Yapraklarını Kaybeden Ağaçlar Ağlamaz!
Bu yazıyı paylaş:
Bazen insan yüreği öyle bir anla karşılaşır ki, sanki bütün gücünü yitirmiş, bütün ışıklar sönmüş, yollar tükenmiş, bütün hayatı elinden kayıp gidiyormuş, yılların emeği bir anda yok oluyormuş gibi hisseder. Umutlar hükmünü kaybetmiştir. İçine, görünmez bir gece çöreklenir; sanki dünya bir adım sonra üzerine kapanacakmış gibi olur, kalbi üşür, içinden geçen sessiz fırtına dünyayı karanlığa boğar… İşte o an, işte tam da o an; aslında yıkılmanın eşiğinde değil, yeniden doğuşun kapısındasındır.
Çünkü kaybediliyor gibi görünen her şey, aslında yeniden kazanılmak için hazırlık yapıyordur. Tıpkı kışa meydan okuyan bir ağacın yapraklarını bırakması gibi… Yaprak düşüşü bir son değil, köklere dönen sessiz bir duadır. Ve bilir ağaç: Her düşen yaprak, geri dönecek bir baharın vaadidir. Bunları niçin ifade ettiğimi az sonra açıklayacağım ama önce şunu belirtmeliyim: Güzel ve özlü sözleri oldum olası çok sevmişimdir.
Çünkü bir cümlenin içine bazen bir ömür sığar; bir söz, insan yüreğine yılların bırakamadığı kadar derin bir iz bırakabilir. Bunlardan etkileniyorum, besleniyorum ve doğrusu istifade de ediyorum. Uzun zamandan beri edindiğim bir alışkanlık var: Bu tür hikmetli sözlerle karşılaştığımda, onları unutmamak için not ederim.
Çünkü insan, hatırladıklarıyla yaşar; zihin unutur ama gönül, kendisine dokunan sözü ebediyete kadar muhafaza eder. Bugün işte yine böyle bir sözle karşılaştım. Bu defaki, Japonların derin ferasetinden gelen bir atasözüydü: “Her şeyini kaybediyormuş gibi hissettiğinde, ağaçları hatırla. Her yıl yapraklarını kaybederler ama yine de dimdik ayakta dururlar.
Daha güzel günlerin geleceğini sabırla beklerler.” Bu ne muazzam bir ifade, ne büyük bir hayat dersi! Çünkü bu söz sadece bir teselli cümlesi değil; insan ruhunun en karanlık zamanlarında bile içinde saklı olan diriliş cevherini uyandıran bir çağrıdır. Ağaç yapraklarını kaybettiğinde ölmez; bilakis, toprağın derinliklerine daha çok tutunur.
Dışarıdan solmuş görünse de içi hayatla dolar. Yaprakların dökülmesi sona değil, bahara hazırlığın ilk adımıdır. Demek ki kaybedilen maddi her şey, aslında seni büyütmek için gerçekleşen bir iç dönüşümden ibarettir. İnsan da böyledir. Hayatın fırtınalarıyla sarsıldığında, umutları yaprak yaprak döküldüğünde “Artık bitti” der.
Oysa hiçbiri bitiş değildir; görünmeyen köklere yönelme zamanıdır. Mallar gider, makamlar el değiştirir, insanlar uzaklaşır; fakat insanın asıl serveti, sahip olduklarında değil, sahip olduğu değerleri kaybettikten sonra bile dimdik durabilmesindedir. Düşündüğümüzde anlarız: Ağaç yaprağını kaybeder ama özünü kaybetmez.
İnsan da kayıplarla değil, kayıplar karşısındaki duruşuyla tanımlanır. Belki bugün birçok insan hayatın bir güz mevsimindedir. Yaprakları dökülüyor, dost bildikleri uzaklaşıyor, hayalleri erteleniyor. Fakat bilinmeli ki hiçbir yaprak boşuna düşmez; her düşüş köke can taşır. Bugün kayıp sanılan şeyler, yarın daha güçlü kılacak olan sabrın ve direncin harcıdır.
Ağaçlar kışın karanlığında susar ama içlerinden yeni bir hayat filizlenir. Suskunluk zayıflık sanılmamalı; belki de en büyük güç, yeniden başlamak için içte biriken derin sessizlikte saklıdır. Hayat, yaprak dökerek öğretir: Bazen yenilenmek için bırakmak gerekir. Bırakmak, yenilmek değildir; aksine, yeniden doğmanın başlangıcıdır.
Çünkü her kayıp, seni senden almaz; seni sana getirir. Ve insan, asıl gücünü dışarıdan değil, köklerinden alır. Zaman gelir, bahar ufukta belirir, güneş yeniden dallara dokunur. O an anlarsın: Yaprakların kaybı değil, sabrın zaferi kazanmıştır. Unutmamalıyız: Bir defa daha ifade ediyorum: Yapraklarını kaybeden ağaçlar ölmez… Yalnızca yeniden doğmaya hazırlanırlar.
Sen de bugün kaybettiklerini değil, yeniden filizleneceğin günü düşün. Çünkü hayat, sabredenlerin alnına baharı mutlaka yazar. Senin yaşadığın kayıplar da kaderin değil, kaderine giden yoldaki hazırlıktır. Sevgi ve saygıyla.