Tesadüflerin Görünmez Hükmü!
Bu yazıyı paylaş:
William Shakespeare: “Dünya büyük bir tiyatro sahnesi gibidir. Herkes rolünü oynar ve rolü bitince de bu sahneyi terk eder.” Demiş. Galiba devamı şöyle olmalı: “Sahnede rol alanlar da hayatta bulundukları gibi rollerini iyi yapmalı: fakirse fakir gibi, zenginse zengin gibi, özürlü ise özürlü gibi. Davranmalı,Vb.” İşte bunun için olacak ki; hayat, çoğu zaman planlarımızı hiçe sayan bir oyunbazdır.
Biz sahnenin merkezinde, senaryoyu ezberlediğimizi sanırken, o bir anda ışıkları kapatır ve sahneye hiç tanımadığımız birini çıkarır. İşte o an, insan aklının sınırlarını zorlayan bir kelime yankılanır içimizde: tesadüf. Kimi için sihirli bir dokunuştur bu; kaderin zarif bir oyunu, bir lütuf. Kimi içinse bir aksilik, düzenin ihlali, hazırlıksız yakalanmanın sancısı.
Oysa belki de tesadüf, ne bütünüyle şanstır ne de kötü bir durum; sadece, evrenin bizimle kurduğu sessiz bir diyalogdur. Tesadüf, insanın iradesiyle kaderin çizgileri arasında duran ince bir köprüdür. O köprüden geçen her adım, bilinçle sezginin, mantıkla duygunun çatıştığı bir anı temsil eder. Bazen bir tesadüf, ömrümüzü değiştiren bir karşılaşma olur; bir bakış, bir cümle, bir rastlantı… İnsan, o anda anlar ki kader sandığı şey, belki de binlerce küçük tesadüfün ustaca örülmüş örgüsüdür.
Yolda düşürdüğün bir kitap, seni yeni bir düşünceye; yanlış çevirdiğin bir sokak, seni doğru insana götürebilir. Evren, kimi zaman en güzel armağanlarını, “yanlış” sandığımız yollarda gizler. Ama her tesadüfün bir bedeli de vardır. Çünkü rastlantı, bilinçsizce açılan kapılardan içeri girer. Hazırlıklı olmayan kalpleri sarsar, planlı zihinleri bozar.
İnsan, “keşke olmasaydı” dediği olayların birçoğunda tesadüfün parmağını görmez. Oysa tesadüf, bazen bir sınavdır; bizim sabrımızı, kabullenişimizi, tevekkülümüzü ölçer. Kimi zaman da bir tokat gibi çarpar yüzümüze: “Hayat, senin kontrolünde değil” der. Ve biz o anda, insan olmanın en derin gerçeğiyle yüzleşiriz: Belirsizlik.
Belki de tesadüfün güzelliği tam da bu belirsizliktedir. Çünkü insan, her şeyi planladığında yaşam donuklaşır. Tesadüf, yaşamın nefesidir; öngörülemezliğiyle bize canlı olduğumuzu hissettirir. Bir yağmur damlasının alnımıza düşmesiyle, bir yabancının bize gülümsemesiyle başlayan o küçük anlar, aslında evrenin gizli düzeninin işaretleridir.
Şans mı, yoksa ilahi bir denge mi, bilemeyiz. Ama her tesadüfte bir anlam gizlidir, görmek isteyen göz, duymak isteyen kalp için. Kimi tesadüfler bizi bir uçurumun kenarına getirir, kimileri ise kurtuluşun eşiğine. Hangisinin “iyi”, hangisinin “kötü” olduğunu zaman gösterir. Çünkü tesadüf, anın değil, sürecin dilidir.
Başta lanet sandığımız bir olay, yıllar sonra bir dönüm noktası olarak karşımıza çıkabilir. Belki de tesadüf, Tanrı’nın isimsiz dili, kaderin sessiz fısıltısıdır. Sonunda insan şunu öğrenir: Tesadüf, hayatın özüdür. Onu şans saymak, yüzeyde kalmaktır; onu bela sanmak, korkunun sesine kulak vermektir.
Oysa tesadüf, sadece bir davettir, bilinmeyene, kendine, yaşama. Her rastlantı, bizi biraz daha kendimize yaklaştırır; çünkü kontrolü kaybettiğimiz yerde, gerçeğe en çok yaklaşırız. Ve belki de tüm ömrün özeti budur: Planlarla çizdiğimiz yollardan çok, tesadüflerin açtığı patikalarda buluruz kim olduğumuzu.
Belki de tesadüf, evrenin “Ben hâlâ buradayım” deyişidir. Ne kadar plan yapsak da, bazen bir kapı aniden aralanır, bazen hiç beklemediğimiz biri gelir ve her şeyin yönü değişir. Tesadüfler, hayatın bize göz kırpan sessiz mucizeleridir. Bir bilge şöyle der: “Kader, hazırlıklı insanla tesadüfün buluşmasıdır.” Gerçekten de öyledir; hazırlıklıysak, rastlantılar bizi geliştirir; değilsek, bizi büyütmek için sarsar.
Tesadüfen bir ifadesiyle karşılaştığım, ilahiyatçı, orgcu, müzikolog, yazar, hümanist, filozof ve hekim olduğunu öğrendiğim Albert Schweitzer’in zarif sözüyle de anlam bulur her şey: “Tesadüf yoktur, yalnızca Tanrı’nın isimsiz kalmayı tercih ettiği anlar vardır.” Çünkü bazen açıklamak yerine kabullenmek, akılla değil kalple anlamak gerekir.
Newton’un hikâyesini bilirsiniz… O meşhur elma, bir tesadüf eseri düşmüştü. Fakat o düşüşü izleyen zihin, o anda evrenin yasasını (yer çekim kanununu) görmüştü. Demek ki bir tesadüf, farkına varan insan için bir dönüm noktası olabilir. Ve şimdi, sevgili okur… Belki sen de bu satırları bir tesadüf eseri okuyorsun.
Belki de bu rastlantı, zihninde bir kapı aralayacak. Kim bilir? Belki de tesadüf, seni hazırladığı yere doğru sessizce yönlendiriyordur. Unutma, her karşılaşma, her olay, her beklenmedik an bir çağrıdır; kimi zaman geçmişe bir ayna, kimi zaman geleceğe bir işaret. O hâlde, korkma rastlantılardan. Onlar, kaderin incelikle gizlediği notlardır yalnızca.
Ve belki de, en güzel hikâyeler hep bir tesadüfle başlar. Tesadüfler sizleri güzelliklerle ve ferah ortamlarla karşılaştırsın. Sevgi ve saygılar.