. Günlerin nasıl geçtiğini, yolların ne zaman ayrıldığını, bazı şeylerin neden kendiliğinden olurken bazılarının neden hep yarım kaldığını anlamaya çalışır. İşte Ömer Hayyam’ın sözü, tam da bu durma anlarında insanın karşısına çıkar. Ne yüksekten konuşur ne de bilgelik taslar. Sessizce söyler ama uzun süre yankılanır:
“Hayat büyük bir ırmağa benzer. Biz insanlar da o ırmağın suyu üzerine serpilmiş birer kuru yaprağız.”
Hayyam’ın hayatı bir ırmağa benzetmesi boşuna değildir. Irmak durmaz; beklemez; geri dönmez. Zaman gibi, hayat gibi akar gider. İnsan ise bu akışın içinde çoğu zaman yön tayin ettiğini zanneder. Oysa bir sabah uyanır, kendini hiç hesaplamadığı bir yerde bulur. İşte yaprak benzetmesi burada anlam kazanır. Yaprak hafiftir; suyun üstündedir ama suya hükmedemez. İnsan da hayatın içindedir, fakat hayatı bütünüyle yönetemez.
Hayyam sözünü sürdürür:
“O ırmağın cereyanı bizi nereye sürüklerse, oraya gideriz.”
Bu cümlede kadercilik yoktur, ama büyük bir gerçek vardır. İnsan ister istemez yaşadıklarının içine düşer. Doğduğu yer, karşılaştığı insanlar, önüne çıkan fırsatlar ya da engeller… Bunların çoğu bizim seçimimiz değildir. Hayyam bunu söyleyerek insanı küçültmez; tam tersine, onu gereksiz bir suçluluk duygusundan kurtarır.
“Bazılarımız hiçbir mânia karşısında kalmadan, o cereyana kapılır, akar gider.”
Hayyam’a göre, hayatta yolu açık görünen insanlar vardır. Her şey onlar için sanki kolay ilerler. Adımları suya takılmaz, taşlara çarpmaz. Dışarıdan bakıldığında bu bir başarı gibi görünür. Ama Hayyam bu durumu ne över ne de yüceltir. Çünkü bilir ki bu, ırmağın bir dönemidir; kalıcı bir ayrıcalık değil.
Ardından şu cümle gelir ki, insanın içine sessizce yerleşir:
“Bazılarımız da bir köşeye sıkışıp kalırız.”
Hayatın bir yerinde durup kalanlar vardır. İlerlemesi zorlaşanlar, aynı noktada uzun süre bekleyenler… Kimi bir korkuya, kimi bir alışkanlığa, kimi de geçmişte yaşanmış bir acıya sıkışır. Dışarıdan bakıldığında hareketsiz gibidirler. Ama aslında zaman onların içinden de akmaktadır; sadece daha yavaş, daha ağır.
Ve Hayyam sorusunu sorar, ama cevabını vermez:
“Hangimiz akıp gideceğiz, hangimiz bir köşeye sıkışıp çürüyeceğiz? Bu belli değil.”
Belki de bu belirsizlik, hayatın en dürüst tarafıdır. İnsan ne kadar plan yaparsa yapsın, yarının ne getireceğini bilemez. Bugün akıp giden yarın durabilir; bugün duran yarın yeniden akışa karışabilir. Irmak aynı ırmaktır, ama su her an değişir.
Hayyam’ın bu sözlerinde karamsarlık değil, sakin bir kabulleniş vardır. İnsan ne her şeyin sorumluluğunu sırtına almalı ne de kendini bütünüyle akıntıya bırakmalıdır. Yaprak olduğumuzu bilmek, değersiz olduğumuz anlamına gelmez. Aksine, bu bilgi insanı hafifletir. Hayatı olduğu gibi görmeye yaklaştırır.
Belki de Hayyam’ın asıl anlatmak istediği şudur: Akmak da durmak da hayatın içindedir. Önemli olan, insanın kendini hangi hâlde kaybettiğidir. Çünkü bazı yapraklar sürüklenirken dağılır, bazıları dururken çürür; ama bazıları da kısa yolculuklarında suya renk katar.
Irmak akmaya devam eder. Biz bazen hızlanır, bazen takılırız. Ama Hayyam’ın fısıldadığı gibi, hangimizin nereye varacağı önceden belli değildir. Belki de insanı diri tutan şey tam olarak budur: Belirsizliğin içindeki umut ve akışın içinde, kendimiz kalabilme ihtimali.
Hayatın akışında takılıp kalınmamasını temenni ederim.
Sevgi ve saygıyla