Gönül Kırmadan Güldürebilme Yeteneği

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Gülmek insana yakışır. Hele ki dost meclislerinde, gönüllerin açık olduğu, kahvenin dumanının tütüp sözün tatlıya bağlandığı anlarda… İşte şaka, o kahkahaların tuzu biberi, neşenin en kıymetli baharatıdır. Fakat her baharat her yemeğe gitmez; şaka da öyledir. Yerinde, dozunda, ölçüsünde olmalı. Çünkü şaka dediğimiz şey, karşısındakini alaya almak değil, onunla birlikte gülmektir.

Gülüşün paylaşıldığı yerde sıcaklık vardır; ama gülüşün birini küçülterek yükseldiği yerde yalnızca kırgınlık kalır. Şaka, gönle İzmir’in meşhur bütün bedeni okşayan imbatı gibi değdiğinde güzeldir. Yorgunlukları unutturur, dargın yüzleri güldürür, omuzlardan yükleri indirir. Lakin ölçüyü kaçıran şaka, neşe getirmek yerine yaralar açar.

“Eşek şakası” dediğimiz şey işte budur; adı şaka olsa da özü şaka değildir. Bir gönlü incitip ardından “ama ben şaka yaptım” demek, elinde bıçakla yaraladığın kişiye “ama yanlışlıkla oldu” diye savunma yapmaya benzer. Eskilerin fıkraları, şakanın ne olduğunu da ne olmadığını da bize öğretir. Nasreddin Hoca’ya sorarlar: “Hocam, şakanın ölçüsü nedir?” Hoca gülerek cevap verir: “Ölçüsü, ölçüsüzlük etmeyecek kadar olmalıdır.” Bir başka zaman Bektaşi’ye sorulur: “Efendi, bu şaka mı?” Bektaşi’nin cevabı nettir: “Şaka bile olsa şaka değil!” Yani gönül kıran, küçülten, inciten şeyin adı şaka olamaz.

Temel’in de bir latifesi vardır ki şakanın doğasını güzel anlatır. Temel bir gün Dursun’a der ki: “Ula Dursun, sana öyle bir şaka yapacağım ki kahkahadan yerlere yatacaksın!” Dursun merakla sorar: “Nedir o şaka?” Temel cevap verir: “Sana anlatmayacağım, ben tek başıma güleceğim.” İşte tam da budur şakanın ters yüzü; paylaşılmayan gülüşün adı şaka değil, bencilliktir.

Şaka bir zeka işidir. İnce düşünceyle yapılırsa gülümsetir, yoksa diken gibi batar. Tıpkı sözüyle dostunu neşelendirenle, aynı sözle dostunu küstürenin farkı gibi… Birinde zarafet, ötekinde hoyratlık vardır. İşte bunun için “şakanın zekası olur, kabalığı değil” denmiştir. Kimi insan en sert espriye kahkahalarla güler, kimi de en yumuşak latifede dahi incinir.

Karşındaki insanı tanımak, onun sınırlarını görmek, mizacını bilmek şakanın ilk şartıdır. Çünkü gülüş paylaşılır ama kırgınlık içine gömülür. Atalarımız da boşuna dememiş: “Şaka şakadır ama dostluğu bozmamalı.” Bir latife uğruna dostluğu harcamak, incinen bir kalbi tamir etmek, pişmanlıkla sarf edilen bin özürden daha zordur.

Gülmek uğruna incitilen gönül, kahkaha uğruna yakılan köprü kolay kolay onarılmaz. Bunun için şaka, insan ilişkilerinde bir imtihan gibidir. Karşısındakine tebessüm mü bırakacak, yoksa kalbini mi yaralayacak, bunu yapanın niyeti ve ölçüsü belirler. Bir Bektaşi fıkrası da bu inceliği hatırlatır. Bir gün Bektaşi’ye sorarlar: “Efendi, hiç mi şaka yapmazsın?” Bektaşi şöyle der: “Yaparım elbet; ama karşımda gülecek yüz bulursam.” Demek ki şaka, tek başına değil, birlikte var olur.

Gülüş karşılıklı olursa güzelleşir. Mevlana, asırlar öncesinden bu gerçeği dile getirmiştir: “Şaka da bir ciddiyet ister, çünkü gülüşün ardında gönül vardır.” Yani latifenin arkasında bir gönül incinmemeli, muhabbettin özü zedelenmemeli. Nefesimizi neşeye açacak olan şakanın kaynağı, muhabbet olmalı; kin, küçümseme ya da kırgınlık değil.

Şaka aslında paylaşmanın bir başka halidir. İnsanları birbirine yakınlaştıran, sohbeti tatlandıran, ruhu hafifleten ince bir köprüdür. Ne güzel derler: “Bir tebessüm sadakadır.” Eğer tebessüm sadakaysa, o tebessümü uyandıran şaka da bir nevi iyilik olur. Ama unutulmamalı ki sadakanın gizlisi makbul, şakanın incisi de zarif olandır.

Bir başka latife de işin özünü şöyle hatırlatır: Bir grup dost toplanmış, içlerinden biri sürekli “şaka olsun” diye arkadaşlarının kusurunu dile getirip duruyormuş. Sonunda dayanamayan biri demiş ki: “Biz güldük, sen şaka yaptığını sandın; ama aslında kendi kusurunu ortaya koydun.” İşte böylesi, şaka değil hicivdir; hiciv değilse incitmedir.

Tuz misali azı yemeği lezzetlendirir, fazlası ise zehir eder. Şaka da öyledir; dozında, zamanında, yerinde olmalı. Bir gönülde bırakacağımız en değerli iz, incinmişlik değil tebessüm olmalıdır. Gülüşler paylaşıldıkça büyür, ama kırgınlık sessizleşerek küçülür. O halde sözü gülmek için söyleyelim, kalbi kırmak için değil.

Çünkü insan, gönüllerde bıraktığı izlerle hatırlanır. Ve gönül incitmeden güldürebilenlerin hatırası hiç unutulmasın.

Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!