Soğuyan Kalplerin Çağı!
Bu yazıyı paylaş:
Bugünkü yazımı beni üzen ve derinden düşündüren bir konuya tahsis ediyorum. Günümüz insanının ruh hâlini yansıtan, sosyal ilişkilerdeki soğuma, dostlukların içinin boşalması, insanların birbirine yabancılaşması gibi çağın en çarpıcı, en sessiz trajedisini irdeleyerek düşüncelerimi yansıtacağım: Zaman, insanın insana uzak düştüğü bir devri anlatıyor artık.
Yüzler tanıdık, sesler yakın ama kalpler arası mesafe ölçülemeyecek kadar derin. Birbirimizi görüyoruz, ama görmüyoruz; duyuyoruz, ama dinlemiyoruz. Hayatın koşuşturması içinde, birbirimizin varlığına temas etmeden yan yana akıyoruz. Sanki hepimiz aynı şehirde, ama farklı yalnızlıklarda yaşıyoruz. Gözlemlendiği kadarıyla, insanlar arasındaki ilişkiler artık eskisi kadar sıcak değil.
Dostluk, kardeşlik, akrabalık gibi yüce kavramlar; bir zamanlar hayatın temel direkleriyken, bugün yalnızca sözlüklerdeki tanımlarına sığınmış durumda. İnsanların birbirine seslenişi, içten bir selamın taşıdığı sıcaklığı değil, nezaketin yüzeyinde gezinen bir zorunluluğu andırıyor. Gülümsemeler samimiyetten değil, toplumca ezberlenmiş rollerden doğuyor.
Artık insanlar birbirini dinlemiyor, sadece sırası gelince konuşuyor. Herkes kendi yalnızlığının içinde yankılanıyor; kalabalıklar bile, birbirine dokunamayan ruhlardan oluşmuş sessiz birer yığın gibi. Beşerî ilişkiler, sanki yalnızca iş yerlerinde kurulan zorunlu diyaloglarda ya da tesadüfi karşılaşmalarda edilen kısa sohbetlerde varlık buluyor.
Kimi zaman bir cenazede, cami avlusunda, gözleri yere eğik birkaç cümlede hatırlanıyor insanlık… Ve sonra herkes yeniden kendi kabuğuna çekiliyor, telefon ekranlarının ışığında, sahte paylaşımların ardında kayboluyor. Sanki gerçek yakınlık, bir zamanlar yaşanmış ama artık erişilemez bir hatıra. Peki, bu acı gerçeğin altında yatan mesele nedir?
İnsanlar neden birbirine bu kadar uzaklaştı? Belki herkes kendi derdine düştü; geçim telaşı, yaşam mücadelesi, kendi küçük dünyasının içinde tutunma çabası… Belki de ilgisizlik ve sevgisizlik çağının çocuklarıyız. Kalplerimiz yorgun, ruhlarımız meşgul. Zaman hızla akarken, kimse durup bir başkasının yüreğine el uzatacak kadar vakit bulamıyor.
Modern çağ, insanı bireyselliğe mahkûm etti; “ben” sözcüğü büyüdükçe, “biz” küçüldü. Oysa bir zamanlar, insanlar birbirine sığınırdı. Bir kapı çalınır, bir fincan kahveyle uzun bir dostluk başlardı. Bir sofrada paylaşılan ekmek, kardeşliğin ta kendisiydi. Akrabalar uzaklardan gelir, yatılı kalırlardı.
Şimdi kapılar kilitli, kahveler yalnız içiliyor, sofralar birer sessizlik masasına dönmüş durumda. İnsanlar artık konuşarak anlaşmıyor; susarak uzaklaşıyor. Herkesin içinde biriken bu sessizlik, zamanla soğuk bir duvar örüyor aramıza. Belki de asıl sorun, duyguların bile tüketim nesnesine dönüşmesidir.
Artık sevgi bile hızla tüketilen, bir sonraki ilgiye yer açmak için unutulan bir duygudur. İnsanların birbirini anlaması değil, birbirine gösterdikleri hâl önemli oldu. Derinlik yerini gösterişe, samimiyet yerini “paylaşıma” bıraktı. Birinin acısını paylaşmak, yalnızca birkaç kelimelik bir mesajla sınırlı kaldı.
Halbuki gerçek yakınlık, zaman ayırmaktı; kalbini açmaktı. Şimdi zaman da kalp de herkes için kıymetli, ama kimse kimsede ikisini birden bulamıyor. İnsanın insana dokunmadığı, göz göze gelmekten bile çekindiği bir çağda yaşıyoruz. Belki de bu çağın en büyük trajedisi, yalnızlığın artık acıtmaması. İnsan, yalnızlığa öyle alıştı ki; eksikliği fark etse bile tamamlanmayı istemiyor.
Soğuyan ilişkiler, eksilen dostluklar, unutulan akrabalar… Tüm bunlar artık hayatın doğal bir parçası gibi. Oysa hiçbir şey bu kadar doğal olmamalıydı; çünkü insan, insansız eksik bir varlıktır. Belki yeniden ısınmak için, yeniden insanlaşmak gerekir. Yeniden selam vermek, yeniden dinlemek, yeniden hatırlamak… Birinin gözlerine bakarken, orada hâlâ bir yaşam kıvılcımı olduğunu fark etmek… Belki o zaman, insanlık buz tutmuş kalplerden yeniden doğabilir.
Çünkü tüm soğukluğuna rağmen, hayat hâlâ sıcak bir dokunuşun izinde anlam bulur. Ve belki de o dokunuş, hâlâ bir yerlerde, birinin elinde saklıdır. Ve kim bilir… Belki bir gün, birinin kalbine dokunmak, yeniden insana dönüşmenin ilk adımı olur. İşte benim duygularımın şiirimle yansıyan şeklini sunuyorum sizlere: “Bir Gönül Isınsa” Aynada gördüğün sen misin, ben mi, hiç mi?
Bir kalp arar insan, lakin kalp yok iç mi? Kül olmuştur muhabbet, külünde hicran tütmez, Ne yâr görür bu gözü, ne gözde yaş seçilir mi? Dost, dostu unutur mu? Unutur, çağ bu çağdır, Nefsin ateşiyle yanar, aşk artık rüya çağrısıdır. Bir bakışa cihan veren gönüller n’oldu bilmem, Bir selamın bedeli olmuş bin dua ağırlığındadır.
Soğuyan kalplerin hâli, buz kesmiş bir ilahidir, Ne ses var içinde, ne nefesin âhı. Yine de ümit var — bir gönül ısınsa bir gönüle, Belki döner mevsim, bahar olur sabahı. Ö. HN