Şarkılarda Kalan Barış
Bu yazıyı paylaş:
Bazen bir evin duvarları sessizlikle değil, söylenmiş sözlerin yankısıyla dolar. Ne kadar uzun sürerse sürsün, bir evlilik kavgaların değil, gönüllerin dayanıklılığıyla ayakta kalır. Fakat öyle anlar vardır ki, bir bakışın eksikliği, bir kelimenin fazlası, bir gülümsemenin ertelenişi bile yılların birikimini çatlatır. O çatlaklardan sızan kırgınlık, zamanla sevgiyi bile kemirir.
Bir dostum var… Benden genç, ama hayatın bütün ağırlığını omuzlarında taşıyanlardan. On beş yılını paylaştığı eşine bir sabah mesaj yazmış; özür dilemiş, “Artık kavga etmeyeceğim, daha sakin, daha huzurlu olacağız” demiş. Lakin nafile… Gidenin ardında bıraktığı sessizlik, bazen bir kelimeden daha gürültülüdür.
Ne acıdır ki, insan en çok kaybettikten sonra öğreniyor kıymet bilmeyi. Şarkılar bile söylüyor artık bu çaresizliği:
“Haydi gel gidelim eski günlere, Bak herkes çok mutlu, ne gerek var kedere…”
Ama bir kez kırılmışsa kalp, o eski günlere giden yollar kapanıyor. Sözler teselli olmaktan çıkıyor, sadece pişmanlığın yankısına dönüşüyor. Artık barışlar sadece şarkılarda kalıyor…
Oysa insan, öfkesini yutmayı, gururunu eğmeyi bilseydi; “haklı çıkmak” yerine “birlikte kalmak” uğruna susmayı öğrenseydi, belki de pek çok hikâye başka türlü biterdi. Sevgi, özür dilemekle değil; aynı hatayı bir daha tekrarlamamakla yaşatılır.
Kırgınlıkların ardında hep “keşke” saklıdır. Ama “keşke” ne sevgiyi döndürür, ne huzuru… Bu yüzden en büyük bilgelik, geç kalmamaktır. Bir tebessüm, bir dokunuş, bir gönül alma bazen bütün fırtınaları dindirebilir. Çünkü huzur, üç lokma azla da yaşanır; ama sevgi yoksa hiçbir şeyin tadı kalmaz.
Hayatın sonunda kazanan, haklı çıkan değil; sevdiklerini kaybetmeden anlayan insandır. Gönül kırmadan yaşamak mümkün değil belki ama, kırılanı onarmak hâlâ elimizdeyken… işte o fırsatı kaçırmamak, insanın kendine verebileceği en büyük armağandır.
Günleriniz küslükle değil, huzur ve mutlulukla dolsun.
Sevgi ve saygıyla.