Dahi Çocuğun Zamanla Konuşması!
Bu yazıyı paylaş:
Bazı insanlar bu dünyaya erken gelir. Henüz çocuk yaşta, hayatın sırlarını sezmiş gibi bakarlar dünyaya. Onlar için oyun, bir düşün biçimidir; merakları bilgiye, bilgileri sezgiye dönüşür. Orson Welles, işte bu nadir ruhlardan biriydi. 1915’te başlayan ve 1985’te tamamlanan ömrü, bir sanatçının değil, adeta bir çağın aynasıydı.
Çocuk yaşta Shakespeare okuyan, sahnede yetişkinleri gölgede bırakan, mikrofon başında koca bir ulusu inandıran bir ses… Kimi onu “dahi” diye andı, kimi “çılgın.” Ama Welles aslında sadece bir şeydi: düşünen bir insan. Düşünmek, onun için yaşamanın bir biçimiydi. Welles’in sineması, tiyatrosu, radyosu… Hepsi aynı sorunun etrafında dönerdi: “İnsanı insan yapan şey nedir?” O, biçimden çok özün peşindeydi.
Bir yönetmen değil, bir filozof gibi yaşadı; perdeyi bir düşün aynasına çevirdi. Ama belki de en derin sözlerini, bir şarkısında, ömrünün sonlarına doğru fısıldadı. Orson Welles’in Şarkısı Genç yaşlardayken, yaşın bir anlamı yoktu,Aklıma hiç farklı düşünceler getirmezdim,Ta ki, bir gün bu yaşlı adamın gelişine kadar,Ve bana dediği şu; “Ben genç olmanın ne olduğunu bilirim,Ama sen yaşlılığın ne demek olduğunu bilmezsin.” Bir gün sen de aynı şeyleri söylüyor olacaksın.Zaman geçip gider, ve hep bu hikâye anlatılır.
Birçok sorularım var,Karşılaştığım bilge insanlardan yanıt bekleyen,Tümünün yanıtını henüz bulamadım,Henüz bulan kimse de yok… Hayatta hatırlanacak günler olacak;Kahkahalar ve gözyaşlarıyla dolu.Yazdan sonra kış gelecek,Böylece yıllar geçecek. Öyleyse arkadaşım, gel müzik yapalım birlikte.Ben sana eskilerden çalacağım,Sen bana yeni şarkılar söylerken.
Zamanla senin de gençlik günlerin geçtiğinde,Zamanını seninle paylaşacak biri olacak. Bu sözlerde, bir ömrün içinde süzülen bilgelik vardır. Welles burada yalnızca yaşlanmayı anlatmaz; zamanın insana öğrettiklerini fısıldar. Gençken zaman sınırsız görünür; yaşlandığında ise her saniye bir ağırlık kazanır.
Genç, hızla yaşar; yaşlı, derinle. Welles’in “Ben genç olmanın ne olduğunu bilirim, ama sen yaşlılığın ne demek olduğunu bilmezsin” deyişi, kuşaklar arasındaki en sade ama en sarsıcı köprüdür. Bu sözlerde bir sitem yoktur, aksine bir davet vardır: anlamaya, paylaşmaya, birlikte üretmeye… Çünkü “ben sana eskilerden çalacağım, sen bana yeni şarkılar söylerken” cümlesi, sadece bir melodiyi değil, nesillerin el ele vermesini anlatır.
Yaşlılık, geçmişin hikâyesini taşır; gençlik, geleceğin şarkısını. İkisi birleştiğinde hayatın ritmi tamamlanır. Orson Welles’in “henüz tüm sorularımın yanıtını bulamadım” deyişi ise, belki de onun en bilge anıdır. Çünkü gerçek bilgelik, cevaplarda değil; soruları sormaya devam edebilme cesaretindedir.
Her “dahi çocuk” biraz da bu yüzden yalnızdır; dünyayı erken anladığı için. Ama onun son çağrısı, yalnızlıktan değil, insanlık sevgisinden doğar. Müziği, sözü, düşünceyi paylaşmaya çağırır bizi. Belki de yaşlanmak, yalnızca bedenin değil, ruhun da bir dengeye varmasıdır. Gençliğin ateşiyle yaşlılığın külü birleştiğinde, insanın hikâyesi tamamlanır.
Ey genç,Henüz her şeyi çözmek zorunda değilsin. Merak et, sor, yanıl — ama anlamaya çalış. Çünkü bir gün, senin de sözlerini dinleyecek biri çıkacak karşına. Ve ey yaşlı,Anlatmaktan vazgeçme. Çünkü senin hikâyen, bir başkasının yönünü aydınlatacak. Zaman geçer, hikâyeler değişir.Ama bir şey hep aynı kalır:İnsan, her yaşta anlam arayan bir çocuktur.
Belki de Orson Welles’in “dahi çocuk” lakabı, düşünmeyi hiç bırakmadığı içindir. Siz siz olun, sağlıkla, huzurla, mutlulukla yaş alın, sakın üzülmeyin, yaşamanın tadına varın. Sevgi ve saygıyla.