Tarafsız Olmak

4 görüntülenme

Bu yazıyı paylaş:

Beni en fazla düşündüren konulardan biri taraf olmak ve tarafsız kalmak meselesidir. Çoğu zaman tarafsızlığın gerçeği yansıtmak, farklı görüşlere eşit mesafede durmak ve nesnellik sağlamak anlamına geldiği söylenir. Oysa ben bu kanaatte değilim. Hatta kesinlikle inanamam. Çünkü hiç kimse bütünüyle tarafsız değildir. Sessizlik bile bir yöneliştir, bir tarafı seçmektir.

Yıllar önce bir köşe yazımda şunu ifade etmiştim: "Medyadaki köşe yazılarında, sohbet ya da tartışma ortamlarındaki konuşmalarda çoğu kez belirtilen 'tarafsızım' ifadesini hiç ciddiye almam; sarf edilen bu sözcüğün benim nezdimde zerre kadar kıymeti harbiyesi yoktur." Aradan yıllar geçti ama kanaatim değişmedi.

Çünkü bu sözcüğü kullananlar çoğu zaman hem kendilerini kandırmakta hem de okurlarını, izleyicilerini aptal yerine koymaktadır. Adamı her gün okuyorsun, herifi her gün dinliyorsun; fikri saplantısının mikron ötesine geçmiyor, bildiğimiz doğruları çarpıtıyor, yalanları düzüyor, kendi açısından hakikatleri eğip büküyor.

Sonra da kalkıp utanmadan "tarafsızım" diyebiliyor. Ne büyük riya! Halbuki bir köşe ele geçirmişsen, silahını hangi doğrultuda kullanacaksan mertçe kullanmalı, ama sahtekârlık yapmamalısın. Çünkü siyaset yapan da, siyaseti yorumlayan da tarafsız olamaz. Benim açımdan bu ortamdakilerin tarafsız olmaları, bir bakıma şahsiyetsizliktir.

Mutlaka taraf olacaksın ama, kabul edilen doğruları dile getirip düzgün adam olmak için gayret göstereceksin. Haksızlık karşısında tarafsız kalmak aslında en keskin tarafı seçmektir: güçlüden yana tarafı. George Orwell'in dediği gibi: "Tarafsızlık, çoğu zaman güçlüden yana olmaktır." Zalimin karşısında susmak, zulmün ortağı olmaktır.

Victor Hugo da boşuna dememiştir: "Karanlığa lanet okumaktansa bir mum yakmak gerekir." İnsan, ya bir mum yakar ya da karanlığın sessiz ortağı olur. Tarih de bize bunu defalarca göstermiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında "tarafsız kalmayı" seçen birçok devlet, işlenen zulümlere göz yummuş, sessizlikleriyle zalime güç katmıştır.

Bugün de manzara farklı değildir. Gazze'de gözlerimizin önünde yaşanan kıtlık ve soykırıma karşı dünya kamuoyunun büyük kısmı "tarafsız" görünmekte, sessizliğiyle zulme payanda olmaktadır. Oysa tarih bir kez daha gösteriyor ki tarafsızlık, mazlumun değil zalimin işine yarar. Kendi hayatımızda da tablo farklı değildir.

İnsan, iş hayatında, dostluklarda, aile içinde bile tarafsız olamaz. Sessiz kalmak, görmezden gelmek, "ben karışmam" demek, aslında bir karışmadır. Tarafsızlık kisvesiyle geçiştirilen nice tavır, aslında dolaylı bir tercihin ifadesidir. Çünkü insanın özü budur: İnandıkları, değerleri, idealleri vardır ve bunlar kaçınılmaz şekilde tarafını belirler.

Marcus Aurelius'un dediği gibi: "Bir insanın değeri, tarafını seçtiği şeyle ölçülür." Asıl mesele tarafsız görünmek değil, hangi tarafı seçtiğinin farkında olmak ve bundan kaçmamaktır. Bugün televizyon ekranlarında izlediğimiz tartışma programları bana hep aynı sahneyi hatırlatır. Yıllar önce izlediğim bir programda, "tarafsız" olduğunu iddia eden bir yazar, ağır eleştiriler sıralamış, sonunda "uzun adam istifa etsin" diye kestirip atmıştı.

Karşısındaki gazeteci dosyasını açıp, "Ama sen daha geçen yıl bu adamı göklere çıkarıyordun, o neydi peki?" diye sorunca, ortalık birden sessizliğe bürünmüştü. Dut yemiş bülbül misali, sözde tarafsız üstat susmuştu. İşte tarafsızlık iddiasının çöküşü tam da buradadır: önce kendini, sonra herkesi kandırmak.

Sonuçta şuna inanıyorum: Tarafsızlık bir hayaldir. İnsan var oldukça, yüreği attıkça, aklı bir şeylere bağlandıkça taraf olmaktan kurtulamaz. Asıl erdem, tarafını saklamak değil, tarafını dürüstçe ortaya koymaktır. Kim olduğunu, nerede durduğunu bilmek ve gösterebilmektir. Çünkü tarafsızlık çoğu zaman, gölgesiz bir ağaç gibi faydasızdır.

İnsan, hakkın yanında durduğu sürece değer kazanır. Ve şu unutulmamalıdır: Tarih, tarafsızları değil; ya zalimin safında duranları ya da mazlumun yanında duranları yazar.

Bu yazıyı puanlayın
Yorumlar (0)

Yorum Yap

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!