Fısıltının Gücü

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

“İnsanın kulağı dedikoduya, kalbi meraka, dili de laf taşımaya meyillidir.” Belki de bu yüzden dedikodu insanlığın en eski eğlence aracıdır. Tekerleği kim buldu, ateşi kim yaktı tartışmalı olabilir ama ilk dedikoduyu kimin yaptığı neredeyse kesindir: Hepimizden biraz. Çünkü hiçbir teknoloji, hiçbir yenilik, iki kişinin kulağa eğilip üçüncü kişiyi konuşmasının cazibesini yok edemedi.

Dedikodu gizli bir ihtiyaç gibidir. Herkes kötü der, herkes ayıplar ama işin içine girince kimse dayanamaz. Hani derler ya, “Ben hiç dedikodu yapmam” diyenin cümlesi genellikle şöyle devam eder: “Ama bak şimdi sana anlatacağım şey var ya…” İşte o an perde açılır, sahne kurulur, dedikodu tiyatrosu başlar.

Apartmanlarda dedikodu başlı başına bir kültürdür. Merdiven boşluğu görünmez bir gazete gibidir. Bir komşu diğerine seslenir: — Dün gece kapının önünde üç çift ayakkabı vardı. — Misafir gelmiş demek ki. — Misafir de tek başına gelmemiştir herhalde… Üç cümlede senaryo tamamdır. Yönetmen, senarist ve seyirci aynı anda çıkar karşımıza.

İş yerinde dedikodu daha diplomatik olur. Çay molasında başlayan cümle, öğle arasında büyür, akşama doğru toplantıda manşete dönüşür: — Müdür bugün Mehmet ile uzun konuştu. — Kesin terfi geliyor. — Yok canım, ben duydum; yurtdışına gönderilecekmiş. — Ne yurtdışı, maaşına zam yapılmış. Ortada ne zam vardır ne terfi, ama sohbetin tadı ballanmıştır bir kere.

Akraba toplantılarında ise dedikodu sofranın baharatıdır. Dolmalar, börekler, baklavalar yenir ama asıl doyuran laflardır: — Şu çocuk biraz kilo almış. — Daha ne alsın, annesine çekmiş işte. — Olsun, evlendi ya, gerisi boş. Birinin kilosu, ötekinin maaşı, üçüncüsünün nişanı derken sofrada baklavadan çok dedikodu tüketilir.

Köy kahvesinde konu daha “stratejik”tir: — Hasan’ın ineği satılmış. — Satıldı da ucuza gitmiş. — Yok canım, peşin para almış. — Yahu o parayla tarlayı elden çıkaracakmış… Bir ineğin hikayesi kahvede bir roman gibi anlatılır. Kimse kitabı okumaz ama herkes sonunu merak eder. Pazar yerinde dedikodu daha renkli döner.

Balıkçılar bağırır: — Taze balık! Canlı balıklarım var! Kulağı ağır işiten yaşlı bir teyze yaklaşır: — Oğlum, balıkların taze mi? Balıkçı sabırsızlanır: — Canlı diyoruz ya teyze! Teyze gülümser: — Oğlum, ben de canlıyım ama taze değilim! Pazar bir anda kahkahalarla çınlar. Domatesin, balığın, biberin yanına sohbetin tuzu katılır, alışverişin tadı çıkar.

Ama işin sadece güldürü tarafı yoktur. Dedikodunun ruhsal bir boyutu da vardır. İnsan niçin bu kadar merak eder, niçin başkasının özelini konuşma ihtiyacı hisseder? Çünkü içimizde nefis denen bir yan vardır. Hep başkasıyla kendimizi kıyaslarız. “Onun evi benden iyi mi, onun işi daha mı rahat, onun mutluluğu daha mı büyük?” soruları içimizde kıpırdar.

İşte bu kıpırtıyı susturmak zordur. Bazen kıskançlıkla beslenir, bazen intikamla tatlanır, bazen de sadece can sıkıntısından doğar. Ama enteresandır, dedikoduyu yalanla başlatan daha sonra o yalanın doğru olduğuna kendisi de inanmaya başlar. Ben psikolojik değerlendirme yapamam ama acaba yalan mı yalancıyı esir alıyor, yoksa yalancı mı yalana esir oluyor?

Psikologların dediği gibi dedikodu aslında bir çeşit rahatlama yöntemidir. İnsan öfkesini, merakını, hatta sıkıntısını başkası hakkında konuşarak dışa vurur. Bu yüzden dedikodunun geçici bir mutluluk verdiğini söylemek mümkündür. Ama ne yazık ki kalıcı bir huzur bırakmaz. Çünkü bir başkasının kusuruyla meşgul oldukça kendi iç dünyamızdaki boşlukları görmezden geliriz.

Ama şimdi sıkı durun, dedikodu konusunda önemli ifadelerim olacak; ya bana hak vereceksiniz ya da belki kabullenmeyeceksiniz: Genellikle erkekler ve kadınlar arasında kimin daha çok dedikodu yaptığına dair yaygın bir kanaat vardır, ama yapılan araştırmalar bu konuda ilginç sonuçlar ortaya koyuyor. Dedikodu denince akla hemen kadınlar gelse de, bilimsel çalışmalar aslında durumun pek de böyle olmadığını gösteriyor.

İngiliz psikolog Robin Dunbar’ın araştırmaları, hem erkeklerin hem de kadınların eşit oranda dedikoduya meyilli olduğunu ortaya koydu. Erkeklerin yaklaşık üçte ikisi, kadınların da aynı oranda zamanının önemli bir bölümünü dedikoduya harcıyor. Bu nedenle, kimin daha çok dedikodu yaptığı sorusuna kesin bir cevap vermek zor.

Erkekler ve kadınlar hangi konularda dedikodu yapar? Dedikodunun konuları cinsiyetler arasında farklılık gösterebilir. Kadınlar daha çok kişisel ilişkilere, başkalarının hayatlarına ve sosyal çevrelerine odaklanırlar. Aile, evlilik, aşk hayatı, dış görünüş ve başkalarının özel yaşamındaki olaylar, kadınların dedikodu sohbetlerinde sıkça yer bulan konular arasındadır.

Erkekler ise daha çok iş, spor, siyaset ve finans gibi konular hakkında konuşma eğilimindedir. Spor takımlarının performansı, iş yerindeki terfiler ve ekonomik durumlar, erkeklerin dedikodu konularında daha sık bahsettiği başlıklar olabiliyor. Bu farklılıklar, dedikodunun temel amacını da ortaya koyar.

Kadınlar için dedikodu, sosyal bağları güçlendirmenin ve duygusal destek sağlamanın bir yolu olabilirken, erkekler için daha çok statü ve bilgi paylaşımıyla ilgili olabilir. Sonuç olarak, kimin daha çok dedikodu yaptığı sorusu hala tartışmalı bir konu olsa da, cinsiyetler arasında dedikodunun içeriği ve amacı farklılık gösterebiliyor.

Atalarımız boşuna dememiş: “Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.” Dedikodu da böyledir; yerinde ve ölçülü olursa kahkaha getirir, aşırıya kaçarsa güveni ve sevgiyi yıkar. Bir başka öz söz de çok yerinde düşer: “Üzüm üzüme baka baka kararır.” İnsan birbirinden öğrenir; güzel söz de bulaşır, kötü söz de.

Dedikodusuz güzel günleriniz olsun. Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!