Kendi Gölgeleriyle Boğuşanlar
Bu yazıyı paylaş:
İnsanın en hayret verici yanlarından biri, iyiliği kendi kirli terazilerine göre tartmasıdır. Ne verirsen ver, ne kadar el uzatırsan uzat, bazı insanların yüreğinde öyle bir dipsiz kuyu vardır ki, içine düşen ışık bile kararıp gider. Onlara su verirsin susuzluğundan yakınır, gölge verirsin karanlıkla suçlar; ekmek uzatırsın, kırıntısını bile beğenmez. Çünkü nankörlük, aç gözlülükten değil; ruhun körlüğünden doğar.
Benim eski bir tanıdığım vardı: yardım ister, yardım edince yüzünü buruşturur; nasihat ister, söyleyince gücenirdi. Bir gün fark ettim ki mesele ne benim sözümdeydi ne de verdiğim değerde. Mesele onun içindeki bitmeyen doyumsuzluk kuyusuydu. İyi niyetle doldurmaya çalıştıkça daha büyük bir boşluk açılıyordu. Meğer bazı insanlar, kendi gölgeleriyle kavga eden sefil yolculardır; yanlarından geçeni bile suçlarlar, çünkü aydınlıktan korkarlar.
Derler ya: “Nankörü bala da batırsan, yine de acı çeker.” Bu sözün ne kadar doğru olduğunu insan ancak defalarca yanınca anlıyor. Yine de yıllar içinde şunu öğrendim: Bu insanların en büyük cezası, kendileridir. Onları bir kenara bırakıp “kendi yağlarında kavrulsunlar” demek bazen hafif bile kalıyor. Çünkü hayat zaten onlara, oldukları gibi davranır: Eksik, aç, doymayan, tatmin olmayan… Kendi iç yangınlarının külüyle dolaşırlar; yüzlerinde sahte bir tebessüm, dillerinde tatlı bir yalan, adımlarında riyakârlığın gölgesi.
Gerçek şu ki, nankörlük bir karakter sorunu değil; bir varlık kusurudur. Bu insanlar toplum içinde dolaşan görünmez gürültülerdir; tatminsizlikleriyle başkalarının huzurunu bozar, sahte masumiyetleriyle çevrelerini zehirlerler. Onlarla iyi geçinmek, çürük bir tahtaya yaslanmak gibidir: Ne zaman kırılacağı belli olmaz ama kırılacağı kesindir.
Ve ne acıdır ki, bu tipler çoğu zaman ilk başta “iyi insan rolünü” kusursuz oynarlar. Yumuşak konuşurlar, güler yüz gösterirler, sözde tevazu dökerler… Oysa bu sahte zarafetin altında, ilk fırsatta ortaya çıkan bir küstahlık, bir minnet bilmezlik ve bir kibir saklıdır. Eskiler böylelerine boşuna “Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır” dememiştir; çünkü ne kadar rol keserlerse kessinler, sonunda yine özlerine dönerler.
Bu insanlara en uygun söz şudur:
“Başta başını eğip sonunda diklenen her yüz, içindeki kötülüğü taşımakta zorlanan yüreğin alçaklığını gösterir.”
Peki bu tipler nasıl anlaşılır? Çok basittir: İyilik yaptığında yüzleri değişir, değer verdiğinde kıymetin azalır; el uzattığında seni borçlu gibi gösterirler. Yanlarında rahat etmediğin, içini açıklayamadığın, attığın her adımda tetikte durduğun insanlar bunlardır. İnsan, güvenemediği yüzü ilk bakışta değil; ilk kırgınlığında tanır.
Onlara nasıl davranmalı derseniz: Önce mesafe koyarak. Çünkü mesafe, saygının sigortasıdır. Sınır çizerek. Çünkü sınırı olmayan iyilik, hoyratlığa davet çıkarır. Ve en önemlisi, beklentiye girmeyerek. Çünkü nankörden teşekkür beklemek, çölde yağmur beklemek gibidir: Gelirse mucizedir ama genelde gök hep kupkurudur.
Bu konuda yıllar önce tanık olduğum küçük ama unutulmaz bir olay hâlâ aklımdadır. Köyün cömertliğiyle bilinen bir adamı vardı. Kim kapısını çalsa eli boş dönmezdi. Nankörlerden biri bir gün yine gidip yardım istemişti. Adam ona taze ekmek verince nankör suratını ekşitmiş,
— “Bu ekmek bayat,” demişti.
Cömert adam gülümsemiş, evinin arkasındaki tuzluğa gidip bir avuç tuzu adamın eline dökmüş:
— “Ekmek içini bozduysa, tuz da yaranmaz,” demişti.
Ve eklemişti:
“Bazen doyumsuzluk mideden değil, karakterden gelir.”
İşte o gün anlamıştım: Bazı insanlar ne alırsa alsın, kendilerine yetmezler; çünkü asıl açlıkları hırslarının karanlığında saklıdır.
Hayat, zamanla öğretir ki bazı insanlara “neden böyle oldun?” diye sorulmaz; “neden hâlâ hayatımdasın?” diye düşünülür. Onlardan uzaklaşmak, bir kayıp değil; bir kurtuluştur. Kendi yangınlarının közünü başkalarına sıçratmak isteyen bu küstah ruhlar, sonunda yine kendi dumanlarında boğulurlar.
Sonunda öğrendiğim en net hakikat şudur: Bazı insanlar, hayatın sahnesinde figüran bile olmayı hak etmez; çünkü içlerindeki karanlığı başkasına bulaştırmaktan başka rolleri yoktur.
Ve onları hayatından çıkardığında, aslında hiçbir şey eksilmez. Bilakis, nefesin genişler, yolun aydınlanır. Çünkü bazı kapılar, kapanınca değil; kapattığın için sana şükür ettirir.
Nankörlüğü karakter edinenlere söylenecek en güzel söz de bellidir:
“Yolu açık olsun, ama benden uzak olsun.”
Sevgi ve saygıyla