Yardım
Bu yazıyı paylaş:
Dün gece sosyal medyada gezinirken önüme düşen bir video, gönül telime dokundu. Bir hanımefendi, yanık ve titrek sesiyle Uşşak makamında bir şarkı söylüyordu. Beste ve güftesi Şekip Ayhan Özışık’a ait bu eser, ne bir orkestra eşliğinde ne de stüdyo kaydında yankılanıyordu; sadece kalpten gelen bir ses, sadece duygunun çıplak hali… Kızı, yanına oturmuş, başını omzuna yasladığı Alzheimer hastası annesi için söylüyordu.
Sözleri ağır ağır süzülüyordu havaya:
Gün gelir de beni unutursun demiştinKalbindeki bu derdi uyutursun demiştinNe ben seni unutabildimNe bu derdimi uyutabildimNe bu gönlümü avutabildimUnutamam seni…
Yaşı 50-55 civarında olan anne, donuk bir bakışla kızının dudaklarından dökülen sözlere bakar gibiydi. Anlıyor muydu? Karşısındaki, yıllarını üzerine titreyerek büyüttüğü kendi kızı mıydı? Belki de bu soruların cevabı artık yoktu. Ama o an, belli belirsiz bir şey vardı: Kızının sesi, annenin kalbine bir yerden sızıyor, hafızanın unuttuğu yerleri bile duyguyla ıslatıyordu.
Kızının gözleri doluydu; sesi, kelimelerin arasına sıkışmış hıçkırıklarla titriyordu. Ve şarkı bittiğinde, yürek burkan bir cümle döküldü dudaklarından:
“Annem yanımda ama yok… O kadar özledim ki seni anne.”
Ardından, belki de hayatta duyulması gereken en kıymetli tavsiyelerden birini fısıldadı:
“Annenize yaşarken iyi bakın.”
Evet, bütün mesele bakmak… Daha doğrusu, yanında olmak, varlığını hissettirmek, elini tutmak, gözlerinin içine bakarak “Sen yalnız değilsin” diyebilmektir. Yardım, yalnızca maddi bir uzanış değildir; kimi zaman bir omuz, kimi zaman bir tebessüm, kimi zaman da sadece orada bulunma iradesidir.
Yardım, insana hem verenin hem alanın kalbine dokunan bir mucizedir. Veren, yükünü hafifletir; alan, umudunu tazeler. Çünkü yardımla dokunan el, yalnızca bir nesneyi vermez — kendi varlığından, sevgisinden, merhametinden bir parça sunar. Keşke bizde de böyle bir yasa getirilebilse; Fransa’da, satılmayan gıdaların çöpe atılması yasaktır. Süpermarketler, kullanım tarihi yaklaşmış ya da geçmiş gıdaları dahi çöpe atamaz; bunlar ihtiyaç sahiplerine ulaştırılır. Restoranlarda ise müşterilerin tabaklarında kalan yemekler, evcil hayvanlara ulaştırılmak üzere toplanır. Yani her şey, israfı önleyip bir başka canın karnını doyurmak için seferber edilir. Bu, yardımın en sade ve en etkili hâlidir: Elindekini paylaşmak.
İnsana yardım etmenin yüceliği, aslında onun fani hayatındaki en kalıcı yatırımdır. Maddi servetler zamanla erir, unvanlar kaybolur, alkışlar diner… Ama bir ihtiyaç sahibinin yüzündeki minnet gülümsemesi, bir çocuğun gözlerindeki pırıltı, bir yaşlının ellerinde hissettiği sıcaklık, kalpte ömür boyu saklanır. Yardım, verenin ruhunu da yıkar, temizler. Ona, “Ben yalnızca kendim için değilim” dedirtir.
Belki de bu yüzden, atalarımız “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” demiştir. Çünkü yardıma uzanan el, sadece bir açlığı değil, bir yalnızlığı, bir umutsuzluğu, bir tükenmişliği giderir.
Ve unutmayalım: Bugün yardım eden bizsek, yarın yardım bekleyen biz olabiliriz. Hayat, uzun ama ince bir iptir; bir gün biz de bir elin tutuşuna muhtaç kalabiliriz.
O yüzden yardım, yalnızca başkasının ihtiyacını gidermek değildir; gelecekteki kendi vicdanımıza yatırım yapmaktır. Yeryüzünde en yüce his, bir başka cana faydalı olabilmektir. Ve belki de, bir gün biri bize baktığında, gözlerimizde şu satırların yankısını görür:
Ne ben seni unutabildimNe bu gönlümü avutabildimUnutamam seni…
Yardım etmek, yalnızca bireyler arası bir iyilik değildir; toplumun damarlarında akan kan gibidir. Bir insanın kalbine dokunduğunuzda, aslında zincirleme bir etki başlatırsınız. Bugün bir öğrencinin kitaplarını almasına vesile olursunuz; yarın o öğrenci, kendi ayakları üzerinde durduğunda, başkasının elinden tutar. Böylece yardım, tıpkı toprağa atılan bir tohum gibi büyür, çoğalır, dallanır ve gölge olur.
