Mirasın Komik ve Dramatik İkilemi
Bu yazıyı paylaş:
Ah, o kadim miras meselesi… Sanki asırlardır süren bir tiyatro oyunu, ama son perdelerde dekor biraz değişti, kostümler modernleşti. Bir zamanlar, “Bırakılacak miras nedir?” diye sorulduğunda, akla hemen o ulu çınar ağacının gölgesindeki bilgelik gelirdi. Dedelerin dizinde dinlenen hikayeler, annelerin o ince, hayat dersi dolu nasihatleri… Bunlar, rüzgârla savrulmayan, bankada faiz yemeyen, tapusu kalpte saklanan servetlerdi.
Şimdi ne oldu? Modern hayatın o pırıl pırıl, reklam kokan vitrinleri aklımızı çeldi. Gözümüz, ruhun inceliğinden çok, cüzdanın kalınlığına takılır oldu. Sanki hayat dediğimiz bu kısa mola, son nefeste ne kadar gayrimenkul ya da sıfır araç bıraktığımızla ölçülecekmiş gibi bir hırs sardı dört bir yanımızı. Bir “mal biriktirme yarışı” başladı ki, demez olayım. Koşuluyor, didiniliyor, sonra o birikenler için kavgalar ediliyor. Tabiri caizse, mirası bırakan, geride kalanın huzurunu değil, maalesef, çoğu zaman açgözlülüğünü miras bırakıyor.
İşte tam da bu noktada, o yakıcı soru geliyor akla: Acaba bırakılacak miras, gerçekten de o soğuk, hissiz mal mı olmalı, yoksa ruhu besleyen, fırtınada liman olan değer mi?
Düşünsenize, bir ev bırakabilirsiniz; dört duvar, bir çatı. Ama ya o evin içinde yaşanmış, nesilden nesile aktarılacak bir ahlak, bir dürüstlük mirası bırakamazsanız? O ev, eninde sonunda satılır, parası harcanır. Üzerine bir ‘kondu’ misali oturduğumuz o maddi miras, aslında ne kadar da geçici!
Ama bir de değer mirası var. O, tam bir manevi sandıktır. İçinde ne vardır biliyor musunuz?
Büyükbabanızın, en zor anında bile eğmediği başının hikayesi. Annenizin, yoksullukta bile komşusuyla paylaştığı son lokmanın tarifi. Ya da o ailenin meşhur, “düşsek de kalkarız” inadı.
Bunlar, piyasa değeri olmayan, ama paha biçilmez mücevherlerdir. Ne zaman hayatın rüzgârı sizi devirmeye kalksa, o sandıktan bir hikaye çıkarırsınız, sırtınızı yaslar, yola devam edersiniz. Bu miras, ne kadar paylaşırsanız o kadar artar, ne kadar harcarsanız o kadar çoğalır.
Eski bir hikaye vardır: Bir bilge, zenginliğe tapan oğluna son nefesinde bir sandık bırakır. Çocuk, içinde altınlar, mücevherler beklerken, sandıktan sadece bir not çıkar. Notta şöyle yazar: “Oğlum, sana bırakabileceğim en büyük zenginlik, nasıl yaşanacağını bilmektir. Malı değil, aklı miras bıraktım. Şimdi git ve bu akılla kendi malını kazan!”
Bugün, çocuklarımıza sürekli balık vermekten yorulmadık mı? Bırakalım da onlara balık tutmayı öğretecek o bilgelik oltasını miras bırakalım!
Zira, modern toplumun en büyük fıkrası şudur: Ömrümüzü, çocuklarımızın bir gün satacağı şeyleri biriktirerek geçiriyoruz. Oysa, ömrümüzü, onların bir ömür boyu sarılarak yaşayacağı, hatta kendi çocuklarına gururla anlatacağı değerleri inşa ederek geçirmeliyiz.
O yüzden, gelin biraz espri katalım bu ciddiyete: Torunlarımızın, miras kavgası ederken birbirine girmesi yerine, “Vay be, bizim büyükbaba/büyükannemiz ne adammış/kadınmış!” diye anlatacağı hikayeler ve karakterler biriktirelim. Çünkü, mal biter ama karakterin bıraktığı iz, betonarme yapılardan daha sağlamdır.
Unutmayalım ki, bu dünyadan çıplak ayrılıyoruz. Ama yanımızda götüreceğimiz tek şey, başkalarının hayatında bıraktığımız değerdir. Ve geride bıraktığımız en kıymetli miras da, çocukların sadece servetimize değil, aynı zamanda erdemimize de sahip çıkabilmesidir. Mesele, mal değil, evlatların **‘adam olması’**dır.
Velhasıl kelam sevgili mirasçılar ve miras bırakmayı düşünenler! Mal ve mülk peşinde koşarken, mezar taşınızda yazılmasını istediğiniz tek şeyin, “Bu kişi, çok iyi bir arsa bıraktı” olmamasını dilerim. Bakın, yarın öbür gün sizi anlatan bir belgesel çekilirse (ki çekilir, herkes kendi hayatının başrolü!), fonda banka dekontları değil, sizin o kahkahalı hikayeleriniz ve erdemli duruşunuz dönsün. O yüzden, hemen şimdi başlayın! Bir sonraki alışveriş listenize, lüks bir arabanın yanına bir de “Bir Tutam Bilgelik” veya “3 Kilo Dürüstlük Anısı” ekleyin. Zira, enflasyonun bile değerini düşüremediği tek yatırım, iyi karakter ve anlamlı hikayelerden oluşan Manevi Miras Fonu’dur. Unutmayın, toprak altından kimse klima istemedi ama güzel bir söz, nesiller boyu serinletti! Hadi şimdi, o hikayeleri yazmaya ve yaşamaya!
Sevgi ve saygıyla