İlişkilerde davranışın Biçimi

2 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Hayatın ipliği ve insan kavramlarını merak ederdim, bu konu üzerindeki düşüncelerimi aktaracağım. “Hayat, nehir gibi akıp giden bir hikaye ise, bizler o nehrin kıyısındaki yansımalardan ibaretiz.” Kimimiz berrak bir güneş gibi parlar, kimimizse bulutlu bir gökyüzü gibi donuk ve mesafeliyiz. İşte bu yansımalar, bizden önce yeryüzünden gelip geçenlerin hikayelerine benzer; bir anlık bir karşılaşma, bir el sıkışma, bir gülücükle tüm özü ortaya serer.

Hayatın kumaşı, en çok insan ilişkilerinin görünmez iplikleriyle dokunur. Kimimiz bu iplikleri sevgiyle, neşeyle örerken, kimimiz farkında bile olmadan düğüm üstüne düğüm atarız. Bu karmaşık dokunun altında yatan, çoğu zaman dile getiremediğimiz bir gizem vardır: Neden bazı insanlar bir deniz feneri gibi etrafına ışık saçarken, diğerleri bir buzdağı gibi erişilmez durur?

Rahmetli eşimin, insanlarla kurduğu o paha biçilmez bağları düşünüyorum. Onun için insan olmak, sadece var olmak değil, dokunmak, hissettirmek, samimiyetle var olmaktı. Çocuklarımıza aşılamaya çalıştığı o basit ama hayatın özünü barındıran nezaket kuralları, aslında birer formül değil, kalpten kalbe uzanan köprülerdi.

“Merhaba,” “günaydın,” “iyi geceler” gibi sözcükler, onun dudaklarında birer görevden çok, birer davetti; insanın ruhuna uzanan bir eldi. O, tokalaşmanın dahi bir sanat olduğunu bilirdi. Elini uzattığında, o avuç içindeki sıcaklık, karşısındakine “sen değerlisin, varlığın benim için önemli,” derdi sanki.

Güçlü, güven veren bir tutuş; ne baştan savma bir dokunuş ne de ürkek bir parmak ucu teması… Bu, sadece bir selamlama değil, bir ruhun diğerine uzattığı güven beyanıydı. Ne demişler, “Bir elin nesi var, iki elin sesi var.” Bu sadece bir birliktelik değil, aynı zamanda ruhların da birleşmesidir. Ne yazık ki, bu inceliği unutanlar ya da hiç öğrenemeyenler de var.

Kimileri, elini sanki bir yük müş gibi, cansız ve anlamsız bir şekilde uzatır. O tokalaşmada ne sıcaklık vardır ne de samimiyet. Sadece bir ritüel yerine getirilir. Bu soğuk, ruhsuz davranışın altında yatan nedir sizce? Bazen bir görgüsüzlük, bazen bir güvensizlik, ama en derinde bir kompleks yatar.

Kendinden emin olmayan, kendi varlığına bile dokunamayan bir ruhun yansımasıdır bu. Karşısındakine dokunmaktan, onunla samimi bir bağ kurmaktan çekinir çünkü kendini yeterince değerli görmez. Bir el sıkışması, o kişinin dünyaya, insanlara ve kendine karşı duruşunu gözler önüne serer. İnsanlar arasında köprü kuramayan, kalbini açmaktan korkan, kendisiyle bile barışık olmayan bir benliğin sessiz çığlığıdır bu.

Belki de en büyük cesaret, bir insana elini uzatırken kalbini de açabilmektir. Bu, sadece bir el sıkışması değildir; bir samimiyetin, bir ruhun diğerine olan saygısının, karşılıklı güvenin ve değerin sessiz beyanıdır. Çünkü insan olmak, tam da bu dokunuşlarda, bu sıcak gülümsemelerde ve bu derin bakışlarda saklıdır.

Ve işte o zaman, soğuk duvarlar yıkılır, aradaki mesafeler kapanır ve hayat gerçekten yaşanmaya değer bir hal alır. Unutmayın ki, hayat bir ayna gibidir; ona gülümserseniz o da size gülümser. O halde, tokalaşırken elinizi, konuşurken sözünüzü ve gülerken kalbinizi eksik etmeyin. Nezaket, kibarlık ve insanlara duyduğumuz saygı, en büyük servetimizdir.

Bu servetinizi harcamaktan korkmayın. Her bir el sıkışması, yeni bir kapı açar; her bir içten gülümseme, yeni bir hikayelerin başlangıcı olur. Başkalarına güven vermek, önce kendine güvenmekle başlar. Unutmayın ki, insanlık bir ayna; ne kadar çok yansıtırsanız, o kadar çok parıltı görürsünüz. Sıcakkanlı değerli insanlara selam olsun.

Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!