Düşüncenin Çarpıtılmış Yankısı!

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Kimi sözler vardır, dilden dile dolaşırken ruhunu yitirir; tıpkı kaynağından kopan bir nehrin, yol boyunca bulanması gibi. Başlangıçta berrak bir niyetle söylenmiş bir ifade, zamanın, toplumun ve insanoğlunun eğilimleri arasında şekil değiştirir; sonunda geriye yalnızca kabuğu kalır. İşte “Güzele bakmak sevaptır” sözü de onlardan biridir.

İlk duyulduğunda kulağa zararsız gelir, hatta estetik bir yüceliğin işaretidir sanki. Oysa dikkat kesildiğimizde, bu ifade bir algı sapmasının sessiz tanığıdır. Çünkü mesele “güzele bakmak” değil, “güzel bakabilmektir.” Aradaki fark, insana bakışın yönünü değiştirir: Biri dışı yüceltir, diğeri içi. Zamanla, toplumun göz zevkine hizmet eden bir anlayış kök salmıştır.

“Güzele bakmak” denilince, güzellik dışsal bir ölçüye bağlanmış, suret merkezli bir bakış biçimi yerleşmiştir. Oysa sözün özünde kastedilen şey; bakanın niyetinin, iç dünyasının, yani bakışın ahlakıdır. Güzelliği görmek, güzel olana yönelmek değildir yalnızca; çirkin sandığında bile güzeli bulabilme yetisidir.

Ne var ki insanlar, kolay olana meyleder. Görüneni anlamaktan, derine inmeye cesaret edemezler. Böylece bir söz, bir öğüt olmaktan çıkar, bir bahaneye dönüşür. “Ben sadece baktım,” der insan, “çünkü güzele bakmak sevaptır.” Oysa o bakışta, sevabın değil, nefsin izi vardır. Dil, insanın aynasıdır; ama aynı zamanda insanın yanılgısına da tanıklık eder.

Bir kelime eksilse, bir vurgu kaydırılsa, anlam başka bir yöne savrulur. “Güzel bakmak sevaptır” demek, güzelliği yaratılan her şeye yaymak demektir. Kusurda hikmeti, eksikte anlamı, hüzünde zarafeti görebilmektir. Böyle bir bakış, kalbin terbiye edildiği bir mertebeyi gösterir. Ama “güzele bakmak” demek, bakışın yönünü dışarıya, şekle, etten-kemikten olana çevirir.

İşte tam bu noktada, bir toplumun ruh haritası okunabilir: Biz güzelliği mi kutsadık, yoksa güzel görebilme kabiliyetini mi kaybettik? Belki de mesele, sadece bir dil sürçmesi değildir. Belki de insan, kendi iç güzelliğini yitirdikçe dışa yönelmiş, içi boşalan ruhunu biçimlerle doldurmaya çalışmıştır.

Güzelliği bir yüzün çizgilerine, bir bedenin hatlarına, bir eşyaya ya da bir görüntüye hapsetmek, aslında içsel körlüğün başka bir adıdır. Oysa “güzel bakmak” insanın içindeki ışığı diri tutar. Kırılana da, solana da, yanlış yapana da güzel bakabilen insan; kendi içini de güzelleştirir. Bir sözün çarpıtılması, yalnızca dilin değil, zihnin de çarpılmasıdır.

Biz kelimeleri yanlış anlamadık; onları işimize geldiği gibi yorumladık. Çünkü “güzele bakmak” nefsi hoşnut eder, “güzel bakmak” ise nefsi terbiye eder. Birinde arzunun izi vardır, diğerinde irfanın. Ve insan, nefsinin sesini bastıramadığı sürece, hangi sözü söylüyorsa söylesin, hakikati hep yarım kalır.

Güzellik, göze değil kalbe emanet edilmelidir. Kalp güzelse, bakış da güzelleşir. O zaman her şeyin ardındaki anlam belirir: Kırık bir aynada bile tamam bir suret, yorgun bir yüzün ardında derin bir hikâye, solmuş bir çiçekte yeniden dirilişin vaadi görünür. İşte o an, söz aslına döner. “Güzel bakmak sevaptır” der insan, içtenlikle.

Ve bilir ki güzellik, nesnede değil, nazarda saklıdır.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!