Pişmanlık Duygusu

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Çok iyi bilinmesine rağmen hemen, hemen hiç akla getirilemeyen olgulardan biri, belki de en önemlisi zamanın geri getirilemeyeceğidir. Bunun gibi bir davranış biçimi de; yanlış ifade ya da uygulamalardan dolayı oluşan pişmanlık duygusu ayni şekildedir. O da geriye pek işlemez. Böyle olmasına rağmen öyle davranışlar içine düşülür ki; sonradan büyük pişmanlık duyulur ve üzüntü yapılır.

Bazen yapılan hatalardan ya da dile getirilen kırıcı sözlerden duyulan pişmanlığın telafisini için düşünülür, taşınılır, dizlere vurulur ama iş işten geçmiştir. Bundan dolayı da çok fazla sıkça kullanılan kelimeler vardır, bunlar hep pişmanlıkların itirafıdır. “ Eyvah “, “ Keşke”,” Tüh”, “ Çok üzgünüm”, “ kendimi affetmeyeceğim”, “ yazık ettim” “ Bi çuval inciri murdar ettik” ve buna benzer sözler… Teşbihte hata olmaz “ Elim kırılsaydı da.

Vurmasaydım”, “ Dilim kopsaydı da söylemeseydim”, “ keşke yapmasaydım, etmeseydim” diye dertleşilir durulur, dizlere de vurulur. Kardeşim madem bu kadar pişmanlık duyacaktın, kendini harap edecektin neden diline ya da yanlış icraatlarına gem vuramadın? Şimdi oturmuş, kendini sıkıntıya sokmuşsun şimdi dövünüp “ Vah vah” çekiyorsun zerre kadar, faydası var mı?

Eğer kırılan kalp ise o yenilenebilecek mi? Tabi davranışların her zaman kontrol altında tutulabilmesi mümkün değil. Söylenen kırıcı bir söz için, sözün sahibi kast edilerek “ Adamın ağzı torba değil ki ağzını bağlasaydım da söylemeseydi, söyledi işte”, gibi bir çok ifade ağızdan çıktı mı olay bitmiş olur Hayatın her döneminde, kimi zaman bir suskunluk, kimi zaman bir acele karar; bazen bir sözü fazla, bazen bir adımı eksik atarız.

Ardından gelen tanıdık duygu, içimizin kıyısına sessizce çöreklenir: işte o pişmanlıktır. Kimimiz yüksek sesle “keşke” deriz, kimimiz içimize gömeriz. Ama bir şekilde, geçmişle yüzleşmenin ağırlığını da ister istemez hissederiz. Pişmanlık duyduğumuz şeylerin başında, çoğu zaman “yapmadıklarımız” gelir.

Söylenmeyen sözler, atılmayan adımlar, ihmal edilen dostluklar, zamanında ifade edilmeyen sevgiler… Öte yandan, “yaptıklarımız” da yorar bazen. Öfkeyle alınmış bir karar ya da göz göre göre kaybedilen bir fırsat gidince kıymeti anlaşılan kişi Peki, pişmanlık duymamak mümkün mü? Belki tamamen değil ama onunla yüzleşmenin ve onu dönüştürmenin yolları var.

Öncelikle, kararlarımızı “anı kurtarmak” için değil, vicdanımıza uygun biçimde almak önemli. Anlık duygularla değil, değerlere yaslanarak hareket etmek bizi uzun vadede rahatlatır. Düşünerek konuşmak, dürüst ve nazik olmak, sevgiyi, özrü, takdiri ertelemeden söylemek; tüm bunlar pişmanlıkla aradaki mesafeyi sağlar.

