Gönül Köprüsü

17 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Bugün hassas bir konu üzerinde durmak istiyorum; bu konu öylesine ince bir zanaattır ki adına “konuşma adabı” deniliyor. Özellikle de sesin ve nefesin telin ucundan geçtiği telefon sohbetinde kendini en keskin biçimde gösteriyor. Bu da o kadar önemlidir ki, medeniyetin ve nezaketin kilometre taşlarını döşer. Lakin ne acıdır ki, günümüzün hız ve vurdumduymazlık çağı, bu zarif sanatın inceliklerini paslı bir sandığa kilitlemiştir.

“Konuşma özürlüleri” diye tabir edebileceğimiz maalesef bir kesim bulunmaktadır, onlar telefon zarafetini bir türlü idrak edememişlerdir. Onlar telefonu, sadece bir sesi bir noktadan diğerine taşıyan kaba bir boru olarak düşünürler, oysa bilmezler ki, o boru aynı zamanda karakterin, saygının ve hatta ruh halinin de bir nakil vasıtasıdır.

Telefon çalar… Üçüncü çalışta aceleyle açılır. Karşıdaki ses, kendini tanıtma lüzumu bile duymadan, sanki bir sorgu odasındaymışız gibi, önce keskin bir ifadeyle ve dövercesine “Evet” diye kaba bir nağra sallarlar, ardından da “Kimsin sen?” minvalinde bir edayla sorgularlar. Adeta, “Bu hatta düşen her ses, bana hizmet etmekle yükümlüdür!” der gibi bir ton. Oysa adabın ilk şartı, nezaketle bir “Alo, buyurun efendim, ben filan-fişmekânım” ile kendini tanıtmaktır, böylece hem karşı tarafı rahatlatmak hem de yanlış bir arama olmadığından emin olmaktır. Ama bizim “konuşma özürlümüz,” bu ince düşünceden fersah fersah uzaktır.

Bilirsiniz, bir de şu kesik kesik konuşanlar vardır, sanki zamanı atomlarına ayırarak tasarruf etmeye çalışırlar. Arayan taraf, daha derdini tam ifade edemeden, “Tamam, anladım, oldu, görüşürüz!” gibi kestirip atan, karşıdakinin cümlesini boğazında bırakan bir acelecilik içinde olanlar. Sanırsınız ki, ahizenin ucunda bin yıllık bir sırrın çözümü için yarışan bir ajan vardır. Bu tavır, alaycı bir gülümsemeyi hak eder: “Ey benim aceleci dostum, hayatın bu kadar mı sığ ki, birkaç saniyelik nezaketi bile lüks görüyorsun? Unutma ki, zamanla yarışırken kaybettiğin, karşındakinin sana duyduğu saygıdır.”

İşin daha trajikomik yanı, arayıp da kendini tanıtmak yerine, “Beni tanımadın mı?” diye bir bilmece soranlar. Bu, kibirle nezaketsizliğin evliliğinden doğmuş bir davranıştır. Karşı tarafı, hafızası zayıf bir zavallı pozisyonuna düşürmek, kendini ise vazgeçilmez bir figür olarak sunmak. Bu durumda yapılması gereken en kibar alay, biraz durup, “Affedersiniz, sesiniz tanıdık ama hangi kıymetli şahsiyetle şereflendiğimi çıkaramadım, bana bir ipucu verir misiniz?” diye iğneleyici bir zarafetle sormaktır. Bakalım o zaman o bilmececi, gururundan bir parça kaybedip kendini tanıtmak zorunda kalacak mı?

Gelelim bir diğer “özürlü” tipine: Müsaade istemeden sohbete dalanlar. Arar, açar açmaz konuya balıklama dalar. Ne bir “Müsait miydiniz?” ne de bir “Şu an konuşabilir miyiz?”… Sanki dünyanın ekseni o an sadece onun konusu etrafında dönmektedir. Karşıdaki belki bir toplantıda, belki yemeğinde, belki de bir başka önemli görüşmenin tam ortasındadır. Bu bencillik, modern insanın en büyük handikapıdır. Oysa kadim adap, öncelikle “Uygun bir anınızı mı yakaladım?” diye sormayı, karşıdakinin zamanına ve özel anına saygı göstermeyi emreder. Bu, sadece bir formalite değil, bir saygı manifestosudur.

Ve kapanış… Bir telefon görüşmesinin finali, en az başlangıcı kadar mühimdir. Pat diye telefonu kapatmak, kapıyı suratına çarpmaktan farksızdır. Oysa zarif bir kapanış, “Görüşmek üzere, iyi günler/iyi akşamlar,” “sağlıkla kal” gibi bir temenni ile, belki de küçük bir teşekkür cümlesiyle süslenmelidir. Bu, geride hoş bir seda bırakmanın, bir sonraki iletişimin kapısını aralık tutmanın en şık yoludur.

Velhasıl, telefon adabı, bir görgü kuralından öte, insan ilişkilerinin mayasıdır. Onu hiçe sayanlar, sadece kaba değil, aynı zamanda ruhsuz bir iletişim kurmuş olurlar. O ince zarafeti uygulamaktan imtina edenler, modern hayatın koşturmacasında incelmeyi unutmuş, sadece birer “arama-cevaplama makinesi”ne dönüşmüşlerdir. Oysa asıl hüner, sesin telden geçtiği o kısacık anda bile, gönül köprüsü kurabilmektir.

Gönül köprüsünü sevgi bağı ile geliştirenlere selam olsun.

Sevgi ve saygıyla.

Bu yazıyı puanlayın
Ortalama: 5.0 / 5 (1 oy)
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!