Arkadaşlık
Bu yazıyı paylaş:
Muhtemelen şahit olmuşsunuzdur; bazıları iç çekerek, "Eski bayramları çok arıyorum" der. Bu söz belleğimde bir kapı açar her duyduğumda. Çocukluğumun ortaokul yılları gelir gözümün önüne. Henüz dünyayı yeni tanımaya çalışan bir delikanlıyım. Okulda Türkçenin yanına İngilizce öğrenmeye başlamışız. Kelimeler birer birer zihnimize işleniyor, cümleler kurdukça ufkumuz genişliyordu.
Yeni bir dil öğrenme sevinci de benliğimizi kaplıyordu. Ama ne gariptir ki, o cümleler hiçbirimizde diyaloğa dönüşemedi. Ta ki bir gün, dünyayı kasıp kavuran bir uygulama duyulana dek, o "Pen Friend"di. Sınıfta herkes heyecan içindeydi. Mektup yoluyla yabancı ülkelerden arkadaş edinerek, dilimizi pekiştirecektik.
Kim akıl etmişti, kim başlatmıştı bilinmez. Ama bildiğim bir şey vardı: kısa bir süre sonra ben, Almanya'dan sarışın, mavi gözlü bir kızla mektuplaşmaya başlamıştım. Onu hiç görmemiştim, sesini de duymamıştım. Adını nereden öğrendim, adresini nasıl ele geçirdim hatırlayamıyorum. Ama hatırlayabildiğim şey, her mektubumuzda birbirimize daha da yakınlaşıyor olmaktı.
Çünkü kenarları tırtırlı pembe kağıtlı mektuplarımızın her satırında yeni bir dostluğun filizlendiğini karşılıklı olarak hissediyorduk. Belirttiğim gibi, zarflarımız sıradan beyaz değil, gönüllerde yer edecek bir sıcaklık için pembe olurdu. Kağıtlara sinen mürekkep de, işte tertemiz kalpteki oluşan sıcaklığı taşırdı.
Yazılarımı da beni beğenebilsin diye büyük bir özenle yazardım. Kaligrafimi de bu gayretim sonucu geliştirdim. Ümit ediyordum ki, kalp atışlarının hızlandığı bu uygulama lisanımı da ilerletecekti. Birbirimize küçük hediyeler de gönderiyorduk. Ben o yıllarda Türkiye'de bulunmayan Hohner marka pompalı bir mızıka istemiştim.
Beni kırmadı ve gönderdi. Elime geçtiğinde dünyalar benim olmuştu. Dudaklarıma götürdüm, ilk nefesle birlikte ince bir melodi yükseldi. Sanki dostluğun sesiydi o. Bugün nefesim eskisi gibi değil, mızıkayı zor çalabilirim. Ve mızıka şimdi bende değil; artık torunum Ateş'in ellerinde, geleceğe taşınan bir hatıra olarak varlığını sürdürüyor.
Ama devir değişti, insanlar da... Mektupların heyecanı, görmeden kurulan platonik dostlukların tatlı telaşı tarihe karıştı. Yerini birkaç dakikada kurulan arkadaşlıklara bıraktı. Oysa gerçek arkadaşlığın ölçüsü hızda değil, sadakattedir. Montaigne'nin dediği gibi, "Gerçek dostluk ruhların evliliğidir." İnsan bazen dostunu bir insanda bulur, bazen bir melodide, bazen de bir doktorun hastasına gösterdiği şefkatte.
Kiminin kısa sürer, kiminin ömür boyu devam eder, kiminin ise izleri ebediyete karışır. Ben bu konuda hem bahtiyarım, hem de hüzünlüyüm. Annemin ve babamın devlet memurluğu sebebiyle Anadolu'nun birçok şehrinde bulunduk. Her taşınmada geride dostlar bıraktım. Çocukluk arkadaşlarımı kaybetmenin burukluğu hâlâ içimde bir sızı gibi durur.
Fakat 1955'te İzmir'e yerleşince kurduğum dostluklar öyle sağlam kök saldı ki, onlar benim için "kadim dost" kavramının canlı örnekleri oldular. Zamanın dişleriyle aşınmayan, yıllar boyu değerinden hiçbir şey kaybetmeyen o bağlar, bana hayatın en kıymetli armağanı gibi geldi. Yıllar sonra bir dost meclisinde yine arkadaşlıktan söz açıldığında, içimizden biri gülerek, "Ben de bir zamanlar Pen Friend denemiştim ama tek bir cevap bile alamadım," dedi.
İçimden güldüm, hatta "Ne beceriksizmiş" diye de içimden geçirdim. O an kendi gençliğim gözümün önünden geçti; pembe zarflar, uzak bir ülkeden gelen satırlar, bana ulaşan bir mızıkanın sevinci... O dostumun hiç başlayamayan arkadaşlığıyla benim hatıralarım yan yana gelince şunu düşündüm: Ne garip...
Aynı dönemde aynı heyecanla başlamışız ama yollarımız farklı sonuçlanmış. Kimi hiç kavuşamamış, kimi de yıllar boyu unutulmayacak hatıralar edinmiş. İşte o gün anladım ki, arkadaşlık da tıpkı hayat gibi, herkese farklı yüzünü gösteriyor. Kimine yarım kalmış bir hikaye, kimine ömür boyu saklanan bir hazine oluyor.
Ve aslında her ikisi de insana bir şey öğretiyor. Çünkü arkadaşlık, nefesin yetmediği yerde bile hatıralarıyla çalmaya devam eden bir mızıkadır. Arkadaş, insanın gölgesi değil; yanında yürüyen ışığıdır. Arkadaşlık öyle bir sırdır ki, zaman aşındırmaz, mesafe ayıramaz. Hz. Mevlana der ki: "Dost, incitmeyen ve incinmeyendir." Yol uzun, hayat çetin olsa da; arkadaş omzu insana memleket olur.
Arkadaşlık üzerine yürekten söylenen şu ifadeleri çok beğenirim: "Arkadaşlık, her şeyi daha güzel yapan bir mucizedir." "Senin gibi bir arkadaşım olduğu için gerçekten çok şanslıyım." "Bağımız her zaman güçlü kalacak canım arkadaşım." "İyi ki varsın arkadaşım, seninle anılar, hayatımın en özel köşesinde saklı!" "Seninle her şey daha güzel, her an daha değerli." "Arkadaşlık, yan yana olunmasa bile kalpten bağlılıktır." Arkadaşlıklarımız daim olsun.
Sevgiler, saygılar.