Tembellik Değil Hareketlilik İnsanı Diri Tutar

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsan, yaş aldıkça zamanın hızlı akışını daha derinden hisseder. Cahit Sıtkı’nın “Yaş otuz beş, yolun yarısı eder” dizeleri, bize ömrün faniliğini fısıldarken, hâlâ yürünecek nice yol olduğunu da hatırlatır. Yolun ortasında ya da sonunda olmak, kenara çekilmek için bir sebep değildir; tam tersine, yeniden ayağa kalkmak, yürümek ve hayata tutunmak için bir çağrıdır.

Çünkü durmak, çoğu zaman geriye düşmektir. “İnsan yaşlandığı için hareketi bırakmaz; hareketi bıraktığı için yaşlanır.” Bedenin ve ruhun en büyük düşmanı tembelliktir. Yıllarca çalışmış, emek vermiş biri, “Artık yoruldum, dinlenmek benim hakkım” diye düşündüğünde, farkına varmadan yaşam enerjisine ket vurur.

Oysa hayat, emeklilikle bitmez; yeni bir hayatın kapıları açılır. Hareketi, üretmeyi ve paylaşmayı seçenler, ömürlerine taze bir bahar ekler. Çünkü beden durdukça paslanır, zihin durdukça körelir. “Dinlenmenin en iyi yolu, yeniden işe koyulmaktır.” Sabah güneşiyle yürüyüşe çıktığınızı hayal edin; yüzünüzü okşayan serin bir rüzgâr var.

Ayaklarınız yere basarken yalnızca adımlarınızı değil, hayata olan bağlılığınızı da güçlendiriyorsunuz. Bu basit hareket, bedeninize ve ruhunuza “Ben hâlâ buradayım, yaşamla iç içeyim” deme biçimidir. Durağanlık, fark ettirmeden çöker; önce biraz dinlenmek istersiniz, sonra biraz daha… Derken ayağa kalkmak bile zorlaşır.

“Bugün oturayım, yarın başlarım” diyen, yarının hiç gelmediğini fark eder. Hareket eden insan, yaşını unutur. Bahçesinde toprağı eşeleyen bir yaşlıyı gördüğünüzde, gözlerindeki parıltı size bunun kanıtını sunar. Çocuklarla oyun oynayan bir dedeyi izlediğinizde, aslında yılların değil, hareketin belirlediğini anlarsınız.

Tıpkı suyun aktıkça berrak kalması, toprağın işlendiğinde verimlenmesi gibi, insan da hareket ettikçe canlı kalır. “Yaş değil, yaşam biçimi yorgun düşürür insanı.” Hayatın güzelliği yalnızca nefes almakta değil; adım atmakta, kolları sallamakta, yürürken rüzgârla dost olmaktadır. Temiz hava, biraz soğuk, biraz güneş… Bunlar insana ömür katan nimetlerdir.

Tembellik bu nimetleri elinizden alır; hareket ise onları çoğaltır. Çünkü yaşam sürekli bir akıştır; durmak, bu akıştan kopmak demektir. “Akan su yosun tutmaz, yürüyen beden çökmeye yüz tutmaz.” Asıl yorgunluk bedenin değil, ruhun durağanlaşmasıyla başlar. Ruhunu diri tutan, bedenine de güç verir. İnsan hareket ettikçe hafifler, tembelliğe kapıldıkça ağırlaşır.

Öyleyse yaş kaç olursa olsun, insanın kendine söylemesi gereken şudur: “Ben hâlâ yürüyorum, hâlâ üretiyorum, hâlâ yaşıyorum.” Ve belki de hayatın sırrı tam da burada gizlidir: Durmamakta, hareket etmekte, her gün yeniden doğmakta. Çünkü yaşamak, oturarak değil; adım atarak güzelleşir. Hasan Dede’nin Hikayesi Küçük bir köyde yaşayan Hasan Dede, 82 yaşındaydı.

Her sabah güneş doğarken tarlasında yürür, ağaçları budar, toprağı eğerdi. Komşuları “Yorulmuyor musun, otursana!” derdi. O ise gülümseyerek cevap verirdi: “Ben durursam yaşlanırım. Hareket ettiğim sürece, hayat hâlâ benimle yürür.” İşte gerçek yaşama sevinci, basit bir adımda, küçük bir hareketle kendini gösterir.

Sonuç Unutmayın: Yaş almak, düşmek değil; yeniden kalkmak, yürümektir. Sağlığınız daim olsun. Sevgiler, saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!