Yetenek

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

İnsanın doğasıyla ilgili en çok tartışılan konulardan biri yetenektir. Çoğu kişi, bireylerin ciddi bir zafiyetleri yoksa mutlaka bir yetenek taşıdıkları konusunda hemfikirdir. Ancak yeteneğin asıl sırrı, onun farkına varmakta yatar. Çoğumuz, sahip olduğumuz becerileri sıradan bir alışkanlık yahut tesadüfi bir eğilim gibi görürüz.

Oysa insanın varlığını derinden etkileyen, çoğu zaman gizli kalmış ve keşfedilmeyi bekleyen bir yön vardır. Ben de uzun süre kendime şu soruyu sormamıştım: “Acaba ben yetenekli miyim?” Bu soru, sanki başkalarına aitmiş, bana dokunmazmış gibi yaşıyordum. Fakat merak ağır basınca, kendi içime eğilip bir muhasebe yapma ihtiyacı hissettim.

Önce kişiliğimin bariz bir yanıyla karşılaştım: aceleciliğim. Hep telaşlı, hep bitirme kaygısıyla yaşayan bir yapım vardı. Düşündüm; acaba bu hız, bu sabırsızlık da bir yetenek midir, yoksa yalnızca bir huyun gölgesi mi? Geçmişte yaptıklarımı ve yapmaya çalıştıklarımı bir film şeridi gibi önüme serdiğimde, başkalarının bana dair söylediklerini daha iyi anladım.

Haklılık payları vardı. Benim de farkında olmadığım, bazısı açık bazısı gizli kalmış yeteneklerim vardı. Mesela el becerilerimde hiçbir eğitimim olmadığı hâlde şaşırtıcı bir yatkınlık buldum. Onarım işlerinde, kimi zaman başkalarının saatlerce uğraştığı bir meseleyi kolayca çözebiliyordum. Bunun tesadüf olmadığını, içten gelen bir yönelim olduğunu sonradan kavradım.

Yetenek dediğimiz şey çoğu zaman işte böyle fark edilir: İnsan doğal bir akış içinde yapar, ama başkalarının dikkatini çeken de o kendiliğindenlik olur. Derinlere indikçe, gizli kalmış yönlerimi de keşfettim. Küçücük boncuklarla başlayan uğraşım neredeyse yüz tabloya dönüştü. O tablolar, sabrın ve inceliğin görünür hâliydi.

Yazdığım şiirlerde ise kelimeler, zihnimin kıvrımlarında saklı duran bir cevheri gün yüzüne çıkarıyordu. Bunların hiçbirini özel bir marifet saymadan, doğal bir eğilim gibi yapıyordum. Şimdi ise biliyorum: bunlar bana ait, bana özgü, bir parmak izi gibi biricik. Aslında yetenek yalnızca büyük sahnelerde parlayan bir ışıltı değildir.

Bazen bir melodiyi mırıldanırken, bazen bir düşünceyi berrak bir cümleye dökerken, bazen de bir eşyanın kırık parçasını onarırken kendini gösterir. İnsan ruhunun kıyılarında saklı kalan o cevher, doğru zamanı bekler. Farkına varan için bu, içten gelen bir armağandır. Çünkü yetenek yalnızca elin ya da gözün değil, aynı zamanda kalbin ve zihnin de işidir.

Tam da burada kader devreye girer. Çünkü her yetenek, sahibini bir yola çağırır. Eğer o çağrıya kulak verilmezse, kaderin sunduğu imkân heba olur. Ama duyulduğunda, yetenek pusula gibi yön tayin eder. Belki de kader, insanın içine yetenek kılığında gizlenmiştir. Tesadüf sandığımız karşılaşmalar, aslında kaderin, yeteneğimizi işlevli kılmak için ördüğü ince bağlardır.

Bir an gelir, bir el becerisi hayat kurtarır; bir başka an, bir söz kalpleri iyileştirir. O anlarda anlarız ki yetenek yalnızca kişisel bir kıvılcım değil, kaderin bize yüklediği bir sorumluluktur. Ve daha da ötesi, her yetenek aslında bir emanettir. Emaneti saklamak, geliştirmek ve geleceğe taşımak gerekir.

Kullanılmayan yetenek körelir; ama sevgiyle işlenirse hem sahibini besler hem de çevresini aydınlatır. Yetenek, yalnızca bireysel bir zenginlik değil, topluma verilmiş bir armağandır. Bu yüzden yetenek, yük değil; insanın elinde ışığa dönüşen bir taştır. Aristoteles’in dediği gibi: “Mükemmeliyet, bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” Yetenek, kaderin sunduğu imkân; alışkanlık ise o imkânı hak eden çabadır.

Bu noktada anlatılan meşhur bir anekdotu hatırlamak gerekir. Genç bir keman öğrencisi, ustasına hayranlıkla sorar: “Sizin gibi çalabilmek için ne yapmalıyım?” Usta gülümseyerek cevap verir: “Günde sekiz saat çalışmalısın, yirmi yıl boyunca.” Öğrenci şaşkınlıkla sorar: “Bu kadar zor mu?” Usta ise şöyle der: “Hayır, sadece bu kadar kolay.

Yetenek sana kapıyı aralar, ama içeri girmek için çaba göstermek senin kaderindir.” İşte buradan çıkarılacak ders açıktır: Yetenek körelmesin istiyorsak, sabır, emek ve süreklilik şarttır. Sabır, insanı aceleciliğin gölgesinden çıkarır; emek, yeteneğin ham taşını işleyip cevhere dönüştürür; süreklilik ise yeteneği kalıcı ve anlamlı kılar.

Yetenek, kaderin sunduğu bir armağan olabilir; fakat onu yaşatan ve ona yön veren, insanın gösterdiği özendir. Sonunda anladım ki yetenek bir hediyedir; ama o hediyeyi geleceğe taşıyabilmek, onu iyileştirici ve yönlendirici bir ışığa dönüştürebilmek bizim seçimimizdir. Kader yeteneği avuçlarımıza bırakır; ama onunla hangi yolu yürüyeceğimizi biz belirleriz.

Sevgiler saygılar

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!