Toplumsal dayanışmanın olduğu yerlerde, suç oranları düşer, insanlar birbirine daha çok güvenir, bireyler geleceğe dair daha umutlu hisseder. Çünkü herkes bilir ki, zor zamanında kapısını çalabileceği biri vardır. Bu güven duygusu, en pahalı sigortalardan bile değerlidir. İnsan, ancak kendini güvende hissettiğinde gelişir, üretir, hayata değer katar.
Psikoloji bize şunu gösteriyor: Yardım eden insanın beyninde, mutluluk hormonu olarak bilinen dopamin ve oksitosin salgılanır. Yani iyilik yapmak, ruhu olduğu kadar bedeni de besler. Birine yardım ettikten sonra hissettiğiniz huzur ve dinginlik, rastgele bir his değildir; bu, insan doğasının özünde var olan “birlikte yaşama” içgüdüsünün biyolojik yansımasıdır. İnsan yalnız yaşamak üzere yaratılmamıştır; yardım, aslında varoluşumuzun devamı için gerekli bir köprüdür.
Unutmamalıyız ki, gerçek yardım yalnızca ihtiyaç anında verilen değildir; ihtiyaç doğmadan önce fark edilen, karşılık beklenmeden uzatılan yardımdır. Çocuğu okula gitmeye hazırlarken montunun fermuarını çeken bir annenin sevgisi de, soğuk bir kış gecesinde sokak hayvanlarının önüne bırakılan bir kap su da yardımdır. Küçük görünen bu hareketler, karanlıkta yanan mumlar gibidir; belki tüm dünyayı aydınlatmaz, ama birinin yolunu bulmasına yeter.
Toplumların gelişmişliği, yalnızca teknolojik ilerlemelerle ölçülmez; esas ölçü, o toplumun en zayıf halkasına gösterdiği şefkattir. Bir köyde aç kalan kimse yoksa, bir şehirde yaşlılar yalnız bırakılmıyorsa, bir ülkede yetimler koruma altındaysa, işte orada medeniyet vardır.
Yardım kültürü, nesiller arası bir mirastır. Çocuk, annesinin bir yabancıya gülümseyerek yol tarif etmesini, babasının marketten fazladan ekmek alıp ihtiyaç sahibine bırakmasını gördüğünde, büyüdüğünde aynı refleksi gösterir. Bu yüzden yardımı yalnızca yapmak değil, göstermek de önemlidir; çünkü iyilik, görerek öğrenilir.
Ve belki de, hayatın asıl anlamı burada gizlidir: Arkanda iz bırakmak. İsimler unutulur, hatıralar silinir, ama bir zamanlar açken doyurduğun, üşürken ısıttığın, yalnızken yanında durduğun kişi, o anı ömrü boyunca taşır. Yardım, dünyada bıraktığımız en kalıcı imzadır.
Belki de günün birinde hepimiz, beklenmedik bir anda, hiç tanımadığımız bir elin uzanışına muhtaç kalacağız. İşte o gün, yıllar önce yaptığımız küçük bir iyilik, hiç ummadığımız bir yerden bize geri dönecek. Çünkü yardım, boşa gitmeyen tek yatırımdır; karşılık beklenmeden verilen, ama zamanı geldiğinde insanın önüne bir mucize gibi çıkan bir armağandır.
Yaşam, ince uzun bir yolculuk… Bu yolculukta kimin ne zaman tökezleyeceğini, kimin ne zaman elimize tutunmak isteyeceğini bilemeyiz. Fakat şunu biliriz: Bizim elimiz, yalnızca kendimiz için değil, tüm insanlık için var olmalı. Çünkü birine yardım etmek, sadece onun hayatını değil, kendi kalbimizi de onarmaktır.
Ve belki de, bu dünyada bize kalan tek gerçek, bir gün ardımızdan şu sözlerin söylenmesidir:
“Yanımdaydı… Varlığını hissettirdi… İyi ki vardı.”
İşte o zaman, yardım yalnızca bir iyilik olmaktan çıkar; ölümsüz bir hatıraya dönüşür.
Maddi manevi yardımı esirgemeyen değerli insanlara selam olsun.
Sevgi ve saygıyla