Günümüzde insanlar en çok, kendilerini değil başkalarını memnun etmek için yaşadıklarında pişman oluyor. Sağlıklı olmayan ilişkileri sürdürmek, kötü alışkanlıklara teslim olmak, ertelemek, sağlığı ihmal etmek, iç sesini bastırmak… Bunların her biri, geç fark edilen derin boşluklar yaratıyor. Pişmanlık duymamak için yapmamız gerekenler kadar, söylemememiz gerekenlere de dikkat edilmelidir Suçlayıcı cümleler, yıkıcı sözler, geri dönüşü olmayan imalar… Bunlar sadece ilişkileri değil, insanın kendi iç huzurunu da sabote eden davranışlardır.

Öte yandan, sevgi, minnet ve özür gibi duygular ifade edildiğinde, zaman geçse bile şifalandırıcı bir etkisi olur. Ve pişmanlıklar nasıl telafi edilir? Eğer hâlâ zaman varsa: konuşarak, açıklayarak, samimiyetle ve davranışla. Eğer zaman geçmişse: ders çıkararak, aynı hatayı bir daha düşmeyerek. Pişmanlık bazen kaçınılmazdır, ama onun karşısında durup “Ben bundan ne öğrendim?” diyebilmek; büyük bir fazilettir ve geçmişi yük olmaktan çıkarır, geleceğe de rehber yapar.

Enteresan bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim yeni farkına vardım ve bunun için bu konuya dalış yaptım. Topluma olduğu gibi bana da bulaşan tedavisiz hastalık, telefonla haşır neşir olmak var ya, o uğraş bana yol verdi. Sabah uyanır uyanmaz telefonuma el atıp karıştırırken, çok önceleri yazıp göndermediğim bir mesajla karşılaştım.

Taslak kutusunda silmediğim bir sürü ıvır zıvırın içinde, sıkışıp kalmış, unuttuğum bir cümle: “Sana kızgındım, ama aslında seni kaybetmekten korkuyordum.” O mesaj ait olan yere nedense gitmemiş, orada sıkışıp kalmış. Mesajı göndereceğim muhatabım çoktan hayatımdan çıkmış, ve gitmiş. O da belki beni defterinden silmiş atmıştır.

İşte yeni fark edince, niçin geri dönüşü olmadığını anladım Bu defa, o birkaç kelimeyi neden ulaştıramadım diye derin üzüntüye düşünerek pişmanlık peydah oldu içimde. İşte o an anladım ve fark ettim ki, pişmanlık çoğu zaman sesini çıkarmayan bir duygunun yankısıymış. Hayatın her döneminde, kimi zaman bir suskunluk, kimi zaman bir acele karar; bazen bir sözü fazla, bazen bir adımı eksik atarız.

Ardından gelen tanıdık duygu, içimizin kıyısına sessizce çöreklenir: pişmanlık. Kimimiz yüksek sesle “keşke” deriz, kimimiz içimize gömeriz. Ama bir şekilde, geçmişle yüzleşmenin ağırlığını hissederiz. Pişmanlık duyduğumuz şeylerin başında, çoğu zaman “yapmadıklarımız” gelir. Söylenmeyen sözler, atılmayan adımlar, ihmal edilen dostluklar, zamanında ifade edilmeyen sevgiler… Öte yandan, “yaptıklarımız” da yorar bazen.

Kırıcı bir söz, öfkeyle alınmış bir karar ya da göz göre göre kaybedilen bir fırsat. Peki, pişmanlık duymamak mümkün mü? Belki tamamen değil. Ama onunla yüzleşmenin ve onu dönüştürmenin yolları var. Öncelikle, kararlarımızı “anı kurtarmak” için değil, vicdanımıza uygun biçimde almak önemli. Anlık duygularla değil, değerlere yaslanarak hareket etmek rahatlatır.

Düşünerek konuşmak, dürüst ama nazik olmak, sevgiyi, özrü, takdiri ertelemeden söylemek; tüm bunlar pişmanlıkla araya mesafe koyar. Günümüzde insanlar en çok, kendilerini değil başkalarını memnun etmek için yaşadıklarında pişman oluyor. Sağlıksız ilişkileri sürdürmek, kötü alışkanlıklara teslim olmak, ertelemek, sağlığı ihmal etmek, iç sesini bastırmak… Bunların her biri, geç fark edilen derin boşluklar yaratıyor insan bünyesinde.

