Hızla Eriyen İnancın Gölgesinde Lüks

18 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Değerli bir dost, yazışma, fikir teatisi grubumuzdaki enflasyon döneminin lüks yaşantıyı ön plana çıkaran videolu bir değerlendirmeyi paylaşınca, düşüncelerim ister istemez bu konuya yöneldi. Ve kendisine, bu konu üzerinde duracağımı, düşüncelerimi de aktaracağımı ilettim. Şimdi bu sözü yerine getiriyorum:

Evet, paylaşım teorik olarak ve gerçek uygulamalar esasına göre yerden göğe haklı. Yüksek enflasyon rüzgârları eserken, caddelerimiz ve hep birlikte şahidiz ki vitrinlerimiz garip bir zenginlik maskesi takınır ve takınılıyor. Göz kamaştıran lüks otomobiller, parıltılı konutlar ve ölçüsüz eğlenceler… Dışarıdan bakıldığında bu bir “refah” manzarasıdır, ancak bu edebi metinde savunulan ilk görüş, bu gösterişin temelinde zenginlik değil, derin bir inançsızlık yattığını fısıldar.

Bu, yarınki değere olan güvenin yitirilişidir; bir nevi finansal kaygıdır… İnsanlar, biriktirdikleri paranın sessiz bir şekilde eriyip yok olacağını bilmenin kaygısıyla, o parayı hızla somut, anlık haz ve statü getiren nesnelere dönüştürme çabasına sürüklenir. Ve bu telaşla da bir anlamda ölçüsüz harcamalara kendilerini kaptırırlar. Bu bir korku eylemidir; hayatın belirsizliğine karşı lüks bir zırh kuşanma çabasıdır. Para, bir yatırım aracı olmaktan çıkıp, yalnızca gösterişçi bir uyuşturucuya dönüşür.

İşte tam bu noktada, görüşüm, felsefi huzursuzluğa benim naçizane cevabım: “Enflasyonun asıl suçlusu insandır” oluyor. Çünkü; ilk görüş, harcamanın nedenini açıklarken, ben bu harcamanın sonucunu haykırıyorum. Eğer bireyler, o inançsızlık güdüsüyle, “nasıl olsa eriyor” diyerek her şeyi tüketmeye başlamışlarsa, bu eylemler doğal olarak bir araya gelerek devasa bir talep enflasyonu dalgası yaratır. Tasarruf, yani geleceğe dair rasyonel bir bekleyiş, piyasadan çekilirken; kontrolsüz harcama, yani panik, piyasaya pompalanır etkisi yaratır.

Peki yanlış nerede? Yanlış, bireysel rasyonelliğin toplumsal normal olmayan rakamlara yani irrasyonelliğe dönüşme anında gerçekleşmesidir. Birey için lüks bir harcama yapmak, o an için “paramın erimesini durdurma” amacıyla mantıklı gelebilir, buna bireysel rasyonellik deniliyor. Ancak milyonlarca birey aynı anda bu panik harcamasını yaptığında, toplam talep arzı ezer, fiyatlar kontrolden çıkar ve enflasyon yükselir, işte bunun adı da: toplumsal irrasyonelliktir.

Bu durumda, evet, enflasyonun bir numaralı suçlusu insandır. Sadece kötü politikalar değil, aynı zamanda bireyin kendi parasına ve geleceğine olan inancını yitirerek gösterdiği, sonuçlarını düşünmediği, korkuya dayalı harcama davranışı da bu kısır döngüyü besler.

Hata şudur: İnsan, inançsızlığın getirdiği telaşla lüks tüketime yönelerek, aslında kendi eliyle felaketini yaratır. Enflasyonun ateşini söndürmek yerine, kendi panik harcamalarıyla o ateşe sürekli odun atar. O pahalı nesne, sahibine anlık tatmin verirken, tüm toplumu yoksullaştıran enflasyonun fitilini ateşlemeye devam eder. Bu bir sarmaldır: İnançsızlık harcamayı, harcama enflasyonu, enflasyon ise daha büyük bir inançsızlığı doğurur.

Ama toplum en iyisini bilir, madem ki lüks yaşamak istiyor, öyle yaşasın, belki her şey daha iyiye gider…

Sevgi ve saygıyla

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (1 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!