Kanaryam

12 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bendeniz, ne yazık ki, kaybolmaya yüz tutmuş,  Türk Sanat Müziği aşıklarındanım. Değişik  makamlarda çok sayıda sevdiğim şarkılar bulunmaktadır . Bunlardan bazılarını tam , bazılarını da yarım yamalak bilirim , huşu içinde dinlerken , gözlerimi kapatır sonsuz boşluğun muhteşem bu sükunetinde ,  içime sindirerek , beynimde anlamlaştıracak terennüm de ederim.Tabi gençken sesimiz , saçımız gibi biraz daha iyiydi, kolay nefes alıp verebiliyorduk, şimdi , ben  mi aldım, , yoksa , o  mu zorla gelip verdi farkında değilim. Geldiğim yaştan  şikayetçiyim, sesi  de bozdu. Bunun için, terennüm ederken yanımda olmamanızı  öneririm. Her nedense bilmiyorum özellikle hüzzam makamındaki şarkılar, ruhumun derinliklerine  o kadar, nüfus eder  ve beni  o kadar fazla etkiler ki anlatamam . Hele Mayıs 2004’te 77 yaşında kaybettiğimiz Türk tanbur virtüözü ve bestekarı Ercüment Batanay gibi bir üstad, şarkı öncesi hani o insan ruhunun derinliklerine nüfus eden sesi vardır ya! yaylı  tanburuyla bir de taksim yaptı mı , işte o zaman  keyfe diyecek yoktur. Hele ben , mest olmuş vaziyette, sanki baharda yeşil çimenlerde sırt üstü yatmanın verdiği bir rahatlık ve huzur vardır ya  herkes bilir, işte öyle oluveririm. Ben şarkılar kadar canlı mahlukları da seven bir yapıdayım. Gençliğimde çok sayıda rengarenk kanaryalarım vardı. Nasıl öterlerdi duymadan tahmin edemezsiniz. Bir de dinlendiğini hissederse bir çoşur ki, başka kelime bulamadım, delirtir sizi. Bu sevgi etkisiyle olacak Bestesi ve güftes şâir Mustafa Nâfiz Irmak’ın Hicâz makâmındaki “Kanaryam güzel kuşum Ben sana vurulmuşum”şarkısını çok severim, zevkle dinlerim. Hele bir de, yorumlayan Emel Sayın’sa  yaklaşmayın yanıma… Benim bu tutkumu bilen Tuzla piyade Yedek Subay Okulundan arkadaşım dostum  , sonradan hayırsız çıktı hiç aramaz oldu , Hazer Kaleli tam 59 yıl önce bu şarkının plağını bana armağan ederek , gönlümü almıştı. Yatarken  plağı gramafona koyup; “Seni çok sevdiğimi Anlatıyor duruşum Hüzünlü bakma öyle Benim şarkımı söyle”. Sözlerini işitince  içim kıpır kıpır sevgiyle kaplanırdı, şimdi bunu yazarken de ayni duygular içinde oluverdim. Sonuda da şair nefis ifadeler kullanmış, “Kanaryam kalbimdesin Ruhumu okşar sesin Beni bırakıp gitme Gönlüm senin kafesin” demiş. Gel de çoşma. Gel de terennüm etme.. mümkün mü? Benim kuş anılarım fazla  sırası geldikçe anlatırım , bugün bunları yazmam bir televizyon kanalında güvercinlerle ilgili programa denk gelince dayanamadım yazmaya başladım. Güvercin sevdası da Rahmetli Yakup Işık eniştemde vardı. Babamın PTT Muhasebe Müdürü olarak bulunduğu Adana’da onların  Müze karşısındaki, eski Türk mimarisine uygun ortası çok geniş avlulu ahşap çepeçevre konut olan malikanesinin bir bölümünde biz otururduk. Emniyetten emekli ,Kuruçeşme Muhtarı Enişte,çok değişik kıymeti güvercinleri o avluda beslerdi. İçlerinde takla atandan, postacıya,Hünkariden , sülsüsüne kadar cinste  çok sayıda  güvercine sahipti Onlarla o kadar kaynaşmışlardaki, Sokağa girdiğinde hissedip uçup omuzlarına konarlardı. Şimdi esas anlatacsğım konuya geçiyorum, konu ; Doğanın haberleşme araçlarından biri olan doğanın mucizesi posta güvercinleri. İnsanlar yüzyıllarca bu güvercinleri haber taşımak, askeri iletişim sağlamak ve hatta aşk mektuplarını ulaştırmak için akıl almaz şekilde kullanmışlar Laf aramızda ben de hiç olmazsa bir taneye sahip oşabilseydim sevgilime onunla mesajlar yollar, hiç olmazsa posta pulu masrafını yapmaz, tasarruf ederdim. Eski çağlarda, özellikle savaş zamanlarında bu yöntem hayat kurtarıcı olmuş, Hele , I. Dünya Savaşı’nda kullanılan bazı güvercinler, düşman hatlarını aşıp mesaj taşıdıkları için madalya bile almışlar. Allah’ın kudreti, Güvercinin “Evi” Tanımlıdır. Güvercinler nerede doğduysa veya uzun süre yaşadıysa orayı “ev” olarak belleğine kazır.Posta taşımacılığı da bu doğal eve dönüş içgüdüsü sayesinde  gerçekleştirilir. Her ne kadar insanlar onu yönlendirse de, güvercin daima eve dönmeye çalışır. Sanki doğa ona  “Ne olursa olsun, evine dön “görevi  vermiştir Bu sadakat, zekâ ve yön bulma yeteneği; hepsi bir araya gelince, evet… posta güvercinleri tam anlamıyla doğanın sessiz ama etkili mucizeleri olarak insanlarla kaynaşmış oluyor. Onları alıştırmak için kullanılan yöntem her seferinde biraz daha uzak bir yerden salınmakla yapılıyor. Örneğin önce 1 km, sonra 5 km, sonra 20 km gibi ve sonunda.  yüzlerce kilometre öteden , daha önce yaşadığı yuvaya dönmeyi başaran bir canlı ortaya çıkmış oluyor Bu şekilde yön bulma yeteneği geliştiriliyor mesaj taşıma hep  eve dönüş şeklinde olmaktadır. Tıpkı leylekler gibi,ne pusulası var, ne haritası, ne de GPS’i… ama dünyanın manyetik alanını, Güneş’in konumunu ve koku izlerini kullanarak yönünü bulabiliyor. Mesaj gönderme  minik bir silindir kapsül, güvercinin bacağına veya sırtına bağlanarak gerçekleştiriliyor Aslında mucizelerle dolu bir dünyada , her şeyi doğalmış gibi ilgisizce yaşıyoruz,bu ilgisizlik alışkanlığı ne yazık ki , binlecesi katledildiği bir ortamda da sürüyor çok yazık. Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 4.6 / 5 (5 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!