Görünmeyen Defterin Yazısı – İyilik!

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

“Bazı iyilikler dünyada kaybolur sanılır, oysa gökte satır satır yazılır. Görülmek için değil, bilinmek için vardır iyilik; bilen de Yaratandır. Denize atılır, insan unutur; kader unutmaz. İyiliğin muhatabı insan değildir; insan sadece vesiledir. Belki kimse fark etmez, ama Hakk’ın defterinde hiçbir iyilik eksik yazılmaz.” İnsan bazen iyiliği bir tohum gibi savurur rüzgâra, nereye düşeceğini, filiz verip vermeyeceğini bilmeden.

Belki o iyilik, hiç geri dönmez gibi görünür; hatta nankörlüğün gölgesinde unutulur. Fakat görünmeyen bir terazinin kefesinde, yapılan her iyilik hafif değil ağırdır; çünkü insanın eliyle yaptığı her güzel şey, aslında kalbinin kaderine yazılır. Bir gün yolda yürürken yaşlı bir adamın düşürdüğü ekmeği yerden kaldırıp eline veren bir çocuk, belki sadece bir anlık merhamet göstermişti.

Ne teşekkür aldı ne bir minnet bakışı… Ama yıllar sonra aynı çocuk, hayatın tam kırılma anında, hiç tanımadığı biri tarafından korunup kollandığında anladı: İyilik asla kaybolmaz, sadece görünmez bir yoldan sahibine geri döner. İnsanoğlu çoğu zaman iyilik ettiği kapıdan teşekkür bekler, o kapı kapanınca hayal kırıklığına uğrar.

Oysa iyilik, geri dönüşü muhatabından değil, yaratılışın kendisinden talep eder. Çünkü iyiliğin gerçek sahibi yapan değil, yazandır. Ve yazan, hiçbir şeyi unutmaz. Denize atılan iyilik, dalgalarda kaybolmaz; suyun hafızası, toprağın vicdanı, göğün adaleti vardır. Belki insanın adı unutulur; fakat onun kalbinden çıkan iyilik, evrenin sessiz arşivinde yerini alır.

Oysa iyilik, yalnızca karşıdakine yapılan bir lütuf değil; insanın kendi varlığına verdiği bir değerdir. Tarih boyunca nice hükümdarlar görkemli ordularıyla dünyayı titretmiş, ama adı çoktan unutulmuştur. Buna karşılık, kimsenin tanımadığı bir dervişin sıcak bir çorba uzattığı bir garip için ettiği dua, asırlardır gönüllerde yaşamaya devam eder.

Çünkü iyilik, tarihe kazınmaz; kalplere kazınır. Ve kalbin hafızası, zamandan daha güçlüdür. İyilik görünmez bir el gibidir; bazen insanın başına gelecek bir belayı savuşturur, bazen kapalı bir kapıyı sessizce açar. Rivayet edilir ki bir adam çölde susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su verdi. O gün kimse onu görmedi, kimse teşekkür etmedi.

Fakat kader gördü. O adamın ömrü boyunca başı derde girdiğinde hep kapılar açıldı, yollar serildi. Çünkü suya kavuşan bir canlının duası, Arş’a yazıldı. İnsan bazen kendi duasını değil, iyilik yaptığı bir canlının duasını yaşar. İyilik insanın kaderini yumuşatır. Ve kader, iyilerin lehine yazar; çünkü iyilik evrenin dilidir.

Göğe yükselen her iyi niyet, kalpleri birbirine bağlayan görünmez bir köprüye dönüşür. Belki o köprüden yarın biz geçeriz, belki çocuğumuz geçer. Çünkü yapılan hiçbir iyilik boşa gitmez, sadece zamanı gelince sahibini bulmak üzere saklanır. Bugün dünya hızla dönüyor; insanlar birbirini hızla tüketiyor, değerler çabucak eskimeye yüz tutuyor.

Ancak bütün bu geçicilik içinde bir hakikat dimdik ayakta duruyor: İnsanın gerçek sermayesi iyiliğidir. Ne parası, ne makamı, ne de şöhreti… Hepsi fanidir. Fakat iyilik; ruhun özüne işleyen, insanı insan yapan tek mirastır. İyilik, bazen kimsenin görmediği bir anda başlar; bir kapının önüne bırakılan ekmek, kör bir yolcunun elinden tutan bir ses, üşüyen bir çocuğun omzuna örtülen bir hırka… Belki bir teşekkür bile duyulmaz ardında.

Fakat insan, tam da o anda kendi içindeki en saf aynaya bakar. Çünkü iyilik, insanın kendine bakışıyla ilgilidir; başkasının ona bakışıyla değil. Hayat, hepimize görünmez bir defter uzatır. Bu defterde sayı yoktur, ölçü yoktur, mantık yoktur. Oraya sadece kalpten çıkanlar yazılır. İyilik, insanın kendine armağan ettiği en değerli satırdır.

Kimi zaman bir gecenin yarısında bir çığlığı duyar gibi oluruz; bu ses iç sesimizdir: “Bugün kimin duasına sebep oldun?” Çünkü insan dua alarak büyür, beddua alarak eksilir. Ve dua, iyiliğin göğe yükselen en ince sesidir. Belki bugün yaptığın iyiliğin hiçbir karşılığını görmeyeceksin. Belki unutanlar olacak, belki nankörlükle sınanacaksın.

Ama unutma; denize attığın iyilik, suya değil zamana bırakılır. Zaman, iyiliğin hakikatini ortaya çıkaran en adil şahit, en sadık taşıyıcıdır. İnsan unutabilir, dünya görmeyebilir; ama Hak tecelli eder. Çünkü iyilik, yaratılmış ile Yaradan arasındaki en gizli köprüdür. Şimdi dön ve kendine sor: Ben iyiliği karşılık için mi yapıyorum, yoksa varlığımın şükrü olarak mı?

Eğer cevabın ikinciyse, sen iyiliğin sahibisin; iyilik de senin. Ve işte o zaman anlam kazanır söz: “İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir.” Çünkü balığın bilmesi gerekmez; seni Yaratan bilir. Ve O’nun bildiği bir iyilik, hiçbir zaman kaybolmaz. Belki de iyilik, insanın fanilikten ebediyete uzanan tek yolculuğudur.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!