Kelamın Esareti

196 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsanoğlunun sahip olduğu en keskin silah ve aynı zamanda en zarif enstrüman olan kelâm, zihnin derinliklerinden süzülüp dudaklara ulaştığında artık geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkar. Düşünce henüz dimağda bir tohum halindeyken insanın mutlak tasarrufu altındadır; ancak bir kez nefesle buluşup havaya karıştığında, sahibiyle olan rollerini değiştirir.

Hazreti Ali’nin o derin hikmetle buyurduğu gibi;

“Söz ağızdan çıkmadan önce senin esirindir; çıktıktan sonra sen onun esiri olursun.”

Bu muazzam ifade, aslında varlığımızın ve toplumsal huzurumuzun teminatı olan dil disiplininin en sarsılmaz kanunudur. Bir anlık gafletle, bir parça patavatsızlıkla yahut “şaka” maskesi altına gizlenmiş bir nezaketsizlikle salıverilen sözler, bazen yılların emeğiyle örülmüş dostluk köprülerini tek bir hamlede yerle bir etmeye yeter de artar bile.

Gönül dünyamızın sınırları, kullandığımız kelimelerin nezaketiyle çizilir. Kılıcın açtığı yaranın tendeki izi zamanla silinip giderken, dilin ruhun derinliklerinde açtığı gediklerin merhemi yoktur. Nitekim hayatın içinden süzülüp gelen şu hadise, dilin dikkatsiz kullanımının ne denli ağır sonuçlar doğurabileceğine dair ibretlik bir vesikadır: Bir dost grubunda yaşanan o samimi sohbette, arkadaşlardan birinin yeni aldığı kıymetli ve pahalı parfümünü heyecanla paylaşması, aslında sadece bir beğeni beklentisidir. Ancak diğerinin, belki kötü bir niyet taşımadan ama fütursuzca sarf ettiği; “Bu kokuları kullananlara bir zamanlar iyi gözle bakılmazdı” şeklindeki o talihsiz hatırlatması, ortamın tüm neşesini bir anda zehirlemiştir. Bu olayda görüldüğü üzere; düşünülmeden kurulan cümleler, muhatabını hiç hak etmediği bir sıfata büründürerek gönül aynasını tuzla buz edebilir. Kelimelerin gücünü idrak edemeyenler, yaptıkları benzetmelerin ucunun nerelere dokunacağını hesap edemezler.

Bu hassasiyet, şahsi dostluklardan başlayıp devlet idaresine ve siyaset meydanlarına kadar uzanan geniş bir sorumluluk dairesini kapsar. Özellikle cemiyete yön verenlerin, kitlelerin zihninde iz bırakanların kelimelerini bir sarraf titizliğiyle seçmesi zaruridir. Yanlış bir beyanın telafisi bazen imkânsız, verdiği zarar ise tahminlerin ötesinde büyüktür. Münasebetsiz bir sözden keyif almak ya da bu tür patavatsızlıkları bir eğlence unsuru haline getirmek, ruhun zarafetinden feragat etmektir. Tarihte bir padişahın, sırf bu tür yersiz sözleri işitip keyif almak için birini yanında daim eylediği söylenir; ancak bu durum, sözün yıkıcı gücünü asla meşrulaştırmaz. Gerçek büyüklük, sözün gücünü başkalarını yaralamak için değil, gönülleri inşa etmek ve nezaketi daim kılmak için kullanmaktır.

Sonuç itibarıyla dil, kalbin aynası olduğu kadar karakterin de mihenk taşıdır. Nezaket, bir zayıflık değil; aksine insanın kendi nefsi üzerindeki en büyük zaferidir. Konuşmadan önce durup düşünmek, kelimeleri merhamet ve sağduyu süzgecinden geçirmek, bizi kendi sözümüzün mahkûmu olmaktan kurtarır.

Unutulmamalıdır ki; susmak bazen en asil cevaptır, konuşmak ise ancak muhatabın ruhunu incitmediği sürece bir sanattır. Gönül kırmadan, vakarla ve yerinde sarf edilen her kelime, insanı esaretten kurtarıp hakiki bir hürriyete ve saygınlığa ulaştıracaktır.

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (172 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!