Felâh: Kurtuluşun ve Huzurun Adı

3 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Dünya yolculuğunun huzurla, âhiret yolculuğunun umutla tamamlanmasına “felâh” denir. Bu, insana verilmiş en büyük müjde, en kıymetli nimettir. İnsanoğlu tarih boyunca bir şeylerin peşinde koşuşturur.. Kimisi malda, kimisi şöhrette, kimisi iktidarda aradı bu koşuşmayı. Fakat asırlardır değişmeyen bir hakikat vardır: Gerçek koşuşma, dışarıdan değil içeriden başlamaktadır.

Asıl mesele, kalbin selâmete kavuşmasıdır. İşte bu yolculuğun adı felâhtır: tehlikelerden kurtulup, hem dünyada hem âhirette mutluluğa erişmek… “Felâh” kelimesi, yalnızca sıkıntıdan kurtulmayı değil; huzura, mutluluğa ve güvene kavuşmayı da içinde barındırır. Bir bakıma, dünya yolculuğunun selâmetle tamamlanıp, âhiret durağında mutlulukla taçlanması olarak değerlendirilmektedir.

Atalarımız der ki: “Nefsiyle savaşan, en büyük fetih sahibidir.” Zira nice insan dış düşmanını yener ama içindeki ihtirasın esiri olur. Felâh, işte o esaretten kurtulup kalbi özgür kılmaktır. Dünya saadetinin anahtarı da, ebediyetin kapısını açan maymuncuk da budur. Bir anekdot nakledilir: Bir bilgeye, “Mutluluğun yolu nerededir?” diye sorarlar.

Bilge, gülümseyerek cevap verir: “İnsanın aradığı mutluluk, başkasının elinde değil; kendi gönlünün derinliklerindedir. Ona ulaşmak için hırsları terk et, şükrü kuşan, felâh sana açılır.” Bu söz bize şunu hatırlatır: Felâh, dışarıda aranacak bir liman değil; iç dünyamızda keşfedeceğimiz bir sığınaktır.

İmtihanlarla dolu bu hayat yolunda, başımıza gelen her fırtına bizi ya kırar ya da güçlendirir. Sabredenin, şükredenin, kalbini temizleyeninin payına ise felâh düşer. Hazreti Ali şöyle buyurur: “Dünyada hırstan uzak duran, âhirette felâha erer.” Yani kurtuluş, hem bu dünyada huzurla yaşamak hem de öte dünyada güvenle uyanmaktır.

Bir başka hikâye de şöyledir: Köyün birinde yaşlı bir çiftçi, yıllarca çalışıp toprağını işlemiş ama büyük bir kazanca kavuşamamış. Komşuları onun talihsizliğine acırken, o her zaman şükrederek sabretmiş. Bir gün fırtına çıkmış, köydeki birçok tarlayı mahvetmiş. Ama yaşlı çiftçinin tarlası, sabrı ve düzenli emeği sayesinde ayakta kalmış.

İnsanlar ona koşup, “Sen ne yaptın da böyle kurtuldun?” diye sorduklarında şu cevabı vermiş: “Ben fırtınaya değil, Rabbime güvendim. Felâh, insanın elinden değil, O’nun takdirinden gelir.” İşte bu kıssa bize gösterir ki, felâh yalnızca maddi bir kurtuluş değildir; kalpteki teslimiyetin, gönüldeki şükrün sonucudur.

Unutmayalım: Felâh, yalnızca sıkıntıdan kurtulmak değil; yeniden doğmaktır. Felâh, karanlığı yarıp çıkan sabahın ışığıdır. • Felâh, nefesin daraldığı yerde açılan umuttur. Felâh, “ben yaptım” demekten kurtulup, “O diledi, ben de vesile oldum” diyebilmektir. Kısacası, felâh hem yolun sonundaki menzil, hem de yolculuğun bizzat kendisidir.

Ona ulaşan, dünyanın geçici sevinçlerini aşar; kalıcı mutluluğun ebedî kapısına varır. Ve nihayet… Felâh, arayanın sonunda vardığı menzil değil, yol boyunca hissettiği huzurdur. Kim ki sabrını yoldaş, şükrünü azık, teslimiyetini pusula kılar; O kişi hem dünyada hem de âhirette felâha erer. Gökyüzü nasıl sabahın ışığıyla aydınlanırsa, gönül de felâhın nuru ile parıldar.

Ve insan anlar ki: Gerçek kurtuluş, kalbin Rabbine kavuştuğu Ve nihayet… Felâh, arayanın sonunda vardığı menzil değil, yol boyunca hissettiği huzurdur. Kim ki sabrını yoldaş, şükrünü azık, teslimiyetini pusula kılar; O kişi hem dünyada hem de âhirette felâha erer. Gökyüzü nasıl sabahın ışığıyla aydınlanırsa, gönül de felâhın nuru ile parıldar.

Ve insan anlar ki: Gerçek kurtuluş, kalbin Rabbine kavuştuğu andır. rabbim, kalplerimizi felâha erenlerden, yolumuzu selâmete çıkanlardan eylesin.

Sevgi ve saygılar

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!