Tesbih Tanelerinde Hayatın Sırları
Bu yazıyı paylaş:
Facebook’un insanı zaman tüneline sokup yıllar önceki hâlinle yüzleştirme konusundaki mahareti gerçekten hayranlık uyandırıyor. Hani bazı insanlar eski defterleri kapatmak ister ya; Facebook buna asla müsaade etmeyen bir karaktere sahip. Bir nevi hepimizin dijital arşiv sorumlusu. “Dur bakalım, sen birkaç yıl önce neyi çok bilmişlik ederek yazmıştın? Gel onu bir ortaya dökelim,” der gibi… İşte tam da böyle bir günde, dostlarım sağ olsunlar, tarihin tozlu raflarından bir yorumumu bulup bana attılar. Ben de ekrana bakıp önce şaşırdım, sonra gülümsedim. “Meğer ben ne güzel şeyler yazmışım da kendim unutmuşum,” diye geçirdim içimden. İyi ki teknoloji benim yerine unutmuyor.
O paylaşımımda, o gün ailemle, akrabalarımla ve dostlarımla paylaştığım şu sözler varmış:
“Kaç yaşına gelirse gelsin insan her gün yeni bir şey öğreniyor. Bugün ne öğrendim biliyor musunuz? Tesbih neyi ifade ediyormuş? Bilindiği gibi dini işlevi yanı sıra birçok insanın meditasyon ve stres atmak için kullandığı tesbihin ulvi bir anlamı da varmış. Ben ilk defa bu yaşımda öğreniyorum.
Bilindiği gibi tesbih özel isimleri bulunan çeşitli parçalardan oluşuyor. Tesbih taşlarının dizildiği ipin iki ucunu bir araya getiren, ortasında tek veya çift delik bulunan İMAME olarak adlandırılan parça bir ailenin babası olarak niteleniyormuş… İyi mi? Tesbih ipine dizilen tanelerin arasına özel bir yapımla konulan ve NİŞÂNE adı verilen parça o ailenin çocukları imiş. İyi mi? Ve esas bağlayıcı ve etkileyici olan ise: tesbihin taneleri ile diğer tüm unsurlarını içinde barındıran tesbih ipi anne imiş.
Gerçekten müthiş! Yorum şöyle: Bu ip koparsa, aile de hüsrana uğrar!
Ne dersiniz?”
Bu satırlar karşıma çıkınca içime hafif bir sıcaklık yayıldı. Bir yandan “Vay be, ben bunu gerçekten yazmışım!” diye hafif bir gururlanma, bir yandan “Demek ki insanın kendi söylediğini unutması da mümkünmüş,” diye tatlı bir şaşkınlık. Zaman geçtikçe hafıza bizi terk etmeye meyilli ama Facebook sağ olsun, hiç bırakmıyor; “Al bunu geri, sana lazım olur” diyerek yüzümüze vuruyor.
Fakat işin ilginci, bu hatırlatılan metin sadece nostaljik bir anı değildi; aslında yaş aldıkça fark ettiğimiz, çok basit nesnelerin bile içinde saklı bir bilgelik olduğunu hatırlatan bir ders gibiydi. Tesbihin ardındaki sembolik anlam, ilk okuduğum gün olduğu gibi bugün de içimde aynı titreşimi uyandırdı. Meğer yıllardır elimizin altında duran, kimimizin parmaklarında döndürdüğü, kimimizin evde bir köşeye koyduğu tesbih; farkında olmadan koca bir aileyi temsil ediyormuş.
İmameye “baba” denilmesi beni hâlâ hem şaşırtıyor hem güldürüyor. Evin içinde bazen “Ben evin direğiyim!” diye gezen, bazen de televizyon kumandasının yerini bulamayıp “Kumandayı gören var mı?” diye soran babaların durumu geldi gözümün önüne. İki ucu birbirine bağlayan, sözüm ona toparlayıcı olan ama kimi zaman annenin yanında dekor görevinde bulunan imame! Ne kadar tanıdık bir tablo…
Nişâneler ise tam bir çocuk temsili. Kardeşler arasında bazen kavga eden, bazen barışan, bazen önde giden, bazen geride kalan ama nihayetinde aynı “ipte” yaşamak zorunda olan bireyler… Tesbihteki o ritmik dizilim bile insanı çocukluğundaki kardeş kavgalarına götürüyor: “Ben senin yanına dizilmek istemiyorum!” “Ama annem öyle dedi!” “Tamam o zaman…” Tesbih ustası farkında olmadan aile psikolojisini boncuklara işlemiş sanki.
Ve tesbih ipi… Ah o ip! Ailenin görünmez kahramanı. Annenin ta kendisi. Bütün yük onda, bütün ağırlık onda, bütün düzen onun üzerinde duruyor. Ne kadar ince görünse de en çok o yoruluyor; ama yorulduğunu göstermemek gibi bir huyu var. İp koparsa tesbihin taneleri yere saçılır ya… İşte aile de öyle. En ufak bir çözülmede bütün düzen dağılabilir. Bu benzetmenin neden bu kadar etkileyici olduğu çok açık: Anneler gerçekten de her şeyi bir arada tutan o görünmez bağdır.
O gün paylaştığım yorumun etkisi de buydu zaten. Çok sıradan bir nesnenin, aile gibi derin bir yapıyı sembolize edebilmesi beni hem şaşırtmış hem duygulandırmıştı. Biraz da kendime kızmıştım: “Yahu koskoca insan oldun, bu yaşıma kadar tesbihin anlamını bilmiyormuşsun!” diye. Ama ne var, insan her gün yeni bir şey öğreniyor işte. Yaşın kaç olduğu fark etmiyor; bilgi gelip insanın kafasına bir şimşek gibi çakabiliyor.
Bir zamanlar yazdığım bu satırlar şimdi yeniden karşıma çıkınca dedim ki: “Madem hatırladım, madem hayat bana bunu yeniden sundu, o hâlde bu hikâyeyi daha da genişleteyim, biraz mizah katayım, biraz duygu ekleyeyim.” Hayatın içindeki bu küçük ama etkili semboller bize çoğu zaman koca bir ömrün özetini sunuyor. Kimi zaman bir tesbih, kimi zaman bir fincan kahve, kimi zaman bir çocuğun gülüşü. Ama hepsinin anlattığı şey aynı: Aileyi ayakta tutan şey sevgidir, emektir, sabırdır; en çok da inceliğiyle güçlü olan o görünmez bağdır.
Ve yine dönüp dolaşıp o cümleye varıyoruz:
“Bu ip koparsa, aile de hüsrana uğrar.”
Basit ama derin. Küçük ama etkileyici. Tıpkı hayatın kendi gibi.
Tesbihin ipi de kopmasın, anneler de aile bütünlüğünden kopmasın…
Sevgi ve saygıyla