İnceliğin Gölgesinde Kaba Sabanın Hikâyesi!
Bu yazıyı paylaş:
Kelimeler yalnızca ağızdan çıkan sesler değildir; her biri bir hafıza, bir ruh taşır. “Kaba saba” ifadesi de bunlardan biridir. Söylenişinde bile bir sertlik, bir hoyratlık vardır. Zihnimizde hemen bir siluet belirir: incelikten uzak, nezaketten nasibini almamış, sözüyle kıran, tavrıyla yoran insanlar… Ya da özensiz yapılmış, göze ve ruha hitap etmeyen nesneler.
Ne olursa olsun kaba saba olan, nezaketin ve zarafetin düşmanıdır. Peki kaba saba insan bu hoyratlığında bir ayrıcalık, bir güç mü hisseder? Yoksa farkında bile olmadan mı böyle davranır? Belki de nezaketsizlik, görgüsüzlükten miras kalmış, çocukluktan itibaren ruhuna işlemiştir. İnsana öğretilmeyen incelik, kalbine kolay kolay işleyemez; hatırlatılmayan zarafet ise bir ömür boyunca yokluğunu hissettirmez.
Kimi insanlar, kaba saba hallerini “açık sözlülük” ya da “dürüstlük” kılıfıyla sunar. “Ben içimden geldiği gibi konuşurum” derler. Oysa o sözler çoğu zaman bir kırbaç gibi şaklar, gönüllerde yara açar. Açık sözlülük ile hoyratlık arasındaki çizgi incedir. Birini bilgelik taşır, diğerini kabalık. Çünkü hakikati dile getirmenin de bir yolu, bir adabı vardır.
Mevlânâ’nın sözü bu noktada hatırlatıcıdır: “Nezaket, insanın kendini anlatma sanatıdır; kabalık ise kendini inkârın itirafı.” Hayatın içinden küçük sahneler, bu farkı daha da görünür kılar. Kalabalık bir sofrada herkes muhabbetle konuşurken, kaba saba birinin patavatsızca ettiği bir söz bir anda havayı zehirler.
Ortamın tadı kaçar, kelimeler boğaza dizilir. Başka bir sofrada ise, zarif bir teşekkür, tatlı bir tebessüm, ortamı bahar kokusuyla doldurur. Kaba saba ile ince ruhlu arasındaki fark, yalnızca bir anın içinde bütün dünyayı değiştirebilir. Kabalık, muhataplarını da zorlar. Kimisi korkudan susar, kimisi “bulaşmayayım” diye geri çekilir.
Böylece hoyratlık büyür, beslenir. Oysa sessizlik her zaman erdem değildir; bazen inceliğin ölçülü bir sesi, hoyratlığın en güçlü panzehiridir. Yunus Emre’nin uyarısı kulağa küpe olmalı: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı; söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.” Unutmamak gerekir: Kaba saba olmak kolaydır.
Çünkü hiçbir emek istemez. İnsan kendini bırakır, dilini dizginlemez, tavrını düşünmez. Zarif olmak ise tıpkı taş yontmak gibidir. Kaba bir kayayı kırmak kolaydır, ama onu bir heykele dönüştürmek sabır, dikkat ve ustalık ister. İnsan da böyledir: hoyrat olan kendi hamlığını saklamaz, zarif olan ise kendi nefsini işleyerek bir sanat eserine dönüşür.
Bir küçük tablo düşünün: Yaşlı bir kadın pazarda torbasını taşımakta zorlanır. Kaba saba biri, önünden geçerken omuz atar, hiç farkına varmaz. Zarif bir yürek taşıyan başka biri ise torbayı alır, kadınla birkaç adım yürür. O günün sonunda yaşlı kadın kime dua eder, kimi güzel bir hatırayla anar? İşte hayat bu kadar basittir: hoyratlık arkada sitem bırakır, incelik dua bırakır.
Şeyh Sâdî’nin sözü burada bir kez daha yankılanır: “İnsanın kıymeti sözüyle ölçülür; sözü kaba olanın gönlü de kabadır.” Ve gerçekten de öyledir. Kaba saba insan unutulur gider, ardında buruk izler bırakır. Zarif insan ise bir tebessüm gibi hafızalarda kalır; adı anıldığında gönüllere ferahlık gelir.
Hayat, nezaketle uzar; kaba sabalıkla kısalır. Çünkü kaba saba sözler ilişkileri yıkar, incelik dolu tavırlar ise dostlukları pekiştirir. Dostluk, sevgi, güven, güzellik… Hepsi nezaketin toprağında yeşerir. Sonunda şunu bilmeliyiz: Kaba sabalık bir fıtrat değil, bir ihmaldir. Nezaket ise insanın kendine ve dünyaya ettiği en büyük iyiliktir.
Güzellik nezakette, zarafet özen göstermekte, kalıcılık incelikte gizlidir. Ve okuyucuya küçük bir incelik demeti bırakmak isterim: • “İnsanın asıl asaleti, gönül kırmadan yaşamasındadır.” • “Nezaket, kapıları açar; hoyratlık, gönülleri kapatır.” • “Zarif olan unutulmaz, kaba olan anılmaz.” Bütün mesele bundan ibarettir: İnceliği çoğaltmak, hoyratlığı azaltmak.
Çünkü yaşam, aslında insanın kalbine ektiği tohumların gölgesinde şekillenir. Yazımızı yine Mevlânâ Hazretlerinin güzel bir sözüyle bağlayarak veda edelim: “İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür.” Güzel sözlü, ince zarif dostlar, selam olsun sizlere.
Sevgiler, saygılar.