Mazeretin Kılıfı

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsanoğlu bu lafı boşuna söylenmemiştir çünkü çok kurnazdır; istemediği şeyin kolaylıkla bahanesini bulur, istediği şeyin de çaresini… Bunun için bazı zamanlar düşündürücü bir soruyla karşılaşırız: Mazeret uydurmak, insan için bir zorunluluk mu, yoksa kişiliğinin kaybına işaret eden bir zayıflık mı? Bu konuda kaleme aldığım satırları sizinle paylaşmak isterim.

Mazeret, çoğu zaman insanın kendi vicdanıyla yaptığı gizli bir anlaşmadır. Bir bakıma kaçıştır; ama öyle alelade bir kaçış değil, süslü kelimelerle bezeli, haklılık payı kazandırılmaya çalışılan bir geri çekiliştir. İnsan, yükünü omuzlamakta zorlandığında, hatasını itiraf edecek cesareti bulamadığında veya gerçeğin çıplaklığından ürktüğünde mazertin gölgesine sığınır. Çünkü mazeret, hem karşısındakine hem de kendine söylenen ince bir tesellidir. “Ben yapmadım çünkü…” diye başlayan cümleler, çoğu zaman gerçeğin değil, korkuların ve eksikliklerin örtüsüdür.

Mazeret uydurmak acaba bir mecburiyetin doğal galibiyeti midir, yoksa şahsiyet kaybının bir dönümü müdür? İnsan, kendini aklama ihtiyacını bir zorunluluk gibi hissedebilir. Çünkü toplumsal baskı, otorite figürleri, başarısızlığın getirdiği utanç ve çevresel gözler, kişiyi gerekçeler üretmeye zorlar. Bazen bu, ruhun kendini savunma refleksi, bazen de insanın onurunu koruma çabasıdır. Bu yönüyle mazeret, adeta mecburiyetin doğurduğu doğal bir savunmadır. Fakat mesele orada bitmez. Bahaneler sürekli hale geldiğinde, kişi kendi hakikatiyle arasına duvar örmeye başlar. İşte o zaman, mazeret bir kalkan olmaktan çıkıp şahsiyet kaybının işareti haline gelir. İnsan niçin mazeretin ardına gizlenir?

Çünkü sorumluluk ağırdır. Kendi payını dürüstçe kabul etmek, nefsin en zor sınavıdır. Hata yaptığını söylemek, zaafını kabullenmek cesaret ister. Oysa mazeret, bu cesareti erteleyen, suçun gölgesini dağıtan bir perdedir. Birçok kişi için gerçeği konuşmaktansa bahane üretmek daha kolaydır. Böylelikle hem karşısındaki gözünde kendini korur, hem de iç dünyasında rahat bir köşe bulur. Ne var ki bu rahatlık, uzun vadede insanın kendi içindeki büyümesini engeller.

Kimi zaman da mazeret, kaçışın değil, teslimiyetin ifadesidir. Hayatın akışına direnemeyen insan, yenilgisine anlam katmak için bahanelere sarılır. Bir yolcu, yolda ayağı kayıp düştüğünde “Taş kaygandı” der; ama aynı yolda dimdik yürüyen başkasını görünce taşın değil, adımın mesele olduğunu fark etmez. İşte bu yüzden, mazeret insanın aynaya bakmaktan kaçındığı anların kılıfıdır.

Atalarımız, “Bahane, gerçeğin zayıf kardeşidir” derler. Gerçek, çıplak ve nettir; mazeret ise onun üzerine örtülmüş yamalı bir elbise gibidir. Fakat ne kadar özenle dikilirse dikilsin, dikiş yerlerinden sızan hakikati gizleyemez. Çünkü insan, içten içe bilir ki bahanelerle yaşamak, özgürlüğünü zincire vurmaktır. Bahane üreten, aslında yapabileceğini erteler; erteleyen de zamanla kendi potansiyelinin uzağında bir ömür sürer.

Tarihten nice örnekler vardır. Bir kumandan yenildiğinde hava şartlarını suçlamış, bir yazar eserini tamamlayamadığında ilham eksikliğini bahane etmiş, bir öğrenci başarısız olduğunda öğretmenini işaret etmiştir. Oysa aynı şartlarda kimileri zafer kazanmış, kimileri eser vermiş, kimileri başarıya ulaşmıştır. Bu durum, bize gerçeği fısıldar: Mazeret, koşulların değil, iradenin zayıflığında kök salar. Hayat, insana daima iki seçenek sunar: Ya sorumluluğunu alıp yoluna devam edeceksin ya da mazeretlerin ardına saklanıp olduğun yerde kalacaksın. Birincisi zor ama geliştirici, ikincisi kolay ama tüketici bir yoldur. İnsan, çoğu kez kolay olanı seçer, çünkü zorlukla yüzleşmek irade ister. Fakat unutmamak gerekir ki bahanelerin ardına sığınan, aslında kendi hayatını seyirci gibi izleyen kişidir. Belki de en doğrusu, mazereti bırakarak gerçeği tüm çıplaklığıyla kabul etmektir. Çünkü mazeretsiz bir itiraf, insanı özgür kılar; bahanelerle süslenmiş bir söz ise kişiyi kendi içine hapseder.

Bir bilgenin dediği gibi: “Bahaneleri olanın, özgürlüğü yoktur.” Sonuçta mazeret, insana geçici bir teselli sunsa da hakikati örtemez. Belki de en büyük erdem, mazeretsiz bir hayatın cesaretini gösterebilmektir. Mazeretsiz yaşantıda, mazeret üretme alışkanlığı olmayanlarla keyifleriniz, sefalarınız olsun.

Sevgi ve saygılar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!