Pişmanlık duymamak için yapmamız gerekenler kadar, söylemememiz gerekenler de var. Suçlayıcı cümleler, yıkıcı sözler, geri dönüşü olmayan imalar… Bunlar sadece ilişkileri değil, insanın kendi iç huzurunu da sabote ediyor, Öte yandan, sevgi, minnet ve özür gibi duygular ifade edildiğinde, zaman geçse bile hissedilir şekilde şifalandırıcı etkisi oluyor Hadi gari, bir de pişmanlıklar nasıl telafi edilir?

Biraz da bunun için tuşları kullanalım bakalım. Eğer hâlâ zaman varsa: konuşarak, açıklayarak, samimiyetle ve davranışla. Eğer zaman geçmişse: ders çıkararak, aynı hatayı bir daha yapmayarak. Pişmanlık bazen kaçınılmazdır, ama onun karşısında durup “Ben bundan ne öğrendim?” diyebilmek; geçmişi yük olmaktan çıkarır, geleceğe rehber yapar.

İyi düşünüp, iyi karar alınıp, ciddiyetle uygulanmalı sonradan, “Keşke aileme/sağlığıma/ruh halime daha çok zaman ayırsaydım.” Denilmemeli Değer vermediğiniz biri için sonradan keşke dememeniz için Davranış ayarlarını iyileştirin. Duygusal karar vermeyin. En kötü kararlar daima öfke, korku ve kibirle ortaya çıktığını katiyen unutmayın Yaşımızı başımızı aldık artık, nasihat verme zamanımız bir şeyin altını çizerek ifade edeyim: konuşmadan önce bir değil ik hatta üç kere düşünün “Bu sözü söyleyeyim mi, şimdi mi, bu tonda mı? ”diye.

Unutulmamalıdır ki; kırmadan dürüst olmak, en sağlıklı iletişim biçimidir. Geri dönüşü olmayan sözleri tutmamak pişmanlığı azaltır. Makam, mevki zenginlik, güzellik hepsi boştur bunun kibirle hareket etmeyin, mütevazi olun samimi olarak duyguları ifade etmekten çekinmeyin, bir şey kaybetmezsiniz, Zamanında özür dilenmeyi unutmamalısınız, kararlarınızı cesurca almalısınız, teşekkür, sevgi, takdir saklanmamalı, kapanmamış defterler açık bırakılmamalı.

Çok sık kullanılır siz siz olun “Senin yüzünden…” gibi suçlayıcı cümleleri terk edin, “Keşke seni hiç tanımasaydım…” gibi yıkıcı ifadeler yerine “ İyi ki seni tanımış oldum” deyişini kullanın Alaycı, küçümseyici, imalı sözlerden kaçının. Gururlanmayın, “ Sizden de büyük Allah” vardır, hiç kimse bulunmayan Bursa kumaşı değildir, zaten mezarlıklar da bulunmayan insanlarla doludur.

Doğrudan konuşarak. İçten bir özür, doğru bir açıklama mucizevi etkiler yaratabilir. Yazımı uzatmamak burada kısa kesmek için bir iki laf daha edeyim sonra nokta koyayım, Daima hayatta en güç olanı seçin ve eyleme geçerek, lafla değil, davranışla yanlışlıkları düzeltin Her şeyde olduğu gibi, ders çıkararak kendinizi de affetmeyi ihmal etmeyin, başka birine aynı hatayı yapmamaya söz verin . Yine unutmayın bazen telafi edememek de bir telafidir: “Bir daha asla aynı körlükte davranmayacağım.” deyin gitsin.

Yine şimdiki gibi kısa bir yazımda sağlıkla buluşmak dileğiyle

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!