Bir Takvim Serüveni
Bu yazıyı paylaş:
Değerli Okurlarım,
Takvimlerin son yaprağına dokunurken, içimizde hem biten bir yılın yorgunluğu hem de yeni gelene duyulan o tarifsiz merak var. Yazılarımda daima “Her bitiş aslında yeni bir başlangıcın habercisidir” felsefesini paylaşırım. Bu yıl da acısıyla tatlısıyla, kazançlarıyla ve kayıplarıyla heybemizi doldurup bir yolun sonuna geldik. Yeni bir yıla adım atarken; kalbinizden sevginin, evinizden huzurun ve yüzünüzden o içten tebessümün eksik olmamasını diliyorum. Umudun her daim yeşerdiği, kırgınlıkların yerini dostluğa bıraktığı bir yıl olsun.
İşte bu duygu ve düşüncelerle, zamanın o hızlı akışına ve hayatın değişen yüzüne dair kaleme aldığım “Göz Açıp Kapayınca: Bir Takvim Serüveni” başlıklı yazımı da sizlerle paylaşıyorum. Her zamanki ilgilerinize minnettarım, şükranlarımı sunuyorum.
Daha dün gibiydi oysa; yeni yıla dair kurulan o büyük hayaller, taze umutlar… Meğer zaman, biz daha ilk kahvemizi yudumlamadan sayfaları koparmaya başlamış bile. Şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da, koca bir yılı daha adeta bir “kutlama maratonu” gibi koşturarak geçirmişiz.
Gazeteciler Günü’nde kalemi elime alıp hakkı hukuku ararken, bir bakmışım Sevgililer Günü’nün pembe telaşı sarmış etrafı. Dünya Şiir Günü’nde iki mısra karalamaya niyetlenirken; ebelerimiz, hemşirelerimiz derken sağlık ordumuzun haftalarını kutlamışız. Çevreyi koruyalım, gıdayı israf etmeyelim, çocukları güldürelim, öğretmenlerin elini öpelim derken; takvimin üzerinde tam 70 farklı durakta durmuşuz. İnsan haklarını savunurken bazen kendi yaşama hakkımızı, soluklanma ihtiyacımızı unutmuşuz!
Şimdi 31 Aralık gecesine bakınca, insan ister istemez o eski “cızırtılı” ama sıcak günleri özlüyor. Eskiden televizyonun esiri değildik; parazitli bir radyonun başında, arkadan gelen o hışırtılı şarkılara eşlik ederek beklerdik yeni yılı. Tombala kartlarındaki numaralar, domino taşlarının tıkırtısı ve soba üzerinde kavrulan kestanelerin kokusu birleştirirdi bizi. Ailece, dostlarla, gerçekten “bir arada” olmanın tadı başkaydı. Şimdilerde ise kültür değişti; meydan konserlerinin gürültüsü, pahalı mekânların ışıltılı sofraları sardı dört bir yanı.
Ama ne kadar gürültülü kutlarsak kutlayalım, sabah uyandığımızda hayatın o değişmez akışı bizi yine aynı yerden karşılayacak. Yine işe güce gidilecek, yine doğumlar müjdelenecek, evlenmelerle yeni yuvalar kurulurken, boşanmalarla hikâyeler yarım kalacak. Hastalıklar kapıyı çalacak, ölümler yürekleri sızlatacak… Yeni yıl sadece bir gece süren bir serüven gibi geçip gidecek.
Kendi kalemimden dökülen şu mısralarda da hissettiğim gibi;
“Bekleniyordu yeni bir yıl daha, bir telaş, bir heyecanla… Göz açıp kapayınca, o da geldi bir çırpıda. Işıklar altında her yer neşeyle doldu, coştu umutlanan gönüller. Fakat perde kapandı, son buldu; ne umuldu hiç sorulmadı, hepsi başka bahara kaldı.”
Gerçekten de öyle değil mi? O kadar çok şey umuyoruz ki, bazen hayatı yaşamayı ıskalıyoruz. Oysa bu zaman denilen kavramın pek şakası yok. Yine bir şiirimde dile getirdiğim o “cellat” misali;
“Sessiz bir nehir gibi aktın içimden, gözlerimden ömrümü süzüp götürdü. Bir kez olsun geriye bakmadın, gölge gibi kayıp beni yalnızlığa sürdü. Sen, yüzü görünmeyen cellat; bitmeyecek masallar fısıldadın, sonra bir hamlede kopardın sayfaları.”
Madem zaman bu kadar gaddar, madem bir hamlede koparıp atıyor takvimdeki yaprakları; o zaman biz neden hâlâ birbirimizin kalbini kırmakla meşgulüz? Neden küçücük hırslar, anlamsız küskünlükler için koca ömürleri heba ediyoruz?
Yeni bir yıla, yeni bir sayfa açarak girmekten bahsedilir hep. Benim bu yılki önerim şu: O sayfayı boş bırakın ve üzerine sadece “insanlık” yazın. Üzülmeyin, çünkü üzülmek giden saniyeyi geri getirmiyor. Üzmeyin, çünkü kimsenin kalbi sizin hırslarınızdan daha değersiz değil. Kırmayın, kırılmayın; hayat bir porselen tabak kadar ince ve kıymetli. Küsmeyin, çünkü barışmak için gereken o birkaç saniye, belki de hayatınızın en huzurlu anı olacak. Yaşamayı bilin; sadece nefes almayı değil, o nefesin hakkını vererek, bir dostun selamına tutunarak yaşayın.
Zaman, evet… Şiirimde de dediğim gibi: “Zaman, sen çok gaddarsın; hem güldürdün hem ağlattın.” Ama unuttuğun bir şey var; biz her şeye rağmen yeniden başlamayı, her yeni yılda o cızırtılı radyonun samimiyetini bugünün kalabalığında aramayı seven insanlarız. Yeni yılın; cebinizde paradan çok huzur, kalbinizde hırstan çok sevgi bıraktığı, “kırmadan” geçecek şahane bir yıl olmasını diliyorum.
Sevgi ve saygıyla